Ana içeriğe geç
Sözlük

tutar ile cümle

tutar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Sıralama belleği buyrukların sıra listesini tutar.Deve contenere tutte le indicazioni dell'ordine del giorno.
Onlar abisi Ross'un muhteşem bir çocuk olduğuna inanırlar ve daima Ross'u üstün tutarlar.Tra i due figli ha sempre dimostrato di preferire Ross, trattandolo molto amorevolmente.
İletilerin müşteri tarafından işlenmesi, ürün ömrü boyunca tutarsız kaldı.Il manovratore delle marionette resta invisibile durante tutta la storia.
Yüksek frekans cihazlarını kullanırken, bir elini daima cebinde tutardı.Chi fa diversamente, deve sempre avere il coltello in mano.
İşte bu noktadan sonra destanın tutarlı anlatısı sona erer.Di qui l'assurdo che conclude la dimostrazione.
Yağ tabakası canlının vücudunu sıcak tutar ve darbelere karşı korur.Il tuo ardore riscalda l'indolente e dà fiducia allo scettico.
Proje toplam yatırım tutarı 146 milyon dolar olarak değerlendirilmiştir.Il fondo totale della cassa è salito così a una rimanenza di quasi 146 milioni di euro da investire.
Ciddi bir şeyler söylemeye çalışıyor kendince ve bunu bir tutarlılık içinde yapıyor.Ma lei si fida di lui perché sta cercando di fare le cose per bene.
Aradan tam 4 yıl bile geçmeden dış ülkelerdeki satışlar, toplam cirosunun onda biri tutarına ulaşmıştı.Difatti nulla poteva essere venduto negli altri paesi prima di quattro giorni successivi alla cottura.
Tahsil edilen toplam vergi tutarı da 30.4 milyar YTL oldu.La massa complessiva a pieno carico era di 40,3 tonnellate tutte aderenti.
Günlük bitki ihtiyacı 50 kg tutar.Importava 50 kg di cocaina al mese.
Kahramanlar doğarken avuçlarında sertleşmiş bir kan pıhtısı tutarlar.Nei neonati, si preleva invece un campione di sangue capillare.
Programın zamanınını tutar.Rimane la planimetria.
Bu tutarı aşan primler reasüröre devredilir.Questo criterio in parte si sovrappone al criterio dell'imbarazzo.
Dış borç tutarı $3,073 milyar (2005)'dır.Esportazioni 0,43 miliardi di euro (2000).
Ödemeniz gereken toplam tutar üç bin yen.Общая сумма составляет три тысячи иен.
Eskiden (Diyarbakır dahil) şehirde oturanlar Memela Mahalleninde bağ tutardı.Престол в селении, в котором они жили раньше, было Воздвижение.
Sağlığı yerinde olanlar oruç tutarlar.В раю люди будут вечно наслаждаться благами, уготованными им Аллахом.
Annesi ise tüm bu olanlardan Tom'u mesul tutar.Он говорит об этом Тому.
Maddeler ayrıldıkları zaman ise, yükleri oransız bir şekilde tutarlar.Когда (они) были разбиты сюнну, то ушли далеко.
Nokia, işlem tutarını açıklamadı; ancak en son bilgilere göre, bu rakam 200 milyon avro oldu.Сумму сделки Nokia не озвучила, но, по последним сведениям, она составила 200 миллионов евро.
Programın zamanınını tutar.Окончание времени программы.
Zor olan, o fikirle oturmak, onu geliştirmek, başka fikirlerle tutarlı bir şekilde birleştirmek.Самое сложное — культивировать эту идею, развивать её и последовательно объединять с другими замыслами.
( Tutarlı olun, yapaylık ve kurnazlıktan uzak durun. )(Живи просто, трудись усердно; не валяйся в роскоши и наслаждениях.)
Tom uyanır ve onu hıçkırık tutar.Они видят Тома и смеются над ним.
Üç, beş ve yedi yaşları, tek rakamların şanslı olduğunu söyleyen Japon nümerolojisi ile tutarlıdır.Числа три, пять и семь, как нечётные, согласно японской нумерологии, считаются счастливыми.
İki deney de Ritz hipotezi konusunda tutarsızdır.Результаты этих экспериментов также противоречат гипотезе Ритца .
Muharrem’den sonra da üç gün Hızır Orucu tutarlar.Она была дарована ему Аллахом спустя три дня строгого поста.
Sirius konusunda internette çoğu tutarsız görünmekle birlikte sayısız yorum yapılmıştır.В Интернете зачастую самые разные композиции по незнанию приписывают Моцарту.
Ayağı sıcak tutar.Тепло на ноги.
Uyumsuz bireyler kendi çıkarlarını diğerleriyle geçinmekten üstün tutarlar.Недоброжелательные индивиды ценят свои собственные интересы выше возможности ладить с другими людьми.
Testisleri tutar ve korur.Мы вычисляем их и сохраняем.
Dalları gökyüzünü ayakta tutar.Его атланты держат небо...
O da tutar müftüye bir mektup yazar “Bahçemde bir elma ağacı dikmiştim, bir tek elma vermiş.Он признавался близким: «Я чувствую себя владельцем посудной лавки, в которую запустили слона.
Yahudiler, Tövbe Günü (Yom Kippur) oruç tutarlar.Где евреи, которых увели в Судный День?
İkisini de nişanci tutar ve defterdar arada kontrol eder.Кто из двоих — они решают, после того, как посмотрят свои карты после раздачи.
Böylece oldukça pratik bir şekilde ebeveynler her çocuk için bir ana açık anahtar tutar.В детстве фактически для каждого ребёнка главными авторитетами являются его родители.
Güçlü ve üstün vücudunun içinde, Digimonları aşacak gizli gücü tutar.Властная и твердая, она тайно решает испытать на них новое секретное оружие.
Bütçeye giren her kamu idaresi için ödenek tutarları bütçede yer alır.Остальные деньги, вырученные на мероприятиях, идут в бюджет.
8 (Çok iyi kullanıcı): Dile tamamen hakim olmakla beraber sadece nadiren tutarsızlıklara sahiptir.8.0 Очень хороший пользователь Полностью владеет языком, за исключением отдельных неточностей.
Bunlar 10.000 hektara yakın yer tutar.Занимает площадь около десяти тысяч гектаров.
Ancak genel olarak engebeli alanlar daha fazla yer tutar.Участники, имеющие большее количество очков, занимают более высокие места.
Gözlerini genellikle kapalı tutar.Почти всегда с закрытыми глазами.
Bu yorum, teorinin fiziksel yorumlanması tutarlılığını geriye döndürür.Это восстанавливает последовательность в физической интерпретации теории.
Eşitleme, bu tutarsızlıkları telafi etmek için kullanılabilir.Это несоответствие можно использовать для получения прибыли.
Niccolo Machiavelli de kütüphanesinde yer tutar.Никколо Макиавелли — находится в собственном доме в Барселоне.
Bölümün batısındaki Taşeli Platosu geniş yer tutar.В западной части станции платфоры несколько шире.
Şeyh, müridin (murad eden, isteyen) düşünce hayatını kontrol altında tutar.У семи нянек дитя без глазу) Kaka söker maka (Печенье ищет супругу.
Evi tutar ve yüzleşmeyi beklemeye başlar.Она остановилась за дверью и начала чего-то ждать.
Bu anlatı pek tutarlı gözükmüyor.Это заявление кажется не вполне серьёзным.
Korunmasız olarak yaklaşılırsa sizi tutar ve enerjinizin bir kısmını kendine aktarır.Не пуглива и подпускает к себе человека на достаточно близкое расстояние.
Alpert elinde bir gazete tutar ve günün tarihini gösterir: 22 Eylül 2004.Ольмерт выполнил обещание, Время новостей (22 сентября 2008).
Bu bakımdan bu uygulamanın kullanılması çelişkili ve tutarsız bir hâl almaya başladı.Сейчас его лидерство стало явным и неоспоримым.
Kennedy'nin sağ bileğini tutar.В правой руке он держит грузило.
Sinirlendiği zaman çarpıntısı tutar ve kekeyerek konuşur.Когда он пьян, он брюзжит и дерется.
Genellikle bu ödeme alacak toplamının en çok %80’i tutarındadır.Потери с нашей стороны достигают 80 процентов…».
Diğer devlet kurumları ve özel işletmelerde önemli yer tutar.Охраны государственной границы и других особо важных объектов.
Ödül tutarı 3.000 ₺'dır.Награда за поимку равна 320 миллионам.
GAL örgütünün tutarlı veya belli bir ideolojisi bulunmamaktadır.Четкая и сформулированная идеология у партии отсутствует.
İlişkisel veritabanlarında bu durum veri tutarlılığı olarak adlandırılır.Во взаимодействии реальностей эта интенсивность обнаруживается как сила.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod