Murtaza paşa gözyaşlarını tutamamış ağlıyordu.Butt-Head becca Beavis che sta piangendo.
O, sözünü tutamadı.Она не сдержала обещание.
Milliyetçilikle faşizmi bir tutamazsın.Нельзя отождествлять национализм с фашизмом.
Haberlerin gerçek olduğunu öğrenip, sevinç göz yaşlarını tutamadı.Узнав, что новости правдивые, она не смогла сдержать слёз радости.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.По причине того воспитания, которое ей дала мама.
Ama genelde bu orduları onları ayakta tutamaz.Регулярные войска не имеют возможности их вызволить.
Yukarı dönük tutamakları vardır.Если долго нет ответа сверху.
Ne var ki Araplar, ele geçirdikleri toprakları uzun süre tek bir yönetim altında tutamadılar.Покорённые арабами народы, однако, недолго пробыли под властью Омейядов.
Onu ilk gördüğünde kendisini tutamamıştır ve çok etkilenmiştir.في الإصابة من السابقين الأولين شهد بدرا وما بعدها وقيل أول مشاهده أحد.
Ancak sözlerini tutamazlar.وما كان يجد امامه الا الكلمات كعزاء.
Bazı tüketici şişirme kalıplı kaplar ayrılmaz tutamaçlara sahiptir.بعض الحاويات لديها غطاء فضفاض عن الإغلاق.
Kaplar üzerinde yuvarlak, hilal biçimli ya da tüp biçimli delikli tutamaklar görülmektedir.و نجد أنواع من الرنجة، منها الرنجة المقطعة أو المقسمة، وهناك الرنجة الكاملة المملحة و المدخنة.
Bu durum, Lois'i agresif biri haline dönüştürür ve Lois kendisini tutamayarak öğretmenini pataklar.Isso faz com que Lois se torne agressiva o bastante para desafiar e ganhar do seu professor.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Conta-se que a senhora sua mãe fez a doação.
Eğer çevremizi kontrol altında tutamazsak, bu bizim için ilerde pişman olunacak bir duruma gelir.E se nós ignorarmos isso, fazemo-lo sob nosso próprio risco.
Suavi; hırçın, aşırılıklarla dolu, uyumsuz, iddialı, dost tutamayan bir insandı.Havia, ali, estranheza, uma face não iluminada, misteriosa.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Integendeel: hij doet gewoon wat zijn moeder hem opdraagt.
Onu ilk gördüğünde kendisini tutamamıştır ve çok etkilenmiştir.Als gevolg van zijn vroeggeboorte verloor hij zijn zicht.
Hiç sır tutamadım.Een geheim bewaren heb ik nooit gekund.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Zgodnie z obietnicą daną matce ojciec łożył na jego utrzymanie.
TI Pisti yönetimi kârlılığı istenen seviyede tutamayınca Pasifik Grand Prix'si bir daha yapılmadı.Do Grand Prix Pacyfiku nie zakwalifikował się już żaden kierowca zespołu Pacific.
Ama genelde bu orduları onları ayakta tutamaz.Podsadki zwykle nie posiadają tych łatek.
Onu ilk gördüğünde kendisini tutamamıştır ve çok etkilenmiştir.Där fick hon sin första uppenbarelse.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Han berättar om hennes mor som gav sitt liv för henne.
Pek çok yaşlı insanda zaten idrar tutamama veya bunama mevcut olduğundan tanı koymak güç olabilir.Det kan vara svårt att ställa diagnos då många äldre har tidigare befintlig inkontinens eller demens.
Ama sözünü tutamaz ve büyüyü yapar.Han kan uttala profetior och trollformler.
Eğer çevremizi kontrol altında tutamazsak, bu bizim için ilerde pişman olunacak bir duruma gelir.Якщо ж ми і не зможемо їх знайти, то, принаймні, повернення для нас буде безпечним.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Але врешті він дослухався до слів матері.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Faltis, které převzal po své matce.
Yuva, ot veya sazlardan oluşan yoğun bir tutamda gizlenir.Vyhrabává nory nebo jámy, v nichž se ukrývá.
