Bu film tutku ve bir aşk üçgeni hakkında.Романът представя история за любовен триъгълник.
Otomobil tutkusunun farkına burada vardı.Особено внимание се обръщало на боядисването на колата.
Tom ve Mary tutkuyla öpüştü.Том и Мери се целунаха страстно.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku (2014) - Arif Behzat Ç.Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku (2014) - Ариф Бехзат Ч.
Güç tutkusu onu ne pahasına olursa olsun en üste çıkmaya itti.Politički buntovan što je za cijenu imalo njegov život.
Yemek tutkunudur."Novinarstvo je strast.
O sıralar müzik onun en çok tükettiği tutkusuydu.Glazba je, međutim, ostala njegova istinska strast.
Ancak müzik tutkusu ağır geldi.Strast prema glazbi bila je jača.
Fakat müzik tutkusu ağır bastı ve İrlanda barlarında şarkı söylemeye başladı.Kada bi bila pijana, pjevala bi irske pjesme.
Dikilitaş dağıtımı yapar, yabandomuzu tutkunudur.To popularno naslovljeno djelce posjećuje svom ujaku Utješinoviću.
1923'te ilk kitabı olan Buenos Aires Tutkusu (Ferver de Buenos Aires)'i çıkardı.Njegova prva kolekcije pjesama Fervor de Buenos Aires objavljena je 1923. godine.
Yaşamındaki tek tutkusu arabalardır.Omiljeni hobi su mu auti.
Günümüzde aşklar bu aşamalara uğramadan en son tutkuya ulaşmaktadır.To im je i zadnje pojavljivanje u doigravanju do danas.
Tutkulu bir fotoğrafçıdır.Bio je strastveni publicist.
Dans onun için bir tutkudur.Jej vášňou je tanec.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Bol tiež vášnivým poľovníkom.
Alışveriş tutkunu, kredi kartını ele geçirdiğinde yakıyor.Nákupné maniačky Páli jej to!
Aynı zamanda tutkulu bir fotoğrafçıydı.Bol aj vášnivým amatérskym fotografom.
Bu aktivitelerin hiçbirini tutkuyla yapmamış fakat dans etmeyi çok sevmişti.On však nevyťažil nič z týchto dobrých ponúk, hoci politiku vášnivo miloval.
Tutkusunu ve belagat yeteneğini ilk dönem eserlerine de yansıtan Hugo bu sayede genç yaşında şöhrete kavuştu.Zanietenie a výrečnosť Hugovej ranej tvorby mu už v mladosti priniesli úspech a slávu.
1923'te ilk kitabı olan Buenos Aires Tutkusu (Ferver de Buenos Aires)'i çıkardı.Svoju prvú zbierku poézie vydal v roku 1923 pod názvom Vrúcnosť Buenos Aires (Fervor de Buenos Aires).
Yaşamındaki tek tutkusu arabalardır.Je slobodný a medzi jeho záľuby patria autá.
Öncelikle şehirde futbol tutkusu körüklenmişti.V meste vypukol futbalový ošiaľ.
Parti birliği ve tutkunluğu için mücadele, Juche'nin yerleştirilmesi çalışmaları olmaksızın düşünülemezdi.Či už to bol záujem o zjednotenie, alebo úsilie o zamedzenie slávenia Paschy.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Bil je tudi strasten lovec.
"Zott tutkuyla kaliteli süt" programı, tüm Zott Alman süt üreticileri için ilk adımda bahsedilir.Program "Kakovostno mleko Zott s strastjo" v prvem koraku naslavlja vse proizvajalce mleka Zott v Nemčiji.
Ted'in çocukluğunda da en büyük tutkusu mimar olmaktı.Že od otroških let je bilo gledališče njegova največja strast.
Bu aşırı müzik tutkusu yüzünden derslerini ihmal ediyordu ve birkaç kez okuldan uzaklaştırıldı.S posvečanjem glasbi pa je zanemarjal svoje šolske obveznosti in pogosto izostajal od pouka.
Tutkuları ise onun ölümüne giden yolun hazırlayıcısıdır.Njegova pot iskanja lahko predstavlja tudi njegovo življenjsko pot.
Aynı zamanda tutkulu bir fotoğrafçıydı.Bil je tudi zelo spreten fotograf.
Son filmi ise 1974'te çevirdiği "Tutku".Njegov zadnji film je That Obscure Object of Desire, ki ga ustvari leta 1977.
Bu film tutku ve bir aşk üçgeni hakkında.Zaznamujeta jo ljubezenski trikotnik in tema prešuštva.
O sıralar müzik onun en çok tükettiği tutkusuydu.Zlasti glasba pa se je očetu zdela največje zapravljanje časa in denarja.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Įdomu tai, kad jis buvo ir demonų medžiotojas.
Yaşamındaki tek tutkusu arabalardır.Pomėgis – automobiliai.
Aynı zamanda tutkulu bir fotoğrafçıydı.Taip pat jis buvo pianistas mėgėjas.
Ben sadece tutkuya inanırım.Religija – animizmas.
Beş yaşından itibaren keman dersleri almaya başlamış, ve bu sıralarda müziğe olan tutkusunu keşfetmiştir.Būdamas penkerių pradėjo mokytis groti smuiku ir atrado potraukį muzikai.
Ugo Foscolo'nun yapıtlarında tutkulu bir duygusallıkla biçimsel yetkinlik birleşti.Gustavo Adolfo taktika buvo pagrįsta efektyvia ugnies galia.
Yemek tutkunudur.Pvz., mitybos agaras.
Kore sineması ve dramalarına tutkulu, bu ülkedeki görüntü yönetmenlerinden ilham alıyor.Aistringas Korėjos kinui ir dramoms, jis semiasi įkvėpimo iš šios šalies kinematografininkų.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Oli kirglik jahimees.
Ama Mary Jane'de babasını görme isteğini bir tutku haline gelmiştir.Mary kirjast Jane'ile nähtub, et Mary oli talle selle eest tänulik.
Hayat hikayesi, aşk, ölüm, acı, zevk ve tutku.Albumi teemadeks on elu, armastus, surm, valu, rõõm ja kirg.
Tutkulu bir fotoğrafçıdır.Ta on harrastusfotograaf.
İtaatkâr Yahudiler tutkun olmayı, her gün düşüncelerinde ve eylemlerinde uygularlar.Noored armastajad saavad oma tahtmise nii töös kui igapäevases elus.
Buna rağmen Tal sigara tiryakisi ve içki tutkunuydu.Printsi pildistati, kui ta hoidis käes sigarit ja kokteili.
Motosiklet ve otomobil tutkunu Atasoy bu dönemde ralli yarışlarına da katıldı.Lõbusõit ja võistluspurjetamine on läbi aegade ikka käinud käsikäes.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.18세 쯤이 되자 저는 책에 깊은 열정을 가지게 되었습니다.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.A 18 ans, j'avais une profonde passion pour les livres.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.A los 18 años, había desarrollado una profunda pasión por los libros.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.Aos 18 anos, eu tinha uma enorme paixão por livros.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.Arrivato a 18 anni, avevo una profonda passione per i libri.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.Când ajunsesem la 18 ani deja avem o pasiune adâncă pentru cărţi.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.Đến tuổi 18, tôi đã có đam mê mãnh liệt với đọc sách.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.Gdy skończyłem 18 lat miałem zakorzenioną miłość do książek.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.Keď som mal 18, vášen pre knihy sa prehĺbila.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.Ketika saya 18 tahun, saya sangat gemar terhadap buku.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.Mire tizennyolc éves lettem, szenvedélyesen beleszerettem a könyvekbe.
18 yaşıma geldiğimde kitaplara derin bir tutku duyuyordum.Tegen mijn 18de verjaardag had ik een diepe passie voor boeken.