Ben sadece tutkuya inanırım.Мысль как страсть.
Anne ve babası matematik öğretmeni olan Zernike, özellikle babasının fiziğe karşı olan tutkusunu paylaştı.Родители были учителями математики, и он приобрёл страсть отца к физике.
Aralarındaki ilişki tutkulu bir aşka dönüşür.Их знакомство перерастает в страстную любовь.
Bu ön çizimler, resimlerin oldukça tutkulu olacaklarını gösteriyordu.Казалось невероятным, что эти руки могут писать такие мощные полотна.
Kayakla atlayış sporcularının çelik gibi sinirlere ve yükseklik tutkusuna ihtiyaçları vardır.Имеет железные нервы и хватку, а также стальной характер.
Ben bir İtalyan olarak duygularaim çaresiz bir tutku gibidir."От моей гордости за итальянского рабочего я не мог ожидать так много».
Stone teklifi kabul etti çünkü Chazelle yapım konusunda çok tutkuluydu.Стоун приняла предложение сняться в «Ла-Ла Ленде» потому, что Шазелл был очень увлечён своим проектом.
Bu arada Temmuz 1830 Fransız Devrimi devrimci tutkusunu daha da pekiştirdi.В 1830 году под влиянием Французской июльской революции произошла Бельгийская революция.
Ama Prens'in Baba'sının yerine geçmek gibi gizli bir tutkusu vardı.Но Принц Тьмы хранил в себе тайное желание занять место отца.
Motosiklet tutkusunun ardından ralliye merak sardı.Страсть к велосипедным прогулкам они сохранили и впоследствии.
Bu film tutku ve bir aşk üçgeni hakkında.Сюжет фильма повествует о любовном треугольнике.
Özarı'nın oyuncu olarak kariyeri, koç olma tutkusu yüzünden erken sona erdi.Карьера Озары в качестве игрока закончилась рано из-за его желания стать тренером.
Ama pek az kimse bu tamamen tutkusuzluk haline erişebilir.Но мало кому удаётся добиться такого разрешения.
Yazma tutkusu ise zamanla en büyük silahı haline gelecekti.كان سيكون الميل إلى الكتابة أكبر سلاح مع مرور الوقت .
Burası kuş gözlemcileri ve yaban hayat tutkunları için bir cennettir.كما تعد جنة لمراقبي الطيور وعاشقي البرية.
Bu aktivitelerin hiçbirini tutkuyla yapmamış fakat dans etmeyi çok sevmişti.لم تتابع أي من تلك الأنشطة بشغف ابدا على الرغم من أنها احبت الرقص.
"İnegöl'den Şükriye Tutkun geçti"."صفوان بن المعطّل رضي الله عنه".
Mayer aynı zamanda tutkulu bir gitar koleksiyoncusudur ve 2006 yılında koleksiyonu 200 parçayı aşmıştır.وماير أيضا من الهواه المغرمين بجمع الجيتارات حيث تجاوزت مجموعته في عام 2006 ما يقرب من 200 قطعة.
Otomobil tutkunları birçok zorluk çeker.وجذب عشاق السيارات العديد من التحديات.
Gençlik Tutkusu (Passion of Youth)nda belirttiği üzere: "Bir daha ne vatanımı ne de sahip olduklarımı gördüm.كتب رايش في يومياته: "لم أرَ قط أيا من وطني أو ممتلكاتي مرة أخرى.
(Zevklere kapılma, ihtiras, maddi tutkular.)فالأولى عبادة رغبة وطمع، والثَّانية عبادة خوف ورهب .
Bu tanışma giderek tutku dolu bir birlikteliğe dönüşür.تحول عملية الضرب إلى جمع متكرر.
Ve aşkın en son aşaması tutkuya geldik.وآخر عمل شعري له كان الآن وقت تبادل الحب.
Küçüklükten beri beraberdirler ve birbirlerine içten içe tutkundurlar.يعتمد الصِّغار على أنفسهم بالكامل منذ تفقيسهم.
1923'te ilk kitabı olan Buenos Aires Tutkusu (Ferver de Buenos Aires)'i çıkardı.كانت أولى مجموعات بورخيس الشعرية تحت عنوان حماس بوينس آيرس (Fervor de Buenos Aires) في عام 1923 م.
Filmlerinde gerilim, cinayet, tutku, psikolojik rahatsızlıklar gibi temaları işler.تدور موضوعات أفلامه حول التشويق والجريمة والهوس والاضطرابات النفسية.
Rati cinsel zevk, bedensel tutku ve cinsellik anlamına gelir.تتسم الحميمية الجسدية بـ الجنس الرومانسي أوالعاطفي و الارتباط أو النشاط الجنسي.