Murtaza paşa gözyaşlarını tutamamış ağlıyordu.Její žokej Bartoš skrýval slzy .
Fatma Hanım kendini tutamaz, ağlar.Alladina pláče a nedopovídá.
Suavi; hırçın, aşırılıklarla dolu, uyumsuz, iddialı, dost tutamayan bir insandı.Jednalo se o výstředního, neschopného, neupraveného a zapáchajícího (ale milého) čaroděje Čáryfuka.
Bu davranışın ne kadar saçma olduğunu bilir fakat gene de kendini tutamaz.Postižený si uvědomuje nesmyslnost svého chování, ale sám to nedokáže ovládnout.
Onu ilk gördüğünde kendisini tutamamıştır ve çok etkilenmiştir.Când intra prima dată o fată în joc, toate privirile flăcăilor erau îndreptate înspre aceasta.
Tutamayacağınız sözler vermek yanlıştır."Nem azok, akinek mutatják magukat!”
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Azt mondja, az édesanyja sugallta neki.
Fakat onlar kendi memleketlerinin müstahkem mevkilerine varmış olduklarından kimseyi tutamadılar.He eivät aavistaneet, että heidän sijaintinsa oli paikallistettu.
David'in isimlerini aklında tutamayacağı kadar kız arkadaşı var.Davidilla on niin monta tyttöystävää, ettei hän muista heidän kaikkien nimiä.
Beni sorumlu tutamazsınız!Ette voi pitää minua vastuullisena.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Ο τελευταίος όρος προσετέθη μετά από παρέμβαση της μητέρας της.
Çok küçük boyutlardaki bir gezegen, atmosferini tutamaz.Προφανώς, το μικρό αυτό σώμα δεν έχει δική του ατμόσφαιρα.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Til slut følger de deres mors anmodning.
Bir sırrı tutamayınca birden bağırarak söyler ve sırrı herkes öğrenir.Når nogen siger det hemmelige ord, skal alle råbe så højt de kan.
Kaskının tepesinde bir tutam saç bulunur.Den har en karakteristisk hårkam på toppen af hovedet.
Ancak sözlerini tutamazlar.Den lar seg ikke formidle gjennom ord alene.
Ortasında deriden ya da ipten yapılmış tutamaklar bulunur.Men huller eller rifter midt på flaket må unngås.
Nemli ve gevşek toprak, kazığı tutamaz.Hvordan bli slank og sunn uten mas.
Murtaza paşa gözyaşlarını tutamamış ağlıyordu.Padovani menemukan dirinya sedang menangis.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.Perjuangan dia agar keadaannya dapat diterima oleh ibunya.
Gazza, bu noktada gözyaşlarını tutamadı.Kali ini, Alma sudah tidak bisa menahan air matanya.
Genellikle de içkinin üstüne küçücük bir tutam atılır.Nó thường được dung nạp tốt sau liều uống.
Çünkü annesine verdiği sözü tutamamıştır.塙のことは母親から言い聞かされていたとされる。
Onu ilk gördüğünde kendisini tutamamıştır ve çok etkilenmiştir.当初は啓太を見下していた。
Eğer çevremizi kontrol altında tutamazsak, bu bizim için ilerde pişman olunacak bir duruma gelir.やむなくそのような状態に陥った場合は、以下の操作により回復できる場合がある。
Kaskının tepesinde bir tutam saç bulunur.髪の上部にくせ毛がある。
Kádár, kaçaklara güven içinde evlerine dönebileceklerine dair söz verdiyse de, bu sözü tutamadı.残業で早く帰宅できない場合はと更に問われると「昼休みの間に。
Saçının yanında saçına bağlı olmayan bir tutam vardır.上面に毛が無く下面に毛がある。
Ağız kenarları altına yerleştirilmiş tutamaklar belirgin bir özelliktir.これらが顎脚綱の中で占める位置づけは不明瞭である。
Bu sefer çevresindekiler artık kendilerini tutamayıp kahkahaları basmışlar.この中には当時の著名人や権力者なども居たりもする。