Günlük ve notlar tutar.Breve og Dagbogsoptegnelser.
Ödül tutarı 3.000 ₺'dır.Bygge pris udgør kr. 3.007,10.
Tabuları ayakta tutar.Bladene sidder kransstillet.
Anılar bu bakımdan da tutarsız.Denne type hukommelse er ubevidst.
Birçok güvenlik protokolü bu gibi elementleri tutarken kullanılmalıdır.Der er fremavlet talrige hybrider med denne art som grundlag.
Sun, Jin'in ölümünden babasını ve Jack'i sorumlu tutar.Hun bebrejder desuden Jack for Jins død.
İşte bu noktadan sonra destanın tutarlı anlatısı sona erer.Denne gang efter en nervepirrende afslutning.
Bunların içinde Tütüncü Mağarası önemli yer tutar.I disse indtager dødekulten en central plads.
Eğer birlikte olursa, birbirlerini tutarak katılaşır ve çökelirler.Vi har ikke noget imod at de river hinanden i stykker og svækker hinanden."
Bu anlatı pek tutarlı gözükmüyor.Sagen synes ikke at være dæmpet.
Ama bu albüm farklı olarak hepsinden bütün yollarla daha tutarlı.".Så albummet bliver meget personligt for enhver kvinde."
Yağ, Giyim ve Yiyecek sanayisi en önemli yer tutar.Industri, handel og tjenester ere de vigtigste næringsveje.
Kennedy'nin sağ bileğini tutar.Det treffer Kennedys nedre høyre skulder.
Ali Baba, kölesiyle oğlunu evlendirir ve hazineyi sır olarak tutar.Ali Baba lar slavekvinnen gifte seg med sin sønn og beholder hemmeligheten om rikdommene.
Kitap üstüne kitap okur, not tutar, düşünür, kıyaslamalar yapardı.Den natten tar han med seg boken hjem og leser den, fullstendig oppslukt.
Muharrem’den sonra da üç gün Hızır Orucu tutarlar.Deretter ble alle de innbyggere som ikke hadde flyktet, gjendøpt i løpet av tre dager.
Aristofanes Aharniyalılar 'da, Aspasia’yı Pelopones Savaşı’ndan sorumlu tutar.Aristofanes legger i Akarnaniene skylden for Peloponneskrigen på Aspasia.
Sullivan, Helen Keller'in elini tutarak ölmüştür.Overraskende nok blir hun reddet av Helen Cutter.
Bu, dünyanın her yerindeki Yahudi topluluklarında tutarlılık gösteren bir sonuçtur.Dette resultatet er i overensstemmelse med alle andre jødiske befolkninger rundt om i verden.
Tabuları ayakta tutar.Haubitserne ble stående.
Fakat model yararlanılan, tutarlı dersleri gösteriyorsa cevap 'evet'tir.The Yes Men jobber med at løgn kan avdekke sannhet.
28 Ekim 2014'te, HTML5, tanım aşamasını tamamlayan, tutarlı bir W3C Tavsiyesi olarak yayınlanmıştır.HTML5 ble godkjent som en W3C Recommendation 28. oktober 2014.
Bu botlar ayaklarını çok sıcak tutar.Tøfler skal først og fremst holde føttene varme.
Böylece oldukça pratik bir şekilde ebeveynler her çocuk için bir ana açık anahtar tutar.Man kan derfor la hver node ha en direkte peker til hvert enkelt barn.
Ancak ligdeki performansı tutarsızdı.Oppførselen ved brettet var imidlertid upåklagelig.
Tekrarlar önemli yer tutar.Andre ledd stadir betyr sted.
Günlük ve notlar tutar.Brev og dagbøker.
(AB Parlamentosu her ay Lüksemburg'da tüm üyelerin hazır bulunduğu bir kurul tutar.)(Måtte alle de europeiske nasjonene i fremtiden leve i fred akkurat som vi på denne fjellturen.)
Hayvancılık da önemli yer tutar.Husdyrhold har også noe betydning.
Kadın olmakla kadınlık kavramını ayrı tutar.Hun spesialisert seg på kvinnelig seksualitet.
Üniversite, tutarlı bir şekilde dünyanın ilk 100 üniversitesi içinde derecelendirilir.Universitetet rangeres jevnlig blant verdens 100 beste universiteter.
İki anlaşmanın toplam tutarı 128 milyon Euro idi.Hele firmaet ble verdsatt til 204 millioner EUR.
