Ana içeriğe geç
Sözlük

tutar ile cümle

tutar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Çerçevenin kolları RİA'yı rahmin üst kısmına yakın bir yerde tutar.The arms of the frame hold the IUD in place near the top of the uterus.
Yaklaşık 3 milyon öğe tutar.It holds around 3 million items.
Hiç kimse, kendilerine karşı ağırlaştırılmış tutarlı bir süreçle karşılaşmadı.No one was met with a coherent process that was not weighted against them.
Bu nedenle, birçok hata ve tutarsızlık, öncelikle kopya hataları olarak kabul edilir. [1]Because of this, the many errors and discrepancies are primarily considered to be copy errors.[1]
Tutarsız olan ilk eğitimi, kısmen devlet okullarında kısmen de evde gerçekleşti.His early education was inconsistent, undertaken partly in public schools, and partly at home.
Bu değer, diğer yollarla hesaplanan asteroit boyutlarıyla tutarlıdır.This is consistent with the asteroid dimensions computed through other means.[4]
Bu, 2006'da yapılan daha önceki bir çalışmanın sonuçlarıyla tutarlıdır.This is consistent with the results of an earlier study in 2006.[4]
Bu, diğer yollarla hesaplanan asteroit boyutlarıyla tutarlıdır.This is consistent with the asteroid dimensions computed through other means.[7]
Bu eşleşme, diğer yollarla hesaplanan asteroit boyutlarıyla tutarlıdır.[1]This is consistent with the asteroid dimensions computed through other means.[11]
İkincisi, 151 km'lik bir çapla tutarlıydı.[1] [2] [3]The latter was consistent with a diameter of 151 km.[12][13][14]
Çünkü geceleri düşmana karşı Rab'bin nöbetini tutar.For he keeps the Lord's watch in the night against the adversary.
T1: Tümör sadece ses tellerini tutar.T1: Tumour only involves the vocal cords.
George onları görmesin diye onları bodrumlarında tutarlar.They keep them in their basement so George will not see them.
Albedo tutarsızlığı sorunuAlbedo inaccuracy problem
Dernek onun kütüphanesini tutar.The society holds his library.
"Marksizmin hiçbir biçimi bireysel özgürlük sorununu tutarlı bir şekilde çözmemiştir.“No form of Marxism has consistently solved the problem of individual freedom.
Bir bira ne kadar tutar?Wie viel kostet ein Bier?
O, aldığı her şeyin kaydını tutar.Sie listet alles auf, was sie kauft.
Eğer yeryüzüne çıkmaya çalışırlarsa ceza olarak derhal buz tutarlar.Wenn Einer ihnen das gelobte Land zeigte, würden sie ihn verhöhnen.
Víctor Jara'nın politik fikirleri, parçalarında önemli bir yer tutar.Víctor Jaras politische Ideen waren wichtige Teile seiner Stücke.
Maddeler ayrıldıkları zaman ise, yükleri oransız bir şekilde tutarlar.Als sie es durchschreiten, verwandeln sie sich von Wichteln (sprite) in richtige Elben (fairy).
Alanı yaklaşık 11.600 km² tutar (yaklaşık Jamaika büyüklüğünde).Seine Fläche betrug anfangs etwa 11.600 km² (etwa die Größe von Jamaika).
2 Mayıs 1866 İspanyol amiral Mendez Núñez Callao'yu topa tutar.Am 2. Mai 1866 entschloss sich der spanische Admiral Méndez Núñez zum Beschuss von Callao.
Örnek, versiyon bilgisi gibi) ve Io.sys (Dos’ un giriş/çıkış sistem bilgilerini tutar) vardır.Darunter, zwischen den beiden Wappenschilden befindet sich die Aufschrift: FVL(DENSIS).
Heykel, sağ elinde bir meşale, sol elinde ise bir hitabe tutar.Sie hält in ihrer rechten Hand einen Äbtissinenstab; die Attribute in ihrer linken Hand sind verschollen.
Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve vergi kaçakçılığına karşı tutarlı mücadele.Verhinderung von Steuerflucht und die konsequente Bekämpfung von Steuerhinterziehung.
Cemal Tutar ise, 11 Eylül 2000'de 180 gün boyunca gözaltında tutulduğunu söyledi.In der Verhandlung vom 11. September 2000 sagte Cemal Tutar, dass er 180 Tage in Polizeihaft war.
Bir de onu kafeste tutar.Sie können ihn allerdings wieder in seinem Käfig einschließen.
Suyun başını kim ya da kimler tutar?Ohne dich, wer nähme meine Bürde, wer?
Üniversite öğrencisi Walter Gilman 300 yıllık bir yatılı evde bir oda tutar.Der Student Walter Gilman bezieht ein vermodertes Dachzimmer in einem sagenumwobenen Haus.
Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım.Wenn sie nicht fressen, verstecken sie sich unter Steinen.
Kendi içinde tutarlı ve çelişkisizdir.Noch dazu ist sie intrigant und undankbar.
Annesi ise tüm bu olanlardan Tom'u mesul tutar.Sie willigt nun ein, dass Tom bei ihr einzieht.
Elvino buna inanmaz ve Lisa ile tekrar kilisenin yolunu tutar.Milo will dies nicht glauben und sieht Sally ein weiteres Mal auf der Straße.
Basit şöhret namına ardı ardına koşan yeteneksiz Qaranəfəs'in (Rəsmi Cəbrayılov) ise ona kıskançlığı tutar.Derjenige, dessen Knochenstück nach dem Bruch das größere ist, hat einen Wunsch (wish) frei.
Şeyh, müridin (murad eden, isteyen) düşünce hayatını kontrol altında tutar.Durch die Vorherrschaft des Seienden wird das Sollen in seiner Maßstabrolle gefährdet.
Onaylama kodunda bir tutarsızlık olduğunda, man-in-the-middle saldırısı olabileceği düşünülür.Alternativ könnte er einen Man-in-the-Middle-Angriff versuchen.
Toplantı olmadığı sürede 150 UHM üyesinden oluşan daimi komite, devletin yüksek yetkilerini elinde tutar.Nach der bislang nicht in Kraft getretenen Verfassung des Landes hat sie 150 indirekt gewählte Mitglieder.
İşte bu noktadan sonra destanın tutarlı anlatısı sona erer.Kurz darauf endet das verbliebene Gleisstück.
3.000 ruble tutarındaki uzaya çıkış ikramiyesi iki kozmonota da ödenmedi.Der Russell 3000 wird nicht um Dividendenzahlungen bereinigt.
Dağ evinde hamile Misket'in doğum sancısı tutar.Schwangere Frauen in der Berger Straße deprimieren ihn.
Günlük ve notlar tutar.Tagebuch und Notizen.
Babası elinden tutarak amcasına teslim eder.Sie erzählt es gleich ihrem Onkel.
Katolikler, cuma günleri şükran orucu tutarlar.Katholiken bringen daher freitags das sogenannte Freitagsopfer.
Yine klavye de eserde önemli bir yer tutar.Das Bildstöckl steht wieder an einem würdigen Platz.
Birkaç ay sonra da, balık tutarken boğularak ölür.Wenige Wochen später stirbt sie an einer Fischvergiftung.
( Tutarlı olun, yapaylık ve kurnazlıktan uzak durun. )Haltet durch, Freunde, und seid vorsichtig!“.
Yahudiler, Tövbe Günü (Yom Kippur) oruç tutarlar.Die sich am Tag ereignenden wurden Jupiter zugeschrieben, die in der Nacht dem Summanus.
Ayağı sıcak tutar.Kalte Füße.
Dalları gökyüzünü ayakta tutar.Der Streifen stellt den Himmel da.
Hesaplamalı kimyanın amacı, hesaplamaları tutarlı kılarken bağıl ve mutlak hatayı en aza indirmektir.Wahrlich Du, Du der Kundige aller verborgenen Dinge und der Verberger der Fehler und der Vergeber der Sünden.
2011'de gelirleri 23 milyon Euro tutarındaydı.Im November 2012 kostete er 23.000 €.
Bu tören sırasında yeraltı tanrısı Anubis elinde bir terazi tutardı.In der Spätzeit repräsentierte Sem die Gottheit Anubis.
Çinli beylercesine Çin adını tutarak, Çin kağanına bağlanmış.Um die Franzosen zu täuschen unter einem chinesischen Namen.
Banquo ve Fleance'ı öldürmek için üç adam tutar.Er schickt Mörder aus, um Banquo und dessen Sohn Fleance ermorden zu lassen.
TDKP daha çok dar kadroları tutarak, geniş bir kitlesini yasal örgütlenmeye yönlendirmiştir.Das Werk ist angefüllt mit Zitaten, die ihm wohl eine breitere legitimatorische Basis verleihen sollen.
Ailesini göz önünde tutarken tur yüzünden büyük bir zamanını ailesinden uzakta geçirdi.Offenbar hatte er wegen seiner großen Familie noch lange die Hand über ihn gehalten.
Bilimsel bilgi objektif, sistemli, tutarlı ve eleştriye açık bilgidir.Werbung und Information sind wahr, eindeutig und überwiegend sachlich.
Domuzları kapalı ağıllarda tutarak insan dışkısı ile temaslarının önüne geçilmesi.Sie sind auf Primärwälder angewiesen und scheuen die Nähe des Menschen.
En nihayetinde bu dekoratif düzen, tutarlı ikonografik bir örnek sergilemektedir.Die Position der Geierhaube bildet dabei ein wichtiges ikonografisches Datierungskriterium.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod