Bir arabayı bir aydan fazla elinde tutarak kendi rekorunu kırdı!" diyerek tanıttı.І сказав він про пістолет через місяць, коли почалися допити…».
Daha sonra arabanın çakmağını yüzüğünün üzerinde tutar ve yüzüğünü ısıtır.Та Горлум на нього нападає і відкушує палець із перснем.
Sıralama belleği buyrukların sıra listesini tutar.Їх опис в основному відповідає книзі Вихід.
Kennedy'nin sağ bileğini tutar.У правій руці тримав гетьманську булаву.
Gürcüler %8 ile ikinci yeri tutarlar.Вологість шпону має становити 8±2%.
Riley ise tutarsız davranışlar sergilemeye başlar.Постійно робить зауваження Ріто за його непристойну поведінку.
Evi tutar ve yüzleşmeyi beklemeye başlar.Вона дізнається, що будинок живий і починає з ним сперечатися.
Ama dekarboksilaz eklendiğinde aynı süreç 25 milisaniye tutar.Для потреб методу термін «помодоро» позначає неподільний 25-хвилинний відрізок часу.
“Ya tutarsa” oyunu bağımlısı Moko, saat başı kupon yapan bir tutturamayan kumarbazdır.Наприклад, тонік «Камуфляж» робить гравця, що стоїть на місці, невидимим.
Sen tutarlı değilsin.Ти непослідовний.
Sen tutarsızsın.Ти непослідовний.
Balık tutar mısın?Ти рибалиш?
Polis bizi güvende tutar.Поліція забезпечує нашу безпеку.
Bununla birlikte, sayısız coğrafi tutarsızlık mevcuttur.Однак існують численні географічні невідповідності.
Mürefte'nin geçmişinde deniz ticareti, şarap üretimi önemi yer tutar.Морська торгівля та виробництво вина відігравали важливу роль у минулому Мюрефте.
Muharrem’den sonra da üç gün Hızır Orucu tutarlar.Dnes (podle knihy Buch!) má oddíly tři.
Tenimin tüyleri büyümemişken, denizde yatarak dilediğimi tutarım ben, sevdiğimi yerim ben.Kdyby tam byla voda, asi bych si šel zaplavat, protože to mám rád.
Organlarını bırakıldığı konumda tutar.Mrtvá těla nechává na místě.
Maddeler ayrıldıkları zaman ise, yükleri oransız bir şekilde tutarlar.Jsou-li tedy bez skryté esence, jsou prázdné (šúnjata).
Yan yana tutarak: İki ip yan yana uzunca tutulur.Leží na ni dva rybníky (Přestavlcký a Krčmaňský).
Matematik tarihi ve felsefe tarihinde önemli bir yer tutar.Zaujímá důležité místo v dějinách filozofie a dějinách matematiky.
Suyun başını kim ya da kimler tutar?Kdo je fakt kámoš a na koho se vaří voda?
Birlikte kaybettikleri annelerinin yasını tutarlar.Setkají se i se svou ztracenou matkou.
Toplam proje tutarı 95 milyon dolardır.Veškeré investice do projektu stály 95 mil USD.
Bill, Doktor'un cesedinin üzerinde yas tutar.Pilulku vyplivne na doktorovo tělo.
Hau ve iş arkadaşları ilk tutarlı optik bilginin yönlendirilmesini başarmışlardır.Ten a na něm závislí podomní dělníci vytvořili první rozptýlenou manufakturu.
Gözlerini genellikle kapalı tutar.Je nutné mít po celou dobu zavřené oči!
Annesi ise tüm bu olanlardan Tom'u mesul tutar.S maminkou rozmlouval také o svých dětěch.
Optik fizikteki büyük çalışma, ayrıca kuantum optik ve tutarlılık ve femtosaniye optik için ayrılmıştır.Hlavní studie v optické fyzice jsou zasvěceny kvantové optice a koherenci a femtosekundární optice.
Malatesta elinden tutarak gideceği yere ona kılavuzluk etmektedir.Pak osloví Neda, kam se má schovat on.
Turizm, Dominik Cumhuriyeti'nin ekonomisinde önemli yer tutar.Cestovní ruch má významnou pozici v ekonomice Paříže.
Ron onu hep cebinde tutar.Červené koule vždy zůstávají v kapsách.
Nietzsche İngiliz psikologlarını, iddialarının psikolojik bir tutarsızlık içerdiğini söyleyerek de eleştirir.Nietzsche nevěří anglickým psychologům, kteří spatřují vznik morálky ve zvyku.
Oyunda arkadaş etkileşimi büyük yer tutar.Ve hře je kladen velký důraz na vaše přátele.
Hem Rosh'ı hem de Jaden'ı kaybetmenin yasını tutar ve Jaden'ı ele geçireceğine yemin eder.Vycítil, že Rosh nelže, upozorní na to Jadena.
Tom uyanır ve onu hıçkırık tutar.Michal je ale vyleká a zažene.
Böylece teori fiziksel olarak yorumlanabilme açısından tutarlı hale gelir.Zdůrazňuje, že pravda je zprostředkovaná interpretací.
Bağcılık da önemli yer tutar.Sloup je také významným poutním místem.
O zamanlar birkaç maas tutarinda 2000 mark civârinda satiliyordu.V té době žilo na Floridě už jen několik stovek Seminolů.
Bu öğrenen programdır ve içinde kendi yönlendirme veritabanı tablosunu tutar.Ten to musí zjistit prostřednictvím vodítek v podobě vizí sám.
Minnie geri döner ve Johnson'dan birlikte nöbet tutarak ona yardım etmesini ister.Minnie se Johnson zalíbí natolik, že ho pozve k sobě do pokoje.
Herhangi bir tutarsızlık durumunda, genel eğilim minimum düzeyde değişiklikler yapmak yönündedir.Oproti tomu v bodu vysokého působení vyvolá každá sebemenší změna velkou změnu v rámci systému.
Ayağı sıcak tutar.Kůže je chladná.
Padişah, bunun üzerine tutar hazinenin anahtarını kızına gönderir.Junek pošle Věře pro tetičce peníze.
Kurallar tutarsızdır.Regulace odporová.
Sivil önadlar genellikle tutarsızdır ve sık sık her yerde kullanılmazlar.Sociální sítě jsou však vesměs unikátní systémy, ve kterých neplatí vše univerzálně.
Son olarak davranış tutarlı mıdır?Je však neposlušnost opravdu cestou?
Guyana Hükümeti belirli ülke veya bölge vatandaşlarına yönelik vize şartını muaf tutar.U genderových identit záleží na přístupu konkrétní provincie či teritoria.
Evrensel tutarlı tanımlar momentum ve açısal momentum için vardır.Pro hybnost a moment hybnosti existují odpovídající globální definice.
Bu eserde güzel sanatlar önemli bir yer tutar.Tito umělci zde zanechali významná díla.
Sıralama belleği buyrukların sıra listesini tutar.V každém případě zachovej pořádek slov na výstupu.
Konuşma dili teknik terminolojiyle tutarlı değildir.Expertní systém je schopen používat jednotnou terminologii.
Yakaladığı balığın kafasını öne doğru tutar.Marker nalepený na čelo vám přičaruje zvířecí hlavu.
Savaştan sonra kulüp Savaş Hasar Komisyonu'ndan 22.278£ tutarında tazminat almıştır.După război, clubul a primit despăgubiri de la War Damage Commission în suma de £22,278.
Kennedy'nin sağ bileğini tutar.Tristan: mâna dreaptă a lui Farley.
Köklü oyunlar için toplam ödül, yılda milyonlarca ABD doları tutarında olabilir.Salariile directorilor executivi de top pot ajunge la milioane de dolari pe an.
Tom uyanır ve onu hıçkırık tutar.Tom îl ridică furios și-l leagă cu o sfoară.
Sharpay İngiliz bir değişim öğrencisi olan Tiara Gold ile tanışır ve onu kişisel asistanı olarak tutar.Sharpay o întâlnește pe Tiara Gold, o elevă nouă, și o angajează ca asistentă personală.
Bu anlatı pek tutarlı gözükmüyor.În aparență, afirmația pare nesemnificativă.
Östrusta olan dişiler başlarını normalden daha geride tutar ve yaygın olarak tremor ile spazm geçirirler.Femelele în estru tind să-și țină capul mai în spate decât de obicei, având des tremurături sau spasme.