Ana içeriğe geç
Sözlük

tutar ile cümle

tutar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Toplam satış tutarı; 26,486'dır.売上本数は26,786本。
Birlikte kaybettikleri annelerinin yasını tutarlar.両親を失った亮を引き取って一緒に暮らしている。
Compiler tip bilgilerini tutarak JavaScript çıktısını optimize eder.後者は、型情報を抽出することで、JavaScriptの出力を最適化する。
Hayvancılık ekonomide önemli bir yer tutar.畜産も経済に重要な地位を占めている。
Genel uygulamada dönemsel borç tutarının belirli bir oranı asgari ödeme tutarı olarak belirlenir.債務削減措置 一定の条件のもと、債務の総額を削減する。
Bu dönemde birinci köpek sahibine oldukça yüklü tutarlar ödül olarak verlmiştir.ある場合には犬の飼い主に犬1頭1ドルの税金を課すことを論じた。
6 ve 4'ü basılı tutarken önyükleme yapmak, 64-bit çekirdeği destekleyen makinelerde K64'i önyüklemeye zorlar.64ビットカーネルをサポートする機種で、6と4キーを押し続けて起動するとK64で起動できる。
Bu botlar ayaklarını çok sıcak tutar.とても暖かい靴である。
Bu pullar, darphanede basılan özdeş pullardan 10-20 kat daha yüksek tutarlara alıcı bulabilmektedir.ハブは、ブレードが発生するドラッグの10~20倍の荷重に耐えられるように設計されている。
Elinde beyaz ve çok uzun bir asa tutar.かなりの長身で白人的な濃い顔をしている。
Bill, Doktor'un cesedinin üzerinde yas tutar.そこには博士の遺体が横たわっているだけであった。
Birisinde Hisa çay bardağı tutar, birisinde yelpaze tutar.坂口が乾杯の音頭をとり、リング上で酒盛りを行う。
Böylece oldukça pratik bir şekilde ebeveynler her çocuk için bir ana açık anahtar tutar.すなわち、末代の子供は、初代の親からの特徴をすべて備えている。
Lawrence bu olay için güzel avukat Alex’i (Jessica Biel) tutar.リップシュタットは今回の事件のためにイギリス人事務弁護士アンソニー・ジュリアス(英語版)を雇った。
Bektaşi inançlı Dadaliler, camiye gider, vakit namazlarını kılar, oruç tutarlar.すると海神は出迎えて拝(おろが)み、招き入れて慇懃(ねんごろ)(丁重)に慰め奉る。
Hatırlıyorum, tanımadığımız insanların ellerinden tutarak Whitehall Sokağı ile gidiyorduk.彼らを探して彷徨う中、サバイバリストのウィーリーと遭遇。
Görelilik kuramının tutarlı olduğu düşünülmektedir.連続性の仮定は重要である。
Otto'nun annesi ölür ve Otto bu ölümden kendini sorumlu tutar.しかし、オットーの母の死をきっかけにオットーは家を出、二人は離ればなれとなる。
Ayağı sıcak tutar.四肢が冷たい。
Genelde trajik bir maske, nadiren bir bıçak tutarken resmedilir.倒すと巨大肉切り包丁を稀に落とす。
Abide için gerekli tutar halkın gönüllü bağışlarıyla elde edildi.節約した費用はボランティアの観測者に与えた。
Güçlü ve üstün vücudunun içinde, Digimonları aşacak gizli gücü tutar.巨大で強靭な身体は底なしの体力を持ち、手にした杖で強力な雷の魔術を操る。
Örneğin buz erimesi esnasında ısıda bir azalma olmaksızın sistem ısıyı tutar.また、氷が張ると集熱しない。
Bu, Standart Model ile deney arasındaki uzun süren tutarsızlıklardan biridir.這是標準模型與實驗間其中一項由來已久的差異。
Bunlar arasında Beşaret (Meryem'e İsa'ya hamile olduğunu bildiren haber) freskleri önemli bir yer tutar.最常用的身份是以“Ibn Maryam”(麦尔彦之子),有时前面有另一个头衔。
Eğer yeryüzüne çıkmaya çalışırlarsa ceza olarak derhal buz tutarlar.假如雌獅願意,牠就趴到地上,讓雄獅跨上。
Fakat tutarlı ve uyumlu bir örüntü içerisindedir hepsi de.於是進對都為禮儀,而恩眷亦不衰。
Çocuklarla araları çok iyidir, onlara karşı çok tutarlı ve sabırlıdırlar.濱口優是好孩子(よゐこ)的其中一員,搭擋是有野晋哉。
Örneğin; keşişler oruç tutarlar.妖靈魔爪是鱗皇所賜。
Konstantinopolis'ten yağma edilen toplam tutarın yaklaşık 900.000 gümüş mark olduğu söylenir.据说,从君士坦丁堡掠夺走的总金额约为90万银马克。
Metro planlayıcıları sistemi yolcu güvenliği ve bakım düzenini öncelikli tutarak tasarlamışlardır.地鐵規劃者以乘客安全及秩序維護作為優先考量。
Meleklerle ilgili bilgiler Yahudi apokrif ve rabbinik metinlerde geniş yer tutar.天使,名字取材於猶太教傳說中司掌力量與戰爭的天使賽路爾(Zeruel(ゼルエル))。
Mali İmparatorluğu'nun Afrika'daki altın geniş tutarlar için eski dünya çapında ünlenmişti.非洲的馬里帝國在旧大陆以其擁有大量黃金而聞名。
Şeyh, müridin (murad eden, isteyen) düşünce hayatını kontrol altında tutar.會帳下督丘建本屬胡烈,烈薦之文王,會請以自隨,任愛之。
Bu anlatı pek tutarlı gözükmüyor.說話表面看來不認真。
Ayağı sıcak tutar.注意腳部保暖。
Hüküm verileceği gün, öteki tanrılar onu tutarlar ve yumuşayan Anum, ölümsüzlük yiyecek ve içeceğini getirtir.此則皇天授我之日,曠載一逢之秋,事易走丸,理同拾芥,此而不乘,將欲何待。
Leda yumurta çatlayana kadar onu bir sandıkta tutar ve bu şekilde Helene’nin annesi olur.勒达将蛋放在胸口孵化,以这种方式才成为了海伦的母亲。
Örnek, versiyon bilgisi gibi) ve Io.sys (Dos’ un giriş/çıkış sistem bilgilerini tutar) vardır.内卦(下卦)坤、外卦(上卦)巽。
6 ve 4'ü basılı tutarken önyükleme yapmak, 64-bit çekirdeği destekleyen makinelerde K64'i önyüklemeye zorlar.在支持64位内核的机器启动时按下6和4按键会使机器使用K64启动。
Eskiden (Diyarbakır dahil) şehirde oturanlar Memela Mahalleninde bağ tutardı.早前於市內潛伏的武裝分子與他們裡應外合,加入戰鬥。
Beverly ortadan kaybolmadan önce onu yatılı hizmetçi olarak tutar.在為柊家工作前、曾以見習管家的身份為派特莉亞工作過。
Sarayına davet eder ve çobanı bir teste tabi tutar.皇帝将还宫,承诏阅习仪卫。
Tutar: Edinmesi güç olan parçaların saklanması.擁有可以吸收元素力量的權杖。
Vücudu uzun süre tok tutar.其遺體花了很长的时间来处理。
Yahudiler, Tövbe Günü (Yom Kippur) oruç tutarlar.顼由是擢拜右肃政台中丞,日见恩遇。
Diğer harekâtçılar kadınları tutarak oradan uzaklaştırırken, bir kısmı da bin Ladin'i göğsünden vurdu.曾數度與「冥王星」的成員交手,雖曾擒拿塞伯拉斯但後來卻被其逃脫。
Boyama maliyeti yaklaşık 3 milyon Euro tutar.轉會費大約300萬歐元。
Sadece Einstein'ın teorisi deney ve gözlemlerle tutarlı olduğunu kanıtladı.但是众多理论中,只有爱因斯坦的理论符合实验和观测的结果。
Romalılar Portekiz’i şarap ve eğlence tanrısı Baküs ile özdeş tutarlardı.罗马人将他们的酒神巴克科斯与葡萄牙联系起来。
Bu, dünyanın her yerindeki Yahudi topluluklarında tutarlılık gösteren bir sonuçtur.这正是如今犹太社团想在全欧水平上显示的东西。
Matematik tarihi ve felsefe tarihinde önemli bir yer tutar.莱布尼茨在数学史和哲学史上都占有重要地位。
Kadın olmakla kadınlık kavramını ayrı tutar.為了某個目的而捨棄女人的身份。
Muharrem’den sonra da üç gün Hızır Orucu tutarlar.后宇文化及弑杀隋炀帝,他召集士庶举哀三日。
Dalları gökyüzünü ayakta tutar.枢府辟令史。
Korunmasız olarak yaklaşılırsa sizi tutar ve enerjinizin bir kısmını kendine aktarır.如果他願意幫忙,就提供自己的能量給他,並且先給他部分能量讓他恢復容貌。
Daha sonrasında ise Patrick arabayla o düşeceği sırada tutar.之后,她与科奇一起手拉手驾车离开。
Ahmet Mekin Kuzey'i güçlükle tutar.不來梅哈芬西臨北海。
Ekstra hacim ve pürüzsüz bir tutarlılık yaratmak için, karışım çalkalanırken, yoğurt içine hava katılır.為了產生更多的容量和光滑的稠度,當混合物攪拌時,會將空氣併入酸奶中。
Davut pişmanlıkla onların yasını tutar.大卫为此哀痛万分。
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod