Ana içeriğe geç
Sözlük

tutma ile cümle

tutma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Ara sıra bacakları tutmamaz olur.Nunca se deben tener las piernas rectas.
Muggle'ları büyünün varlığından bihaber tutmak için çok büyü çaba sarf edilmektedir.Una gran cantidad de esfuerzo se dedica a evitar que los muggles sepan sobre la magia.
"SuSE" artık resmi olarak herhangi bir tarafı tutmamaktadır.El sínodo de Teosofía ya no mantiene una existencia separada.
NEZGEP : Kadınlarda başa takılan, başı sıcak ve saçları düzgün tutmaya yarayan başlıktır.Cuello: Debe ser fuerte y bien proporcionado en relación con el cuerpo y cabeza.
Kartlar hesap bakiyesini tutmaz veya muhafaza etmez.Si lleva o no contabilidad.
Diğer Wii oyunlarında da olduğu gibi Wii Remote, FIFA 10'un oynanışında da önemli yer tutmaktadır.Al igual que los demás juegos de la serie Wii, este integra los Miis en el juego.
İrlanda'ya dönünce, herkes Brooklyn'e dönen Eilis burada tutmak için gizlice anlaşmış gibi görünmektedir.En Irlanda, todo el mundo parece estar conspirando para evitar que Eilis se vaya.
Kahveyi yerden uzak tutmak için kahve filtresi.Filtrar el agua para eliminar las hojas.
Şehirde diğer sporlar da şehrin kültürel yaşamında önemli bir tutmaktadadır.Algunos eventos deportivos ya son tradición en la ciudad.
Elinde bir el feneri ve 9mmlik Luger tabanca tutmaktaydı.Entonces disparó con una Luger 9mm.
Tutmak için bir de sapları bulunur.Tiene también un bastón para dar golpes.
D)Öğleden sonra balık tutmaya gidecegiz.Por las tardes pescaban.
Bu etki birinin kırmızı bir spotu beyaz bir kağıda tutmasına benzer.El efecto es muy parecido a si uno tuviera que enfocar una luz roja sobre una hoja blanca.
Tüm bu sorulara olumlu yanıtlar verebilen bir bileşen örneği arabanın yolcu tutma(restraint) sistemidir.Un ejemplo de un componente que pasa todas las pruebas del coche es un sistema de sujeción de pasajeros.
Bugüne kadar Dearden ailesi malikane arazisinin alt sahipliliğini elinde tutmaktadır.En la actualidad los descendientes de Saravia mantienen el control económico de las tierras.
Başını bıçakla yarar, ayaklarına çekiçle vurur, gözlerini sürekli parmakları ile açık tutmaya çalışır.Usar golpes de mano abierta, o meter los dedos a los ojos.
Çocukların ellerini çabuk tutmaları gerekmektedir.En tales casos las manos deben rematarse rápidamente.
Bunun yanında orada bir ev ve kendisine bakacak bir kadın tutmaları lazımdı.Allí son llevados a una habitación y atendidos por una mujer.
Suçsuz bir adamın ölümünden bizi sorumlu tutma.No asesinar al inocente 35.
Ben de buna biraz ışık tutmaya çalışıyorum.Esto conserva el detalle del relieve.
Kelepçe, bir kişinin bileklerini birbirine yakın tutmak amacıyla tasarlanmış alettir.Esposas, dispositivo de seguridad diseñado para mantener juntas las muñecas de un individuo.
Orayı tutmak istiyorlardı.Tenía que mantenerlas.
Bu tür hipotez bilimsel araştırmalarda yan tutmamanın gereğidir.El Papel de la Hipótesis en la Investigación Científica.
Tutmaç aşı da denir. ^Son los llamados sitios de cura.
Sebastian, Hodge'ı öldürür ve diğerlerine herkesi güvende tutmak için yaptığını söyler.Hodge luego es asesinado por Sebastian quien dice que lo hizo para mantenerlos fuera de peligro.
Claire, Aaron'ı tutmasına izin verir.Jack le pide a Aaron que cuide sus espaldas.
Erkek bir elini karısının omzuna koymuş, diğer elinde ise bir rulo tutmaktadır.Su victoria postura es más bien femenina, sosteniendo con una mano en sus caderas, y la otra a su cara.
Giyimin en önemli özelliklerinden biri de onu giyen kişiyi rahat tutmaktır.Y sin duda el más especial de todos es el que le lleva a vestirse de novia.
Ayrıca imparatorun bir takım tutması da kabalık kabul edilirdi.También era inaudito que el emperador visitara a un plebeyo.
Evde kalmayı balık tutmaya tercih ederim.Preferisco restare a casa che andare a pescare.
Onun için sözünü tutmak kolay değildi.Non è stato facile per lui mantenere la promessa.
Bir söz verirsen, onu tutmalısın.Se fai una promessa, devi mantenerla.
Verdiğim sözleri tutmak isterim.Voglio mantenere la promessa che ho fatto.
Bir avukat tutmalıyım.Devo prendere un avvocato.
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.Google garantisce di non trattenere i dati dei clienti.
Stalin, birliklere ne pahasına olursa olsun mevzilerini tutmalarını emretti.Stalin allora ordinò alle sue truppe di mantenere le posizioni a qualsiasi costo.
Artık ihtiyacın olmayan eşyaları üzerinde tutma.Non mantenere ciò che non ti serve.
Nubya gibi yabancı toprakların fethi, ülke dışında sürekli bir garnizon tutmayı gerektirmiştir.Le conquiste di territori stranieri, come la Nubia, imponevano una forza permanente da stanziare all'estero.
Asla yas tutmayacağım!’Non ti abbandonerò mai!"
Bu antlaşma ile Fransa, sadece birkaç limanı elinde tutma hakkıyla yetinecekti.Come risultato del trattato, la Francia fu in grado di garantirsi solo alcuni porti costieri sul Mediterraneo.
BDNF özellikle uzun süreli hafıza için önemli bir yer tutmaktadır.Il BDNF riveste di per sé un ruolo importante per la memoria a lungo termine.
Fransızlar buna karşın Arras'ı tutmayı başarmışlardır.Arras rimase comunque in mano francese.
Balık tutmayı çok sever ve her zaman yanında yarı olta yarı şemsiye olan bir eşya taşır.Ama pescare e porta sempre con sé la sua canna da pesca ovunque egli vada.
Hiçbir sözünü tutmaz.Ma lei non mantiene la promessa.
Halen 3000 metre Avrupa rekorunu elinde tutmaktadır.Detiene il record nazionale dei 3000 metri siepi.
Yaygın olarak insanların el ve ayaklarını tutmaz hale getirirler.Generalmente sono presenti dei sostegni per tenersi con le mani o le gambe.
Mahalleye yılda bir iki kez kar yağar ama tutmaz.Piccole nevicate avvengono una o due volte l'anno.
Bu yapının inşa edilmesindeki temel amaç Ohio Irmağı vadisini Fransız denetiminde tutmaktı.Fu costruito per assicurare che la Valle dell'Ohio rimasse sotto controllo francese.
Çocukların ellerini çabuk tutmaları gerekmektedir.Le mani dei bambini.
Sözlerimi tutmak zorunda mıyım? (…) benim başlangıcım gülmek ve güldürmektir.Gelos (Γέλως), spirito del ridere e della risata.
Şarkının temasında bir erkek bedenini cennetteki bir yıldızla bir tutmaktadır.Il testo della canzone affianca il corpo maschile al corpo celeste delle stelle.
İmparator, elinde bugün tahrip olmuş olan bir mızrak tutmaktadır.Nella sua mano sinistra, doveva tenere un caduceo che è scomparso oggi.
D)Öğleden sonra balık tutmaya gidecegiz.Il mattino dopo e per alcuni giorni esce con lei a pescare.
Unnur ondan boşandıktan sonra, Unnur'un babasıyla dövüştükten sonra aldığı çeyizi elinde tutmaya devam eder.Dopo che Unnur ebbe divorziato da lui, Hrútur trattenne la dote sfidando il padre di Unnur a combattere.
Elinde bir el feneri ve 9mmlik Luger tabanca tutmaktaydı.Quindi sparò loro con una Luger da 9 mm.
Kaplıcalar ilçe turizminde önemli bir yer tutmaktadır.Ans è una località di primaria importanza nel ciclismo.
Ferruh da sırrını tutmaya söz verir.Brandon promette di mantenere il suo segreto.
Konya ilinin tarımsal sulamasında önemli bir yer tutmaktadır.Per lui, la Commissione svolge un cruciale nel preservare il patrimonio nazionale.
Tutmak (T): Bir nesneyi elle tutmak.Lu puann: copricapo di panno.
Hayaletleri yumrukla tehdit ederken tutmayın beni diye bağırır.Minaccia dagli abissi Non mordermi sul collo!
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod