Ana içeriğe geç
Sözlük

tutar ile cümle

tutar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Korunmasız olarak yaklaşılırsa sizi tutar ve enerjinizin bir kısmını kendine aktarır.Elle restera près de lui, et lui drainera son énergie.
Projenin toplam tutarı 32 Milyar Amerikan doları'dır.Les investissements totaux estimés pour ce projet sont de l'ordre de 32 milliards de $US.
Yani, 'Bu tutar mı, kaç satar?' gibi detaylar yoktur kafamda.Pourquoi ne me réponds-tu pas ? ex. : Quante foto vuoi ?
Bu tutarın 2,731 milyar dolarlık bölümü AusAID tarafından karşılanmıştır.Les bénéfices de ce concert sont de 2 300 000$AUD.
Tutarsızlık Gödel'in Eksiklik TeoremiCet inexistence se déduit du théorème d'incomplétude de Gödel.
Daha sonraki yıllarda yapılan bütün ölçümlerin sonuçları bu sonuca tutarlı olacak şekillerde elde edilmiştir.Les règlements adoptés dans les années suivantes les vident de toute substance.
Basit şöhret namına ardı ardına koşan yeteneksiz Qaranəfəs'in (Rəsmi Cəbrayılov) ise ona kıskançlığı tutar.Pour celui qui se cache bien, la corne est droite ; pour l'autre, elle est tordue).
62 gün sonra iade için 5.000 Leva tutarında depo parası ödettiler.Cinq jours plus tard, il revend la voiture 16 000 Euros en liquide.
Su ısısının tutarlı bir şekilde, sürekli olarak sabit bir ısı aralığında bulundurulması gereklidir.L'embryon, pour se développer, doit être maintenu à une température constante.
Ancak bunun neden veya nasıl olmuş olabileceği hakkında tutarlı bir açıklama yoktur.Jusqu'à présent, il n'y a pas d'image claire de ce qu'il peut être ou d'une déclaration à ce sujet.
Surede Nuh tufanı geniş bir yer tutar.La vieille Nam cache un lourd secret.
Dinsizler ve katolikler de nüfusta önemli yer tutar.Les Églises protestante et catholique ont une grande influence au sein de la population.
O da elinde bir para kesesi tutar halde tasvir edilmiştir.Il estime également avoir un compte à régler avec lui.
Ardından ellerinden tutar.Ainsi, il prélèvera les mains.
Vücudu uzun süre tok tutar.Pris longtemps, il allège le corps.
Bu bütünlük ve iç tutarlık 1940'lı yıllara kadar değişmeden kaldı.Ce système et ses variantes deviennent incontournables jusque dans les années 1970.
Genellikle bu ödeme alacak toplamının en çok %80’i tutarındadır.Le taux de participation de cette région frôle habituellement les 80 %.
Bunlardan "ancak" 92,000 sayıda eli silah tutar savaşçı bulunmakta olduğu tahmin edilmekte idi.Environ 132 000 de ces fusils de « sniper » furent produits.
Komisyon genellikle prim tutarına dahil edilir.La commune s'en remet souvent à la tutelle du préfet.
Günlük ve notlar tutar.Avec textes et notes.
Ulaşım bedeli şu an için kişi başına 3,00 YTL tutarındadır.Le coût du trajet est de 300 DA par passager.
Büyükbaş hayvancılık önemli bir yer tutar.L'élevage occupe une place importante.
Savaş oyunda önemli bir yer tutar.La guerre occupe une place importante dans son théâtre.
Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım.Et si tu veux pas l'avaler, tu la recraches sur le chemin.
Tam bu esnada Carter yaratığın önüne bir sandalye tutarak yaratığın içine hapsolmasını sağlıyor.Carter finit par réussir à l'emprisonner dans une chaise qu'il brise.
Artık davranışları tutarsızlaşmıştır.Elles sont désormais sans fonction.
Memleketi tutan kalem ile tutar.Un Ane chargé, au crayon.
Bu elmas servet tutar.Este diamante cuesta una fortuna.
Kendi sözlerini her zaman tutar.Siempre cumple sus promesas.
Sen sözlerini hep tutar mısın?¿Siempre cumples tu palabra?
Eğer yeryüzüne çıkmaya çalışırlarsa ceza olarak derhal buz tutarlar.Solo se perciben en la Tierra si la onda de choque está dirigida hacia la Tierra.
Endurun halkı bu durumdan etkilenerek Sultan İbrahim'in tarafını tutar oldular.Se marchan de ahí en dirección a Sodoma, en compañía de Abraham.
Yer üstüne uzanan yapılar yeryüzünde de su tutarlar.El agua clara cubre la tierra.
Yahudiler, Tövbe Günü (Yom Kippur) oruç tutarlar.Allí, pues, porque era el día de la Preparación de los judíos y el sepulcro estaba cerca, pusieron a Jesús.
Kitap üstüne kitap okur, not tutar, düşünür, kıyaslamalar yapardı.La escritura en ellas se muestra cada vez más desnuda y escueta.
Heykel, sağ elinde bir meşale, sol elinde ise bir hitabe tutar.Carece de pergamino y muestra la palma de la mano izquierda.
İletilerin müşteri tarafından işlenmesi, ürün ömrü boyunca tutarsız kaldı.El manejo de los mensajes por parte del cliente seguía siendo incompatible a través de la vida del producto.
Belitlerin tutarlılığı sistem içerisinde kanıtlanamaz.La consistencia de los axiomas no puede demostrarse en el interior del sistema.
Parlamento tüm kanunları yapma yetkisini elinde tutar.El parlamento reserva el poder de hacer todas las leyes del país.
Peter, Joe'yu çok sıkı bir eğitime tâbi tutar.Para prepararle, Peter le somete a un arduo entrenamiento.
Bu yorum, teorinin fiziksel yorumlanması tutarlılığını geriye döndürür.Esta interpretación restaura la consistencia de la interpretación física de la teoría.
Şaktalar, Tanrıça tapınanları, bu Tanrı'yı Devi, ana tanrıça, ile eş tutarlar.Los śaktas, los adoradores de las diosas, asocian este Dios con Deví, la diosa madre.
Davut pişmanlıkla onların yasını tutar.La Alianza lo defiende a duras penas.
AyrıcaKars ilinde günlük gıda tüketiminde önemli bir yer tutar.Para mantener un buen equilibrio que se debe dar alimentos en hojuelas de alta calidad todos los días.
Elagabalus, geri geri arabanın önüne koşar, tanrıyı karşılar ve dizginleri tutardı.Heliogábalo corría hacia atrás enfrente del carro, mirando al dios, y sosteniendo las riendas de los caballos.
Ana madde: Serbest dalış Su altında nefes tutarak yapılan dalıştır.Respiración branquial: respira bajo el agua.
Kurallar tutarsızdır.Las reglas eran incompletas.
Bu anlatı pek tutarlı gözükmüyor."Ese hombre parece poco creíble.
Povidla gerekli tatlılığı ve tutarlılığı sağlamak için birkaç saat pişirilir.El Powidl se cuece durante horas para conseguir la dulzura y la consistencia necesaria.
Bitkiler güneş enerjisini fotosentez aracılığıyla tutarlar.Las plantas obtienen la energía directamente del Sol por medio de la fotosíntesis.
Liman trafiğinde akaryakıt, özellikle petrol trafiği büyük yer tutar.Buscará su embarcación, pero sobre todo a Olie.
Ardından ellerinden tutar.Más tarde, saliendo de sus manos.
Haksız yere dövülür ancak kaçmayı başarır ve Londra’nın yolunu tutar.El niño recibe una paliza por la agresión, pero consigue escapar y huye a Londres.
O hepsini kendinde tutarken biz onun için daha ve daha fazla hissediyoruz.Cuando nosotros lo hacemos, tiene sentimiento y algo más.
Libby ve Ana Lucia cenaze töreninde, Claire, Charlie'nin elini tutar, ve yeniden arkadaş olmalarını onaylar.Más tarde ese día, en el funeral de Libby y Ana Lucía, Claire le coge la mano a Charlie.
Suyun başını kim ya da kimler tutar?¿Quién o quienes apretaron el gatillo?
Ödül tutarı 3.000 ₺'dır.Premio: € 3000 2.
Onaylama kodunda bir tutarsızlık olduğunda, man-in-the-middle saldırısı olabileceği düşünülür.Esto permite prevenir cierto tipo de ataques man-in-the-middle.
Her zaman Prenses Diarra'nın tararafını tutar.También actuó The Princess Diaries.
Çok zeki olup bir defa okuduğunu zihninde tutar, tekrar kitaba bakmaya lüzum hissetmezdi.Es extremadamente inteligente, aprende las cosas con solo leerlas una vez, por ello jamás estudiaba.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
tutar ile cümle - Sayfa 18 - tutar kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App