Ana içeriğe geç
Sözlük

tutma ile cümle

tutma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Toprağın su tutma kabiliyetini ve havalanmasını arttırır.Имеют способности к управлению водой и полёту.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.В свободное время любил рыбалку.
Zar suyu emer, yük tutma kabiliyetindeki artış ve kapasitans (direnç) ölçülür.Он как забирает (запирает) воду, так и приносит её избыток (наводнение, ливни).
Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.Обличал ли он, — его обличение трогало сердце и возбуждало раскаяние.
Hükümet sözünü tutmamış, halk deyişiyle Osmanlılığını yapmış, haksızlığını ve adaletsizliğini sergilemişti.При этих словах весь народ, позабыв ссоры, закричал, что он достоин и праведен.
Edebiyat çevirisi Ramiz Abbaslı’nın yaratıcı hayatında özel bir yer tutmaktadır.Перевод художественной литературы занимает особое место в творческой жизни Рамиза Аббаслы.
Ertem Eğilmez'in bu film için ona “Eğer bu film tutmazsa senin hayatın başlarken biter.Теглайн фильма: Пока он жив — бой не закончен!.
Şevkiye Cansu’yu alabilmek için kızları bir arada tutmaya çalışır.Он останавливается чтобы поговорить с девочками-зайчишками.
Bu kuş türü utangaçtır ve kendilerini gizli tutmaya çalışırlar.В этот период птицы молчаливы и ведут себя скрытно.
Balık tutma sporu ve dalgıçlık burada popüler sporlardır.Гольф и рыболовный спорт также являются популярными видами спорта.
Balık tutmak isteyenler için de iyi bir seçim.Для любителей рыбной ловли имеется возможность ловить рыбу.
Amanda, Michael'e çocuklarını Trevor'dan uzak tutmasını söylemektedir.Нифти советует сыну держаться от неё подальше.
Avukat tutmadı, hep kendi kendini savundu.Они отказались от адвокатов и защищали себя самостоятельно.
Annesi onu sinemadan uzak tutmak istese de o hep bir aktris olmak istedi.В то же самое время, однако, по словам её матери, она всегда хотела быть актрисой.
Bu yüzün iki ucunda Dioskuruslar atların yularlarını tutmaktadırlar.Для украшения рисовали на обеих сторонах крупах коней круглые пятна.
Günlük tutmaktır."Ежедневник».
Sam ve halkı Aşağı Şehri ellerinde tutmayı başarıp akademiye devam ettiler.Сим и его народ сохранили за собой контроль над Нижним городом и поддерживали там деятельность академии.
Muggle'ları büyünün varlığından bihaber tutmak için çok büyü çaba sarf edilmektedir.Министерству Магии становилось всё сложнее скрывать от магловского общества правду.
Orayı tutmak istiyorlardı.Он должен был держать их.
Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklığı dengede kalır.И в зависимости от того, на какую высоту поднималась вода, можно было определить температуру.
Aralarında bir birleşme olmadı zira kraliçe Victoria kızını hayatının sonuna kadar yanında tutma arzusundaydı.Герцогиня стала близкой подругой королевы Виктории до конца жизни.
Bir gülüş uğruna harcanmış hayatların muhasebesini tutmaya mecalim kalmadı artık.Уверяю вас, вы теряете со мной время, которое могли бы провести, наслаждаясь её улыбками.
Hatta bu arkadaşlık sığınma evinden çıkarak birlikte ev tutmaya kadar ilerler.Влюблённым ничего не остаётся, кроме как сбежать из дома.
Filmin tutması üzerine dört devam filmi daha yapıldı.К фильму вышло четыре продолжения.
Suçsuz bir adamın ölümünden bizi sorumlu tutma.Никто не хочет брать на душу убийство невинной женщины.
Ölümünden sonra, Göktürkler bu dini tutmadılar.Несмотря на мучения, святые не отреклись от веры.
Ayrıca belirtmeliyim ki bu çağrı günümüz Türkiye’sini ve Türk hükümetini sorumlu tutmak için değildir” dedi.Но я могу вас заверить, что не работаю ни на американское, ни на русское правительство».
Ben de buna biraz ışık tutmaya çalışıyorum.Меня ставили, чтобы испробовать освещение.
Özellikle doğu roma imparatorluğuna ait ait kalıntılar büyük yer tutmaktadır.Городище, находившееся на крайней восточной периферии Римской империи, оставалось заброшенным.
Stalin, birliklere ne pahasına olursa olsun mevzilerini tutmalarını emretti.Греческим частям было приказано удерживать занятые позиции любой ценой.
Dışkısını tutmak veya bırakmaktan haz duyarlar.Или подчиняешься, или уходишь.
Yayıncı bu oranı mümkün olduğu kadar yüksek tutmak zorundadır.Подобный покрой камеры позволяет максимально увеличить её объем.
Zengin kesimin buna dayalı olarak kendilerini geri tutmaları bu modelin gerçekleşmesi için şarttı.Для полноценности модели мы требуем, чтобы это свойство выполнялось.
Kartlar hesap bakiyesini tutmaz veya muhafaza etmez.Счета сохранны, но не сведены.
Grósz avlanmaktan ve balık tutmaktan hoşlanırdı.Любили охотиться и рыбачить.
Saldırgan karşılık gelen “gizli” anahtarı gizli tutmaktadır.Соответствующий «частный ключ дешифрования» остается закрытым.
Ama yine tutmadı.Не возобновлялся.
Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılıkta köyün ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır...Маленький, но очень любопытный поросёнок живёт в деревне.
DHZB'de büyük anevrizmalarda operasyonlarda derin hipotermi ve bir dolaşım tutma yöntemi kullanılıyor.При операциях на обширных аневризмах в DHZB используют метод глубокой гипотермии и остановки кровообращения.
Bu bakımdan köy oldukça önemli bir yer tutmaktadır.Для того времени это довольно крупный населённый пункт.
Kelime manası, kendini tutmak, bir şeyden el çekmektir.Нет, говорить так — значит бежать от правды.
Hepburn, tüm hayatı boyunca Hicks'in bir fotoğrafını " mütevazi tutması" için yatak odasında tuttu.احتفظت هيبورن بصورة لهيكس في غرفة نومها طوال حياتها لـ" بتواضعي."
Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.وقيل أصل الهمزة واو لأنه من الوله، فالإله توله إليه القلوب أي تتحير.
Hikâye, Naiee adlı erkek çocuğun annesinin mezarında matem tutması ile başlar.يبدأ الفيلم ب‌نوح وهو فتى صغير، حيث يشهد مقتل والده لامك على يد توبال قايين.
Hayvanat bahçesi yetkililerinin onu canlı tutmasının hayvan koruma mevzuatına aykırı olduğunu belirtti.وأوضح مسؤلو حديقة الحيوان أن حبسه حياً يخالف تشريعات حماية الحيوان.
Her nasılsa Michelangelo parayı kendisinde tutmayı başardı.ومع ذلك سمح مايكل أنجلو للحفاظ على نصيبه من المال.
Otomobil, günümüz gündelik yaşamında çok önemli bir yer tutmaktadır.فأصبحت السيارات تحتل مكاناً هاماً في الحياة اليومية.
22 Temmuz günü Rumlar geri dönüp köyü yeniden top ateşine tutmaya başladı.و في 22 يوليو/تموز عاد الجنود مرة أخرى إلى القرية و بدأوا في قصفها بالمدفعية مرة أخرى.
Newton'ın hareket yasaları tutmak gerekiyordu.قوانين نيوتن للحركة .
Taraftarları arasında İtalyanlar önemli bir yer tutmaktaydı.وقد ضمّت بين صفوف أتباعها عددًا كبيرًا من الإيطاليين.
20 Temmuz 1974 günü, üç Rum zırhlısı köyü top ateşine tutmaya başladı.و في يوم 20 يوليو/تموز عام 1974 ملاديًا، بدأت ثلاث مدرعات يونانية بقصف القرية بالمدفعية.
Esmé'nin tırnakları yenmiştir ama konuşma boyunca saçlarını düzgün tutmak için çaba harcar.تغلبت أسماء على اظافرها ولكن طوال المحادثة كانت تبذل قصارى جهدها من أجل الحفاظ على شعرها مرتب .
Kurbanı sakin tutmaya çalışın.الحفاظ على هدوء الضحية.
Oyundaki başarı göstergeleri pozitif bütçeyi korumak ve vatandaş memnuniyetini yüksek tutmaktır.ومؤشرات النجاح هي: الاحتفاظ بميزانية موجبة وسعادة المواطنين.
Craze, boş vakitlerinde balık tutmaktan hoşlanmaktaydı.وقد كانت براون تحب صيد الثعالب دائما.
Unutma eğrisi bellekte tutmanın zamanla azalması varsayımıdır.والآن دعونا نفترض أننا نتخلي عن فرضية أن الساعات متزامنة.
Alman harekât planı ise batı yönünde olabildiğince hızlı hareket etmek ve bu koridoru açık tutmaktır.الطريقة الأفضل هنا هي أن تتجه إلى الجسر المتحرك بأسرع ما يمكن.
Aynı zamanda hücre gelişimine katkıda bulunur, kanın şeker seviyesini ortalama düzeyde tutmaya yardımcı olur.أيضاً، مغذية طويلة الأمد ،وتساعد على الحفاظ على نسبة السكر في الدم بمستوى ثابت.
Tutmak için bir de sapları bulunur.وهناك أيضا مآزر من تغطي الأكمام.
Orayı tutmak istiyorlardı.هذا للمحافظة عليه .
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod