Ana içeriğe geç
Sözlük

tutam ile cümle

tutam kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Eller ve ayaklar tutamaçlardan geçirilerek kata icra edilir.手形・足形(てがた・あしがた)は、手のひらや足の裏を象ったものである。
45 dereceye ayarlanmaları emredilmişti ama hareketlendirici bu pozisyonda tutamamıştı.45度方向に移動するが攻撃は体当たり。
Murtaza paşa gözyaşlarını tutamamış ağlıyordu.読み上げた森田は感極まって泣きそうに。
Yetişkinler büyük küplerde gömülürken çocukların çift tutamaçlı küçük küplere konulduğu görülmektedir.墓場の中に赤ん坊が捨てられており、引き取った夫婦に怪異が発生する。
Ancak sözlerini tutamazlar.不惟不用其言。
Onu ilk gördüğünde kendisini tutamamıştır ve çok etkilenmiştir.(注:“先见”即为预先看见,也可解作“预见”。
Fakat onlar kendi memleketlerinin müstahkem mevkilerine varmış olduklarından kimseyi tutamadılar.沒有任何人有權以處於危險之中的祖國為代價進行投機。
Doktor, sözünü tutamadığı için onlardan özür diler.她当然拒绝为她所没有写的内容道歉。
Ağzında hiç laf tutamaz direk söyler.沒有嘴巴卻能說話。
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.최후의 말도 어머니를 향한 호소였다.
Kasabayı tutamayacaklarını düşünerek bütün kasabayı da yakmışlardır.마을 전체를 태워 없애기도 하였다.
Ağzında hiç laf tutamaz direk söyler.단신에 주걱턱으로 외모는 보잘것 없다.
Uçan atlardan tutmak ister, ama tutamaz.나무도 탈 수 있지만, 즐겨 하지는 않는다.
Yukarı dönük tutamakları vardır.윗턱 앞부분에는 돌기가 있다.
Sıvı, dondurarak, katı hale geldikten sonra, çubuk buzu tutmak için bir tutamak olarak kullanılabilir.쉽게 구할 수 있고 사용이 용이하다는 것이 얼음막대의 이점이다.
Tom kendini tutamadı.톰은 자신을 통제하지 못 했다.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.הוא התנגד לפוליטיקה שדגלה בה אמו.
Bunun ardından çaya bir tutam tuz atılır.אחרת, הוא יועבר ישירות מהמנפה לקערת תה.
Bu davranışın ne kadar saçma olduğunu bilir fakat gene de kendini tutamaz.Колкото и да е абсурдно това, нека го приемем.
Çok küçük boyutlardaki bir gezegen, atmosferini tutamaz.Planet koja je premalen ne može držati dovoljno atmosfere.
Küreğin tutamacı ise genellikle tahtadan yapılmaktadır.Ručka je obično izrađena od drveta.
Çok küçük boyutlardaki bir gezegen, atmosferini tutamaz.Nízka gravitácia malých planét totiž neumožňuje udržanie atmosféry.
Fatma Hanım kendini tutamaz, ağlar.Chlapec sa neovládne a rozplače sa.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Jež je postal, ker ga je mati uročila.
Çünkü durakları aklında tutamıyordu.Ni pa mogel določiti njegove tirnice.
Orsaya kaçmak: Bir yelkenli teknenin devamlı olarak baş tutamayıp rüzgar üstüne kaçmasıdır.Laivas – vaiduoklis neįprastas: jis gali plaukti be vėjo ir atsilaikyti prieš bet kokią audrą.
İdrar tutamama, ruhsal durumda değişiklik veya halsizlik şikayetleri tek belirti olarak görülebilir.Adderall XR võib seespidisel tarvitamisel esile kutsuda psüühika- ja käitumishäireid.
Kendisini bire birde kimse tutamaz.Iseendale ei saa valetada.
Pek çok yaşlı insanda zaten idrar tutamama veya bunama mevcut olduğundan tanı koymak güç olabilir.Alehhini vihkamiseks või kõrvaldamiseks võis tõesti paljudel olla põhjust.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Am avut elevi atât de dificili, atât de înapoiați academic, încât am plâns.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Eu tive turmas com um nível tão baixo, tão academicamente deficientes que chorei.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.He tenido clases de un nivel tan bajo, tan deficientes académicamente que he llorado.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Ich hatte Klassen, die so schlecht waren - aus akademischer Sicht - dass ich wegen ihnen weinte.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Jag har haft klasser som varit på så låg nivå, så akademiskt undermåliga att jag gråtit.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.J'ai eu des classes au niveau si faible que j'en ai pleuré.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Jeg har haft klasser, der var så lave, så akademisk mangelfulde, at jeg græd.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.저는 정말 학업 면에서 수준 미달인 학급을 가르치게 되어서 운 적이 있었어요.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Mala som triedy, ktoré boli veľmi slabé, na tak slabej akademickej úrovni, že som plakala.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Měla jsem třídy, které byly tak nízko, tak akademicky zaostalé, že jsem brečela.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Miałam klasę na tak niskim poziomie, i tak zacofaną, że chciało mi się płakać.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Saya pernah mengajar kelas dengan anak-anak yang lemah secara akademik sampai saya berteriak.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Tôi đã có những lớp học rất ít, thiếu về mặt học thuật đến phát khóc.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Voltak osztályaim amelyek annyira gyengék voltak, annyira gyenge teljesítőképességűek, hogy sírtam.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Είχα τάξεις που ήταν τόσο χαμηλά, τόσο ακαδημαϊκά ανεπαρκείς, που έκλαψα.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Имах класове, които бяха толкова назад, толкова академично изостанали, че плачех.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.У мене були настільки слабкі класи, настільки відсталі у навчанні, що я плакала.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.Я преподавала в классах настолько слабых, настолько отстающих в знаниях, что я плакала.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.היו לי כיתות שהיו כל כך חלשות, כל כך מפגרות אקדמית שבכיתי.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.كان لدي فصول متدنية جداً ضعيفة أكاديمياً لدرجة أنني بكيت.
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.我教過好差嘅班 佢哋嘅成續好差,我當時仲喊咗
Akademik olarak öyle zayıf, öyle yetersiz sınıflarım oldu ki kendimi tutamayıp ağladım.担任をしてきました 悩みました 9ヶ月でこの生徒たちを
"Allah aşkına, neden bu kadar aptalsın, eşyalarını bir arada tutamıyor musun?"Dasar!" -- selayaknya seorang kakak perempuan bicara dengan adik laki-lakinya.
"Allah aşkına, neden bu kadar aptalsın, eşyalarını bir arada tutamıyor musun?"Đó là cái cách một người chị lớn nói với em trai mình.
"Allah aşkına, neden bu kadar aptalsın, eşyalarını bir arada tutamıyor musun?"화를 냈지요." 누나가 남동생에게 할 만한 말이죠.
"Allah aşkına, neden bu kadar aptalsın, eşyalarını bir arada tutamıyor musun?"Tak, jak starsza siostra mówi do brata. Tak, jak starsza siostra mówi do brata.
"Allah aşkına, neden bu kadar aptalsın, eşyalarını bir arada tutamıyor musun?"Způsobem, jakým starší sestry mluví ke svým mladším bratrům.
"Allah aşkına, neden bu kadar aptalsın, eşyalarını bir arada tutamıyor musun?"Не можеш ли да си пазиш нещата, за Бога?" - така както по-голямата сестра може да говори на по-малкия си брат.
"Allah aşkına, neden bu kadar aptalsın, eşyalarını bir arada tutamıyor musun?"Так, як старша сестра каже своєму молодшому брату.
"Allah aşkına, neden bu kadar aptalsın, eşyalarını bir arada tutamıyor musun?"'אלוהים אדירים!'" כמו שאחות גדולה מדברת אל אחיה הקטן.
"Allah aşkına, neden bu kadar aptalsın, eşyalarını bir arada tutamıyor musun?"بحق الإله ؟ " - كما قد تتحدث أيُ أخت كبيرة .. إلى أخيها الصغير .
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod