Papaz Al Sharpton ise Jackson'ın çocuklarına "Babanızla ilgili tuhaf olan bir şey yoktu.Vaimulik Al Sharpton ütles Jacksoni lastele: "Teie isas polnud midagi imelikku.
Beşinci bölüm tuhaf makineler ve araçlar ile ilgilidir.Viies ešelon on suurekaliibrilised suurtükid koos toeks olevate tankidega.
Şimdi, tuhaf bir şeyler oluyor.Ühel päeval juhtub aga midagi väga imelikku.
Sesi ayrıca tuhaf, ince ve kararsızdı.Tema häält on kirjeldatud kui kummaline, pehme ja hõõguv.
Koalalar pes sesler çıkarmak için tuhaf bir ses organına sahiptir.Lindudel on heli tekitamiseks eriline organ – laulukõri.
Fakat Drusilla bazı tuhaf psişik yeteneklere sahiptir.PTFE-l on head dielektrilised omadused.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.11분이 되자 다리에 욱신거리는 느낌을 받았고, 입술에도 정말 이상한 느낌이 생겼습니다.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.11. minutu jsem začal cítit pulzování v nohou, a hodně divný pocit na rtech.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.11 minuutin kohdalla tunsin sykkivän tunteen jaloissani, ja huuleni alkoivat tuntua oudoilta.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.11 percnél a lábaimban furcsa dobogó érzés kezdődött, és az ajkaimat nagyon furcsának éreztem.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.Ad 11 minuti iniziai a sentire dei forti tremori alle gambe, e le labbra iniziarono a sembrarmi diverse.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.A los 11 minutos empecé a sentir punzadas en las piernas, y empecé a tener sensaciones raras en los labios.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.La 11 minute am inceput sa simt impunsaturi in picioare, iar buzele incepusera sa imi dea o senzatie ciudata.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.Op 11 minuten kreeg ik kloppende sensaties in mijn benen, en mijn lippen gingen heel raar aanvoelen.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.Pri 11 minútach som začal pociťovať búšivé pocity v nohách a začal som pociťovať čudný pocit na perách.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.Tại phút thứ 11 tôi bắt đầu cảm thấy cảm giác nhói ở cẳng chân, và môi của tôi bắt đầu thấy rất lạ.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.W 11 minucie zacząłem odczuwać pulsacje w nogach, dziwnie czułem też moje wargi.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.Στα 11 λεπτά άρχισα να αισθάνομαι παλμούς στα πόδια μου, και τα χείλη μου άρχισα να τα νιώθω πολύ περίεργα.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.На 11-тата минута започнах да чувствам пулсиране в краката, а устните си усещах по много странен начин.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.На рубеже в 11 минут я начал чувствовать пульсацию в ногах, а в губах появилось странное ощущение.
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.אחרי 11 דקות התחלתי להרגיש תחושה של פעימות ברגליים שלי והשפתיים שלי התחילו להרגיש מוזר
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.وفي الدقيقة الحادية عشر بدأت أشعر بإختلاجات في قدمي وقد بدأت شفتي تبدو في منظر غريب
11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.ズキズキとする感覚を覚えました それから唇がすごく変な感じがしました 12分目に耳鳴りがし始めて
95'te hepsi normal şarkı söylemiş. 96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Em 1995 todas cantavam uma música normal, mas em 1996 ouviram-se umas músicas estranhas.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.그런데 96년이 되자 그들은 몇가지 특이한 노래들을 불렀습니다.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Ale v 1996 bolo počuť pár divných.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Dar în '96 ei au auzit niște cântece ciudate.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Doch 1996 hörten sie einige sonderbaren Gesänge.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Maar in '96 hoorden ze een paar vreemde liederen.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Mais en 1996, elles ont entendu quelques chants étranges.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Ma nel '96 furono ascoltati dei canti insoliti.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Pero en el 96 oyeron algunas canciones extrañas.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Но в 96 раз они услышали несколько странных песен.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.Но през 96-а чули някои странни песни.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.אבל בשנת 96' הם שמעו כמה שירים מוזרים.
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.ولكن في عام 96 بدا العلماء بالاستماع الى نغمات غريبة
96'da tuhaf birkaç şarkı duymuşlar.この変わった歌は西海岸のクジラに
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.Ay, estoy viviendo en un programa de computadora... esto es extraño.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.아, 나는 컴퓨터 프로그램 속에 사는 존재구나...기괴하죠.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.Nahát, egy számítógépes programban élek - de fura.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.Oh, ich lebe in einem Computerprogramm - das ist seltsam.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf."Oh, ik leef in een computerprogramma - dat is eigenaardig."
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.Oh, je vis dans un programme informatique - c'est bizarre.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf."Oh, sto vivendo in un programma del computer". Stravolgente.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.Oh, trăiesc într-un program de calculator -- asta-i ciudat.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf."Ôi, mình đang sống trong phần mềm vi tính", thật kì lạ.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.Ojej, żyję w programie komputerowym. Dziwne.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.Oj, jag lever i ett datorprogram -- vad konstigt.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf."Ω, ζω σε ένα πρόγραμμα υπολογιστή" -- παράξενο.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.Ох, живея в компютърна програма - странна работа.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.О, я живу внутри компьютерной программы - как странно.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.אה, אני חי בתוכנת מחשב... זה מוזר.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.أوه، أنا أعيش في برنامج حاسوب -- وهذا غريب.
"Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.これらの「発見」は「気付き」へとつながる
Açıklama ile tuhaf eylemin arasını hikayelerle kapatmak -- işte çağdaş sanat tam da bunu yapıyordu.De leegte tussen een rare daad en zijn uitleg met verhalen vullen, daar draait hedendaagse kunst om.
Açıklama ile tuhaf eylemin arasını hikayelerle kapatmak -- işte çağdaş sanat tam da bunu yapıyordu.뒤샹같은 예를 봐도, 이 설명과 이상한 짓의 간극을 메우는 것. 스토리로 메운다는 것. 이런 것이 사실은 현대 미술이 했던 일인데
Açıklama ile tuhaf eylemin arasını hikayelerle kapatmak -- işte çağdaş sanat tam da bunu yapıyordu.Wypełnienie luki pomiędzy wyjaśnieniem a osobliwością, o to właśnie chodzi we współczesnej sztuce.
Açıklama ile tuhaf eylemin arasını hikayelerle kapatmak -- işte çağdaş sanat tam da bunu yapıyordu.Заповнення проміжку між поясненням і дивним актом історіями - ось що таке сучасне мистецтво.
Açıklama ile tuhaf eylemin arasını hikayelerle kapatmak -- işte çağdaş sanat tam da bunu yapıyordu.אז מילוי החללים בין הסברים ומעשה מוזר עם סיפורים - זוהי למעשה המהות של אמנות מודרנית.
Açıklama ile tuhaf eylemin arasını hikayelerle kapatmak -- işte çağdaş sanat tam da bunu yapıyordu.إذا ملئ الفارغ بين الشرح و التصرف الغريب بالقصص -- هذا فعلاً ما يدور حوله الفن المعاصر