Ana içeriğe geç
Sözlük

tutma ile cümle

tutma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Oynayan oynamayan bütün arkadaşlar kendilerini hazır tutmaya çalışıyor.Spieler, die ihren Tipp nicht erfüllen konnten, bleiben stehen.
Fakat Dış İşleri Bakanı Kun, güçleri elinde tutmaktaydı.Solange sich das Außenwerk in der Hand der eigenen Truppen befand, konnte es diese Aufgabe erfüllen.
Aynı zamanda hücre gelişimine katkıda bulunur, kanın şeker seviyesini ortalama düzeyde tutmaya yardımcı olur.Außerdem sollen Hungergefühle vermieden werden können und der Blutzuckerspiegel niedrig gehalten werden.
Kalbi uyanık tutmak gerekir.Vergeblich beschwört er sein Erwachen.
Eşinin ölümünden Tyrion'u sorumlu tutmaktadır.Enttäuscht über den Verrat tötet Tyrion sie.
Yazdığı şarkı sözleri hayatını farklı açılardan gün ışığına tutmaktadır.Für seine Lieder lässt er sich vom täglichen Leben inspirieren.
Kilise'de peygamberlik kavramı çok önemli bir yer tutmaktadır.In der Katholischen Kirche spielt der Begriff noch eine große Rolle.
Minikleri diğer insanlardan gizli tutmaya çalışır.Dadurch können Neuankömmlinge die Bewegungen von den anderen Kindern abschauen.
Oysa A bunların hiçbirisini hatırlamaz, ama kendisini de tamamen X'ten uzak tutmaz.Dessen Antwort ist jedoch eindeutig, er distanziert sich vollends von Max.
Kelime Arapçada ḥ-f-ẓ kökünden gelmektedir ve koruyucu, tutma anlamlarına gelmektedir.Der Vorname stammt aus dem Arabischen und bedeutet übersetzt so viel wie Beschützer oder Wächter.
Nakarat kısmı "Hiç kimseyi seninle aynı tutmak olur mu?Keiner ist wie du Bedingungslos Kommst du mit ihr?
13 yıl önce verdiği bir sözü tutmasının zamanı gelmiştir.Seine angenommene Lebensdauer beträgt 13 Jahre.
Acelemden dolayı taksi tutmak zorunda kaldım.Comme j'ai été pressé, j'ai dû prendre un taxi.
Eğer yarın balık tutmaya gitmezsen, ben de gitmem.Si tu ne vas pas pêcher demain, je n'irai pas non plus.
Baba balık tutmaya gitti.Père est allé à la pêche.
Bunu gizli tutmak niyetinde değildim.Je n'avais pas l'intention de la garder secrète.
Ben her gün günlük tutmayı zor buldum.J'ai trouvé difficile de tenir un journal tous les jours.
Gözlerimi açık tutmam lazım.Il faut que je garde les yeux ouverts.
Onu aklımda tutmalıyım.Je dois le mémoriser.
Bu antlaşma ile Fransa, sadece birkaç limanı elinde tutma hakkıyla yetinecekti.À la suite du traité, la France n'a pu maintenir que quelques ports.
Google, müşterilerin verilerini tutmadığını beyan etti.Google déclare ne pas être propriétaire des données des clients.
Fransızlar buna karşın Arras'ı tutmayı başarmışlardır.Les Français, cependant, réussissent à tenir Arras.
Yahudileri, atalarının yaptıklarından sorumlu tutmak Kuran dışı bir görüştür.Nous sommes fâchés avec ce que leurs ancêtres ont commis.
Artık ihtiyacın olmayan eşyaları üzerinde tutma.Ne gardez pas ce dont vous n'avez pas besoin.
Ancak, siyahın birincil amacı 4...d6 ile merkezi güçlü tutmak olmalıdır.Au lieu de cela, les Noirs devraient se contenter de tenir le centre 4...d6.
Plan B Entertainment filmi finanse ederken, Paramount filmin dağıtım haklarını elinde tutmaktadır.Plan B Entertainment financera le film et Paramount gère les droits de distribution.
Don Pasquale verdiği sözü tutmamaktadır.Scène 2 : Don Pasquale n'en peut plus d'attendre sa promise.
Yaşar Büyükanıt ise Avukat dahi tutmam.Un avocat général n'est pas un avocat.
Orayı tutmak istiyorlardı.Ils voulaient l'en empêcher.
Newton'ın hareket yasaları tutmak gerekiyordu.Voir les lois du mouvement de Newton.
Çocukların ellerini çabuk tutmaları gerekmektedir.Il faut des filles au plus tôt.