Kitap toplamak onun için bir tutku halini almıştı.وبدلاً من إرجاع الكتب، نال فضوله منه.
Tutku taşıyan kişi: ölümle İsa gibi benzer şekilde yüzleşen kişidir.Um portador da paixão é uma pessoa que enfrenta a sua morte uma maneira parecida com a de Cristo.
Hayat hikayesi, aşk, ölüm, acı, zevk ve tutku.Uma viagem emocional, a história da vida, amor, morte, dor, alegria e paixão.
İlk ses dersini aldı ve tiyatral müziğe olan tutkusunu keşfetti.Ela começou depois a ter aulas de canto e descobriu sua paixão pelo teatro musical.
RyanSeacrest.com'dan Maritess Calabria, şarkı için "akıcı ve tutkulu" dedi.Maritess Calabria de RyanSeacreast.com elogiou a canção como "suave e sensual".
Yarışa açlığı ve tutkusu onun yeteneğini 12 yaşında belli ettirmeye başladı.Um dos fatos que demonstram sua paixão e necessidade pela corrida aconteceu aos doze anos.
Zaten hayattaki en güçlü tutkusu da müziktir denebilir.Minha maior paixão será sempre a música.
Josh Holloway'in kariyer tutkusu onu Los Angeles'a taşıdı ve "Doctor Benny" isimli komedide rol aldı.O interesse pela carreira de ator levou Josh para Los Angeles, onde começou a carreira no seriado Dr. Benny.
Bu film tutku ve bir aşk üçgeni hakkında.É uma comédia sobre um triângulo amoroso.
Ama pek az kimse bu tamamen tutkusuzluk haline erişebilir.Talvez você esteja pensando que tudo isso é no mínimo complicado.
Ben sadece tutkuya inanırım.Acreditamos na inspiração da emoção.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Era um caçador temível.
O sıralar müzik onun en çok tükettiği tutkusuydu.Deste ponto em diante, a música nunca deixou de ser a coisa mais importante da vida dele.
Grubun bütün elemanları gibi o da bir motor tutkunudur.Como todas as espécies deste grupo, necessitam de muita interação.
Kitap aşk, yenilgi ve tutku temaları üzerine kuruludur.O livro explora os temas de ódio, vingança e culpa.
Prokofyev'in hayatı boyunca bu ikili (müzik ve satranç) bir tutku olarak kaldı.Paralelamente, Prokofiev aprendeu xadrez, uma paixão que se manteve por sua vida.
Diğer bütün kaynaklar "Jeanne d'Arc'ın Tutkusu" şeklinde kayıt düşmüşlerdir.Entre suas fontes está a "História" de João de Epifânia.
Tutkulu bir fotoğrafçıdır.Ele é um fotógrafo profissional.
Dans onun için bir tutkudur.Experiência é, nesse sentido, uma paixão.
Ancak, bir lisans öğrencisi olarak Hall, bu yıllarda biyolojiye olan tutkusunu keşfetti .Echter als eerstejaarsstudent vond hij zijn passie in de biologie.
Ona tutkuyla aşık olur.Hij wordt passioneel verliefd op haar.
Ayrıca tutkulu bir avcıydı.Eveneens was hij een begeesterd jager.
Aynı zamanda tutkulu bir fotoğrafçıydı.Zij was overigens ook een gepassioneerd fotograaf.
Daha sonra tutkular ve susuzluk (Tanha) oluşmaya başlar.Hierna worden de huiden nogmaals gewassen en gedroogd.
Daha sonra öpücük tutkulu bir hal alır.Er volgt een gepassioneerde kus.
Anastasia tutkulu milyoner Christian Grey ile yaşadığı ilişkisini geride bırakmaya çalışmaktadır.Ze verbreekt alle contact met de miljardair Christian Grey.
Dans onun için bir tutkudur.Het dansen bleef aantrekkelijk voor haar.
Viyana'da geçirdiği yıllarda ise ömür boyu en büyük tutkusu olacak edebiyatla ilgilenmeye başlar.Tijdens zijn jaren in Wenen werden filosofie en letterkunde zijn grootste interesses.
İnsan tutkularının ve doğasının bastırılmasına inanmaz.Hij gelooft niet het recht te hebben de hartstochten van de mensen op te zwepen.
Ben sadece tutkuya inanırım.Alleen het geloof.
Bu film tutku ve bir aşk üçgeni hakkında.De film gaat over een bruidsschat en de Schotse zuinigheid.
Bu tanışma giderek tutku dolu bir birlikteliğe dönüşür.De vereniging veranderde steeds meer naar gezelligheidsvereniging.
Jeanne d'Arc'ın Tutkusu 1928 Fransa yapımı sessiz filmdir.La Passion de Jeanne d'Arc is een film uit een van de laatste jaren van de stomme film, 1928.