Toplumsal olay bireyi aşkındır, birey ona katılır.Me encanta mi trabajo, la gente junto a mí.
Dini kişisel bir mesele haline getirmek toplumsal yozlaşmayı beraberinde getirir.Verla convertirse en prostituta le produce un dilema moral.
Goethe toplumsal ve teknolojik ilerlemeye, insanlık erdemlerini yadsımadan doya doya yaşamaya inanıyordu.La humanidad tendría que alcanzar cierto límite ético o tecnológico antes de ser contactada.
Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeolojisi adlı kitabı Ayrıntı Yayınları tarafından 2014'te yayımlanmıştır.Y un artículo de revisión de sus estudios botánicos en el Cáucaso del 1902, fue publicado póstumamente.
Toplumsal yaşam pozitif hukuka göre belirlenir. e.)La división políticoterritorial será regulada por ley orgánica, (...)
Adalet, Toplumsal Cinsiyet ve Aile.Justicia, equidad y responsabilidad social.
"TOPLUMSAL DİLBİLİMİN KAPSAM ALANI".«Mi propuesta sobre seguridad ciudadana».
Toplumsal ve ekonomik sorunlar daha büyük felaketleri tetiklemekte gecikmeyecektir.La crisis económica y espiritual tarda más en afectarle.
İşçi sayısının hızla artmasıyla siyasi ve toplumsal çatışmalar da baş gösterdi.También se ha agilizado el contacto entre personas con fines sociales y de negocios.
Toplumsal bütünü parçalar halinde bütünden soyutlanmış biçimde analiz eder.Se analiza la realidad estudiándola por partes.
Fırsat eşitliği yoluyla toplumsal adaletin sağlanabileceği düşüncesini savunmaktadır.Para conseguir el equilibrio se instala la idea del bienestar común, mediante la equidad jurídica.
İkinci bölümde toplumsal konularla ilgili öyküler toplanır.Cada capítulo carga con comentarios sociales.
Bu öz aslında toplumsal ilişkiler bütünüdür demiştir.En consecuencia, propongo que abandonemos nuestras relaciones personales enteramente.
Kampüste kültürel ve toplumsal alanlarda projeler üreten 97 öğrenci topluluğu vardır.La ciudad alberga 997 centros educativos entre públicos y privados.
Hem kişisel hem de toplumsal bir erdemdir.Es una vivencia personal y colectiva.
Ayakkabı bile bir kişinin toplumsal konumunun göstergesiydi.Anche le calzature indicavano lo status sociale di una persona.
O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar.A quel punto inizia un'era di rivoluzione sociale.
"Lhasa Sokak Şarkıları: Geleneksel Tibet'te Politik ve Toplumsal Yergi" The Tibet Journal."Le Canzoni di Strada di Lhasa: Satira Politica e Sociale nel Tibet Tradizionale" in The Tibet Journal, Vol.
Dili, toplumsal ve mesleki amaçlar için esnek ve etkili bir şekilde kullanabilirim.Usa la lingua in modo flessibile ed efficace per scopi sociali, professionali e accademici.
Pakistan Anayasası cinsel yönelimden veya toplumsal cinsiyet kimliğinden bahsetmemektedir.La Costituzione del Pakistan non menziona esplicitamente l'orientamento sessuale e l'identità di genere.
Toplumsal edimini layığıyla yerine getiremediğini görmek onu deliliğe ve ölüme götürür.In caso contrario, continuerà a invedere i suoi sogni fino a portarla alla pazzia o alla morte.
Bu öz aslında toplumsal ilişkiler bütünüdür demiştir.Nella sua realtà, essa è l'insieme dei rapporti sociali.
Repin onların toplumsal değerlerine odaklanmıştı: "Gogol'un onlar hakkında yazdığı her şey doğru!Repin stesso li ammirava: "Ciò che Gogol' ha scritto su di loro è vero, sono un grande popolo!
Sosyal güdüler ise toplumsal bir ortamda gerçekleşir.Le scene si svolgono in un ambiente interno.
2. Düzen Gerekliliği ve Devlet Devlet toplumsal düzenin sağlamasında gerekli bir kurumdur.Il secondo requisito fondamentale è rappresentato dall'ordine e dalla sicurezza sociale.
Sosyal çağ, teknolojik ve toplumsal değişimleri kapsayan çağdır.Adesso la nuova frontiera dello sviluppo tecnologico e sociale è il tempo.
Toplumsal kanun ve kuralları sağlıklı bir biçimde işletebilmek için gereklidir.Le leggi e regolamentazioni dovrebbero garantire il diritto ai servizi sanitari e finanziari sociali.
Toplumsal hareket analizleri, siyaset bilimciler, sosyologlar, tarihçiler tarafından yapılabilmektedir.È da qualche anno che politici, giornalisti, sociologi si pon...
Toplumsal bozulmanın önünü açan uygulamadır."Rispetto la pressione che la società esercita su di loro".
Bu koşullar da toplumsal değişim taleplerinin olgunlaşmasına yol açmıştır.Tutto ciò avviene anche per l'influenza delle mutate condizioni sociali dell'Europa.
Hedonizmin keşfi, toplumsal düzenin artık fakirleri istemediği anlamına geliyor.Deng pose in risalto l'idea che socialismo non significa povertà condivisa.
Böylece o, kadının toplumsal konumunu toplumsal bir düzlemde tartışmaya açmıştır.A questo punto la donna lo convince ad affrontarla in un dibattito pubblico.
Teknoloji alanındaki gelişmeler toplumsal yaşamda önemli değişikliklere yol açmıştır.Le nuove tecnologie dell'informazione stanno provocando dei cambiamenti nell'organizzazione sociale.
İnsan toplumsal bir varlıktır.È un patrimonio dell'umanità.
Bu bakımdan çevirmenın aslında toplumsal bir rolü vardır.L'uso della lingua è quindi un'azione socialmente rilevante.
Toplumsal gerginlikler yalnızca demokratik süreçlerle çözülmelidir.Perciò, i rapporti politici possono essere espressi esclusivamente per delega democratica.
Müslüman bir kızın hristiyan bir erkekle evlenmesi ne toplumsal ,ne de yasal olarak mümkündür.Alla donna musulmana è vietato sposare un uomo non musulmano.
Bu ülkelerin siyasi, ekonomik, toplumsal denetimine egemen olunur.Tali obblighi sono di natura politica, economica e sociale.
Kökeni, toplumsal cinsiyet rollerindeki farklılıklardır.Gli stereotipi sono quindi il lato oscuro dei nostri processi di categorizzazione sociale.
Bu dönemde Floransa halkının toplumsal saygınlığı artmaya başlamıştır.Da quel momento i libri da colorare hanno iniziato a guadagnare popolarità.
Toplumsal konuları işleyerek insan kardeşliğini dile getirir.Crede nella fratellanza umana.
Yahut ihtilâl toplumsal bir kader ve bütün toplumlar için mukadder midir?И разве можно выжимание соков из народа назвать заботой о его благоденствии?!..
Yapıtlarında toplumsal eleştiri ağır basar.В его произведениях общественная критика очень резкой.
Yalnız bu ancak toplumsallaştırılma sürecinde kişinin kazanabileceği bir yetenektir.Выйти имеет право только тот игрок, у которого (или у его напарника) есть в выкладке канаста.
Bunlardan ilki kadınların toplumsal var oluşa olan katkılarını ele almıştır.Прежде между ними были любовные отношения, которые распались.
O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar.Тогда наступает эпоха социальной революции.
İlk Rus toplumsal romanı sayılır.И, кажется, прежде всего, русская история.
Fakat toplumsal sözleşmeden ortaya çıkan devlet hala anarşikti.Государства, возникшие не на основах общественного договора, были анархичными.
Toplumsal hareketlerin ruhu da budur.Тип - общественное движение.
Başlarda şiirlerinin konusu doğa, aşk, ayrılık, özlem iken, daha sonraları ise toplumsal sorunlar ağır bastı.Вначале стихи были посвящены природе, любви и разлуке, затем её стали занимать социальные проблемы.
"TOPLUMSAL DİLBİLİMİN KAPSAM ALANI".Это наша политика конфиденциальности».
Dua, bireysel ya da toplumsal olarak; özel ya da kamusal bir yerde edilebilir.Намаз можно совершать как индивидуально, так и коллективно в любом подходящем месте.
Bu bir anlamda "toplumsal sözleşme" geleneğinin devam ettirilmesi olarak görülmektedir.Это возможно лишь путём «общественного договора».
Toplumsal Kanıt – İnsanlar diğer insanların yaptığını gördükleri şeyleri yapar.Вывод — люди видят то, что хотят увидеть.
Bireysel ve toplumsal konulu şiirler yazmıştır.Писал гражданские и патриотические стихи.
Liberalizm kavramı siyasal, ekonomik ve toplumsal özgürlükleri savunur.Сторонник либеральных взглядов, политической и экономической свободы.
Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı.Социально-экономическая история России.
Demek ki, bu toplumsal oluşum ile, insan toplumunun tarih-öncesi sona ermiş olur."Вскоре после этого человеческая эпоха будет завершена».
Kişi bu durumda yerine getirmesi gereken toplumsal bir görevle karşı karşıyadır.Социальная роль — это совокупность действий, которые должен выполнить человек, занимающий данный статус.
Ancak gene de ülke ekonomisi zaman zaman bunalıma düşmekte, bu da toplumsal sorunlara yol açmaktadır.Однако когда он начинает поднимать острые социальные проблемы, это приводит к его политическому краху.