BDNF özellikle uzun süreli hafıza için önemli bir yer tutmaktadır.Le BDNF lui-même est important dans la mémoire à long terme.
Çünkü, burada Breslin'i bir ömür boyu tutmak istemektedirler.Gustave Flaubert lui en gardera pourtant rancune toute sa vie.
Bazı arkadaşlarının derslerine yardımcı olup, Sarp'ı doğru yolda tutmaya çalışıyor.With a Little Help from My Friends joue sur Sgt.
Çocuklarımı ve karımı tutmaya çalıştım ama başaramadım.L'enfant et sa bonne le cherchèrent, mais sans succès.
Nakarat kısmı "Hiç kimseyi seninle aynı tutmak olur mu?Allez m’ackiser. ‘-Vous croyez que vous n’avez pas besoin de quelqu’un d’autre?
Mahalleye yılda bir iki kez kar yağar ama tutmaz.La neige tombe environ deux fois par an sur les collines et une ou deux fois en plaine.
Birleşik Krallık, 1829'da Avustralya'nın batı bölümünü kontrol altında tutmaktaydı.Le Royaume-Uni revendiqua formellement la partie occidentale de l'Australie en 1829.
Herkesi türban giymeye mecbur tutmaktaydı.Toute la population est obligée de porter le turban.
Ancak yeni İmparator Macrinus onu yasaklamadı ve parasını elinde tutmasına izin verdi.Le nouvel usurpateur Macrin ne l'exile pas et l'autorise à conserver sa fortune.
Protestan iş etiği toplumun kültüründe önemli bir yer tutmaktadır.La religion protestante tient une place primordiale dans la vie de la communauté.
Asla yas tutmayacağım!’Il ne m’a jamais pardonné ! ».
Sergei ise her şeyden Katerina'yı sorumlu tutmaktadır.Gally rend Thomas responsable de tout ce qui arrive.
Tüm bu sorulara olumlu yanıtlar verebilen bir bileşen örneği arabanın yolcu tutma(restraint) sistemidir.Un exemple de composants qui répond à tous les tests est le système d'immobilisation des passagers.
13 yıl önce verdiği bir sözü tutmasının zamanı gelmiştir.Mission 2 : Une Promesse Faite il y a 13 Ans.
Ben de buna biraz ışık tutmaya çalışıyorum.Maintenant, j’ai une doublure lumière.
Annesi onu sinemadan uzak tutmak istese de o hep bir aktris olmak istedi.Ses parents voulaient initialement l'éloigner du monde théâtre mais elle souhaitait devenir actrice.
Charlie Sheen balık tutmaktan ve şiir yazmaktan zevk alır.Ibrahim Kaypakkaya aimait lire et écrire des poèmes.
Balık tutmak isteyenler için de iyi bir seçim.C'est un bon appât pour les pêcheurs.
Giyimin en önemli özelliklerinden biri de onu giyen kişiyi rahat tutmaktır.Fait intéressant, l'un de ses costumes lui sauva la vie.
Ethan Claire'e onu uysal tutmak ve mutlu kalmasını sağlamak için ona sakinleştiri verir.Heureusement, Claire réussit à la calmer et arrivent à destination.
Ancak Peter, karısına verdiği tutmaz ve partide içki içer.Henry n'étant pas arrivé, ils passent la soirée ensemble à boire et discuter.
Tutmak için bir de sapları bulunur.Il renfermerait aussi des saponosides.
İsmi söylenen kişi topu tutmaya çalışır.Celui qu’on accusoit s’apeloit Piles.
Becker çocuklarının eğitiminde sanat, edebiyat ve müzik çok önemli bir yer tutmaktaydı.L’art, la littérature et la musique occupaient une place essentielle dans l’éducation des enfants Becker.
Ancak, ajansın kendisini bir aktör olarak başlatma sözünü tutmamasından dolayı istifa etti.Cependant, il démissionne après que l'agence ait rompu la promesse de le faire devenir acteur.
İmparator, elinde bugün tahrip olmuş olan bir mızrak tutmaktadır.Il tenait dans sa main un objet aujourd’hui disparu.
AEGEE, kar amacı gütmeyen bir organizasyon olup, herhangi bir politik taraf tutmaz.L'AEGEE est une organisation indépendante qui n'est liée à aucun parti politique.
Ancak hayvanat bahçesi yönetimi, Knut'u henüz tutmak istediklerini söyledi.PETA Allemagne avait demandé plusieurs fois au zoo de déplacer Knut.
Genelde buraya dua etmek ve dilek tutmak için insanlar geliyor.Les gens prirent l'habitude de s'y retrouver pour prier.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod