Ekinezyanın (kirpi otu)faydası hakkındaki kanıtlar tutarsızlık göstermektedir.Evidențe privind utilitatea echinaceei sunt lipsite de consistență.
Dolayısıyla bu bilgiler tutarlıdır.Din această cauză relațiile sunt inteligibile.
Bunlar adlandırılan ACID özellikleridir: Atomicity, Tutarlılık, İzolasyon ve Dayanıklılık.De aici se trag așa-numitele proprietăți ACID: Atomicitate, Consistență, Izolare și Durabilitate.
Bunun üzerine Hearst'ün babası, 6 milyon dolar tutarında yiyecek yardımı yapılmasını sağladı.Dar președintele lui Porto, a declarat că nu-l vinde decât pentru 40 de milioane €.
Meditasyon yapar ve oruç tutar.Scrie și dă meditații.
Ron onu hep cebinde tutar.El întotdeauna stă în bolul său.
Tamamiyle tutarlılık kontolü özelliği.Specificitatea conținutului.
Restorasyon için harcanan tutar 430,000 Euro'dur. ^Costul redecorării a fost de 430.000 de livre.
Yedinci Gün Adventistleri Cuma günbatımından Cumartesi günbatımına kadar Sebt’i tutarlar.Sabatul biblic ține de vineri la apus până sâmbătă la apus.
Bu sebeple devlet toplum adına tüm piyasayı kontrolü altında tutar.Nu în ultimul rând, piața neagră se află tot sub controlul lor.
Eğer birlikte olursa, birbirlerini tutarak katılaşır ve çökelirler.De fapt, ele ori se depărtează unul de celălalt, ori se lovesc.
Trene binmeden önce acıma duygusu onu tekrar tutar ve dr.După intrarea în tură, Pascu se duce să-l ia pe dr.
Suni balıkçılıkta önemli yer tutar.Un loc important îl ocupă fauna piscicolă.
Urallar, Sovyet sanayisinde önemli yer tutardı.Ministerele economice aveau roluri de căpătâi în structura organizațională sovietică.
Kadınlar Tammuz'un arkasından yas tutar ve ağlarlar.Cu amar, striga Fecioara și jelea.
Nükleonları "residual strong force" adı verilen kısa menzilli bir çekici güç bir arada tutar.Nucleonii sunt legați împreună de un potențial atractiv cu rază mică de acțiune numit forță tare reziduală.
Ülkenin dış borç tutarı 120 milyon $'dır.Premiul pus în joc de Google este de 20 de milioane de dolari.
Edna Charlie'yi kocası sandığından elini tutar.Alexandra a rămas fidelă soțului ei.
Bu botlar ayaklarını çok sıcak tutar.Picioarele sunt înzestrate cu gheare puternice.
Kendi sözlerini her zaman tutar.Îşi ţine întotdeauna promisiunile.
Günde bir elma doktoru uzak tutar.Un măr pe zi ţine doctorul departe.
Bu tutar vergi içermektedir.Această sumă conține și impozit.
Lisedeyken günlük tutardım.Când eram la liceu țineam un jurnal.
Sun, Jin'in ölümünden babasını ve Jack'i sorumlu tutar.Sun Jacket és az apját tette felelőssé Jin haláláért.
Ailesini göz önünde tutarken tur yüzünden büyük bir zamanını ailesinden uzakta geçirdi.Mindezen tevékenységek miatt édesapja hosszú időt töltött távol a családtól.
Gözlerini genellikle kapalı tutar.Általában nagy szemeik vannak.
Genç çift kendilerine miras kalan evi görmek üzere Düzce'nin yolunu tutar.A két hajléktalanná vált testvér elhatározza, hogy megnézik az örökölt házat.
Ekinezyanın (kirpi otu)faydası hakkındaki kanıtlar tutarsızlık göstermektedir.A kasvirág (echinacea) hatékonyságáról eltérőek a tapasztalatok.
Günlük ve notlar tutar.Önéletírás és naplójegyzetek.
Bu güncel verilerle tutarlıdır.Ez megfelel a jelenkori adatoknak.
Sadece kendileri tarafından bilinen veritabanının en yüksek puanlı sürümünü tutarlar.Magukat tartják a helyes út egyetlen ismerőinek.
Böylece oldukça pratik bir şekilde ebeveynler her çocuk için bir ana açık anahtar tutar.Mivel egyedüli gyermek, különösen szoros viszony fűzi őt szüleihez, akik minden premierjén részt vesznek.
Tilev'e göre proje 80 milyon Euro tutarındadır.A projekt megvalósíthatósági tanulmányára az Európai Unió 80 millió euró támogatást adott.
Davranışları tutarsızdı ve düşünceleri ile motivasyonları nadiren belirtiliyordu.Mindenképpen távol akarta tartani őket a politikától és érzelmeit csak ritkán mutatta ki nekik.
Leylek hanedan armacılığında da bazen gagasında bir yılan tutarken resmedilmiş şekilde sıklıkla rastlanır.Ábrázolásakor gyakran egyik kezében kígyót, másik kezében szigonyt tart.
Parlamento tüm kanunları yapma yetkisini elinde tutar.Hatályba helyezi a parlament elfogadta törvényeket.
( Tutarlı olun, yapaylık ve kurnazlıktan uzak durun. )(Odaadással, tisztelettel és állhatatossággal!)
Nietzsche İngiliz psikologlarını, iddialarının psikolojik bir tutarsızlık içerdiğini söyleyerek de eleştirir.Neckham ugyanakkor kritizálja a párizsi mestereket a hiábavaló okoskodásokért.
Son olarak davranış tutarlı mıdır?Végül van egy szándékos magatartás.
Tutarlılıksa güvenilirliğe değinir. )A feltételes elágazások nincsenek hatással a feltételbitekre.)
Diğer taraftan agnostisizm, kendini "Tanrı kesinlikle yoktur" diyen ateizmden de ayrı tutar.Kialakul köztük az ateizmus, azaz Istent nem létezőnek kiáltják ki.
Artık davranışları tutarsızlaşmıştır.Már eltávolodott a behaviorizmustól.
Boone, Shannon'ı geri götürmek için evine gelir ve Bryan'a bakarak hadi gidelim der Shannon'ın elini tutarak.Boone ismét elmegy Bryan házába, hogy magával vigye Shannont.
Tabuları ayakta tutar.A levelek felállók.
Tutarsız davranışlar sergiler.Szinte kivétel nélkül ragadozók.
Kış (hʉyh) mevsiminde yedi ay boyunca nehirler buz tutar.Télen októbertől mintegy 7 hónapon át jég fedi.
Vahşi Batı'da babası öldürülen bir genç kız, babasının intikamını almak için paralı silahşor tutar.Az egyikük Pöröly kisöccse, Hatlövetű, aki bátyja halálát akarja megbosszulni.
Ekliyorum: Ve aynı tutarlılıkla yaşadığı yaşamını aynı tutarlılıkla sonlandırdı.Az, hogy ilyen a viselkedése, átragad a privát életére is, ezzel a méltósággal él.
Katolikler, cuma günleri şükran orucu tutarlar.A katolikus cursillókon péntektől vasárnapig naponta közös szentmisén vesznek részt.
Tutarsız kavramların sorgulanmaksızın kabul edilmesi.A szükségtelen idegen szavak elkerülésére.
Alexiel'i hem sevip hem de nefret etmekte olan Kira'nin bu yüzden davranışlarında tutarsızlık vardır.Kate és DiNozzo között amolyan szeretem/gyűlölöm viszony van.
Tutar çiftlerde takım içindir.A párok a csapaton belül is összetartanak.
Katolikler, cuma günleri şükran orucu tutarlar.Uskonoppineet johtavat myös perjantaisia jumalanpalveluksia.
Abel ortalamaları düzenli, doğrusal ve kararlıdırlar ancak farklı λ değerleri için tutarlı değillerdir.Abelin keskiarvot ovat säännöllisiä, lineaarisia ja vakioita, mutta eivät aina yhtäpitäviä eri λ:n arvoilla.
28 Ekim 2014'te, HTML5, tanım aşamasını tamamlayan, tutarlı bir W3C Tavsiyesi olarak yayınlanmıştır.HTML5 julkaistiin virallisesti 28. lokakuuta 2014 eli siitä tuli W3C:n suositus.
6 Mayıs'ta köyün bir tepesine çıkılarak maniler söylenir ve genç kızlar dilek tutarlar.He kulkevat 6. joulukuuta yhdessä talosta taloon kyselemässä, ovatko lapset olleet kilttejä.
Ayrıca madalya alanlara 15.000 Kanada doları tutarında para ödülü verilmektedir.Siihen liittyy 15 000 Kanadan dollarin suuruinen rahapalkinto.
Öğretmenler araç tutarak ilçeye her gün gidiş dönüş yapıyorlar.Autopostitoimisto ajoi joka päivä saman reitin.
Japon mutfağında balık ya da deniz ürünleri önemli yer tutar.Siellä on merkittävä Japaninmeren rannikon kauppa- ja kalastussatama.
Riley ise tutarsız davranışlar sergilemeye başlar.Varley suorastaan tuhlaa omaperäisiä ajatuksia.