Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.Natuurlijk vond mijn grootmoeder dat al haar kleinkinderen bijzonder waren.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.Pienso que mi abuela naturalmente creía que todos sus nietos eran especiales.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.Quand j'ai pensé à ma grand-mère, bien sûr, elle pensait que ses petits-enfants étaient tous spéciaux.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.Quando penso na minha avó, ela achava que todos os netos eram especiais.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.Ripensando a mia nonna, è ovvio che pensasse che tutti i suoi nipoti fossero speciali.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.Όταν σκέφτηκα τη γιαγιά μου, φυσικά πίστευε ότι όλα της τα εγγόνια ήταν ξεχωριστά.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.Когато си мисля за баба ми, разбира се тя би смятала всичките си внуци за специални.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.Подумав, я понял, конечно, бабушка считала всех своих внуков особенными.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.כשחשבתי על סבתא שלי, כמובן שהיא חושבת שכל הנכדים שלה מיוחדים.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.عندما فكرت بجدتي ، بالطبع كانت تعتقد بأن جميع أحفادها مميزون.
Büyükannemi düşündüğümde, ona göre tabii ki bütün torunları özeldi.孫全員を特別と考えるでしょう 祖父は 禁酒法時代には 刑務所にいました
Cengiz Han'ın torunu Kubla Han tarafından yönetilen.징기스칸의 손자 쿠블라이칸이 세운 왕조지요.
Cengiz Han'ın torunu Kubla Han tarafından yönetilen.בהנהגתו של קובלא חאן, הנכד של ג'נגיס חאן.
Cengiz Han'ın torunu Kubla Han tarafından yönetilen.التي قادها كوبلا خان , حفيد جينكيز خان .
Cengiz Han'ın torunu Kubla Han tarafından yönetilen.つまり 歴史は必ずしも繰り返すものではなく
Cesur göçebeler ve onların torunları sahil kıyısı boyunca Asya'nın doğu kısmına doğru ilerledi.용감한 이주자들과 그들의 후손들은 해안을 따라서 동쪽에 있는 아시아로 갔고,
Cesur göçebeler ve onların torunları sahil kıyısı boyunca Asya'nın doğu kısmına doğru ilerledi.Nieustraszeni wędrowcy i ich potomkowie podążyli przybrzeżnym szlakiem.
Cesur göçebeler ve onların torunları sahil kıyısı boyunca Asya'nın doğu kısmına doğru ilerledi.הנוודים שנלכדו וצאצאיהם, המשיכו לנוע לאורך החופים מזרחה באסיה.
Cesur göçebeler ve onların torunları sahil kıyısı boyunca Asya'nın doğu kısmına doğru ilerledi.彼らは2、3000年の間に今日のマレーシアへとたどり着きました。
Çünkü torununun büyüdüđüne bile tanýk olamadýnCar tu n'as même pas vu ta petite-fille grandir
Çünkü torununun büyüdüđüne bile tanýk olamadýnProtože ty ani neuvidíš svá vnoučata růst
"Dae Han Grup'un Başkanı Park Dong Jae'nin torunu..." "...Park Hae Young'la ilişkisi olduğu dedikoduları"La rumeur concerne M. Park Hae Young,Npetit-fils du Président Park Jae Dong du Groupe Daehan
Dae Han Grup'un torunu Park Hae Young olarak... ...sesleniyorum.لكنني هنا كحفيد بارك دونغ صاحب مجموعة داي هان
Daha fazla torun yardımcı oldu.Alți nepoți m-au ajutat.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Avoir plus de petits-enfants m'a aidé.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Các đứa cháu của tôi đã tạo động lực cho tôi làm được điều đó.
Daha fazla torun yardımcı oldu.I nipoti in aumento mi hanno aiutato.
Daha fazla torun yardımcı oldu.더 많아 진 손주녀석들이 저를 도왔습니다.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Más nietos me ayudaron.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Meer kleinkinderen hielpen me daarbij.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Mehr Enkel halfen mir dabei.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Os meus netos ajudaram-me.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Pomohla mi v tom další vnoučata.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Sprawiły to kolejne wnuki.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Uudet lastenlapset auttoivat jaksamaan.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Περισσότερα εγγόνια με βοήθησαν στην πορεία.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Други внуци ми помогнаха по пътя.
Daha fazla torun yardımcı oldu.Мне помогли внуки.
Daha fazla torun yardımcı oldu.עוד נכדים עזרו לי בדרך.
Daha fazla torun yardımcı oldu.أحفاد أكثر ساعدوني على طول المسار.
Daha fazla torun yardımcı oldu.孫のジェイクは非常に
Doğru. Torunum bana içki koymalı.Em yêu!
Doğru. Torunum bana içki koymalı.Správně, můj prazeť by mi měl nalít.
Doğru. Torunum bana içki koymalı.Très bien grand-père.
Doğru. Torunum bana içki koymalı.Да, зетят трябва да ми налее една чашка.
Doğru. Torunum bana içki koymalı.حسناً. حفيدي النسيب يجب أن يصبّ لي شراب
Dün, beni arayıp seni övdü. Bir torunu var. Bana senin bir ara onunla buluşup buluşamayacağını sordu.Дай да погледна.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.A spus ca ar fi o risipa sa-si casatoreasca nepoata cu un oarecare.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Dia mengatakan bahwa akan sia-sia menikahkan cucunya dengan orang lain.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Er hat gesagt,es wäre eine Verschwendung seine Enkelin einfach einen anderen zu verheiraten.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Ha detto che sarebbe uno spreco dare in matrimonio la sua nipote a qualunque.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Han pratade om hur det vore bortkastad att gifta bort hans barnbarn till bara vem som helst.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Hij zei dat het een verspilling zou zijn om zijn kleindochter met zomaar iemand te laten trouwen.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Il a dit qu'il serait dommage de marier sa petite-fille à n'importe qui.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Ông ấy nói sẽ thật phí hoài nếu gả cháu gái cho người bình thường nào đấy.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Λέει πως θα είναι κρίμα να παντρέψει την εγγονή του με τον οποιονδήποτε.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Он говорил, что выдать его внучку замуж за кого-то просто так - пустая трата.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.Сърдечния ти ритъм също е високо.
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.لقد كان يقول كم سيكون الامر مضيعة إذا زوج حفيدته إلى أى شخص
Durmadan torununu herhangi biriyle evlendirmenin ne kadar yazık olacağını söyleyip duruyordu.我が社は ユン会長の支援が 必要な立場におりますので