Güç durumda kalmış bir ünlü, kendisini takip eden kişiden koruması için Angel'ı tutar.Dette er veien til en arhat — et individ som oppnår frigjøring bare for seg selv.
Dünyadaki her üç kişiden birini hafif koşullarda dahi (sakin bir gölde teknede bulunmak vb.) taşıt tutar.Hvert tre eller innsjø har en egen kraft (for eksempel nøkken i en innsjø).
Motorlu araçların yanı sıra uçak ve demiryolu araçlarının yarattığı gürültü de önemli bir yer tutar.Også i forhold til transportarbeidet skaper flyene noe flere støyplager enn veitrafikken og jernbanen.
Bunlardan "ancak" 92,000 sayıda eli silah tutar savaşçı bulunmakta olduğu tahmin edilmekte idi.Dette viser at minst 192 revolvere faktisk ble levert.
Öğretmenler araç tutarak ilçeye her gün gidiş dönüş yapıyorlar.Barna ble fraktet dit daglig i taxi.
Bireycilik klasik liberal gelenekte önemli bir yer tutar.WHO ser på tradisjonell medisin som et svært viktig tilbud.
Diğer devlet kurumları ve özel işletmelerde önemli yer tutar.Andre betydningsfulle offentlige forretninger blir behandlet.
Kadınlar Tammuz'un arkasından yas tutar ve ağlarlar.De bygger reder og beskytter yngelen etter klekking.
Sadece Einstein'ın teorisi deney ve gözlemlerle tutarlı olduğunu kanıtladı.Hanya teori Einstein terbukti konsisten dengan eksperimen dan pengamatan.
Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım.Kalau kamu tidak menentangnya, kamu akan habis ditindasnya.
Basit şöhret namına ardı ardına koşan yeteneksiz Qaranəfəs'in (Rəsmi Cəbrayılov) ise ona kıskançlığı tutar.Barang siapa yang melepaskan (hak kisas) nya, maka melepaskan hak itu (menjadi) penebus dosa baginya.
İkisini de nişanci tutar ve defterdar arada kontrol eder.Perkara itu diperiksa dan ternyata benar, maka kedua orang itu disulakan pada tiang.
Davut pişmanlıkla onların yasını tutar.Daud menyesali dosa-dosanya.
Parlamento tüm kanunları yapma yetkisini elinde tutar.Parlemen memiliki kekuasaan untuk membuat undang-undang.
Yemek yapamaz ve yüksek maliyetli yaşantısına matem tutar.Dia tidak bisa memasak dan masakannya pasti terasa aneh.
İki anlaşmanın toplam tutarı 128 milyon Euro idi.Total biaya proyek sebesar $ 128 juta.
30 saatlik yörünge perioduna rağmen batıda batışı 2,7 gün tutar ve doğması da uzun sürer.Meskipun periode orbital Deimos itu 30 jam, satelit tersebut butuh 2,7 hari untuk tenggelam di Barat.
Heykel, sağ elinde bir meşale, sol elinde ise bir hitabe tutar.Di sudut kiri dan kanannya terdapat jari tangan dengan mudra (sikap) mengancam.
Kimileri onu psişe ile özdeş tutar.Sebagian orang menyamakannya dengan Guru Gantangan.
Bir sopa ve kafatasından içki kupası (kapala) tutar .Di sana pula mereka beternak domba dan minum susunya.
Sadece kendileri tarafından bilinen veritabanının en yüksek puanlı sürümünü tutarlar.Mereka hanya menyimpan versi tertinggi dari basis data yang diketahui.
Görelilik kuramının tutarlı olduğu düşünülmektedir.Prasetio merasakan dosennya disiplin.
Bu botlar ayaklarını çok sıcak tutar.Kaki-kaki mereka terkena radang dingin.
Çocuklarla araları çok iyidir, onlara karşı çok tutarlı ve sabırlıdırlar.Ia membuat pakaian bagi orang-orang miskin, berbuat baik, dan memberi sedekah.
Anne ve babası eve gelince Michael'ı kanlı bir bıçağı tutarken görmüşlerdir.Seorang wanita berlari meninggalkan rumahnya di Boston sambil memegang pisau berdarah.
Günlük ve notlar tutar.Juga menulis cerpen dan novel.
Yakaladığı balığın kafasını öne doğru tutar.Ruas cangkang pertamanya tergabung dengan kepala.
Yıllık yağış tutarı 700 mm dir.Curah hujannya sekitar 700 mm per tahun.