Biyolojik ve toplumsal sistemler açık sistemlerdir.Økologiske, biologiske og samfundsmæssige systemer er homøostatiske.
Mevcut toplumsal sistemin korunmasını amaçlar.Den historiske baggrund for vort nuværende samfundssystem.
Kişi bu durumda yerine getirmesi gereken toplumsal bir görevle karşı karşıyadır.Tilsvarende bruges borgerpligter om de forpligtelser, som en person skal leve op til som samfundsborger.
Toplumsal hareket olarak kuruldu ve Şubat 2001'de siyasi parti haline geldi.Partiet opstod som bevægelse i løbet af 2004 og blev stiftet som egentligt politisk parti i januar 2005.
Böylece ilçedeki toplumsal yapı değişiklik arz etmiştir.Det var på tide, at der blev foretagest gennemgribende ændringer i samfundet.
Liberalizm kavramı siyasal, ekonomik ve toplumsal özgürlükleri savunur.Det betyder at den globale frihandel, liberale økonomier og liberale politiske systemer fremmes.
Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı.Han skrev også en række bøger for at forklare sine sociale og politiske anskuelser.
Sosyal çağ, teknolojik ve toplumsal değişimleri kapsayan çağdır.Teknisk, socialt og organisatoriske ændringer.
Toplumsal gelişimin belli bir safhasında meydana gelmiş bir üründür.Hvis man er interesseret i samfundets udvikling i et nyt perspektiv...
Hem kişisel hem de toplumsal bir erdemdir.Således det bliver et personligt og unikt stykke kunst.
Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de vardır.Han har også digte, hvor han kritiserer natur, sociale begivenheder, religion og politik.
Ayrıca Çin Komünist Partisi'nin elinde tuttuğu siyasal ve toplumsal yetkiler hakkında endişe duyuyorlardı.Det var bekymring over den sosiale og politiske kontroll som Kinas kommunistparti fremdeles hadde.
Komünistler ayrıca eşitlik ve toplumsal adaletin iyileştirilmesi üzerine vaatte bulundular.De lovte også likhet og sosial rettferdighet.
Bütün bunların sonucunda Osmanlı toplumsal ve ekonomik düzenin altüst oldu.Men dette ville stride fullstendig mot vårt sosiale og politiske system.
Bununla birlikte bazı ekonomik ve toplumsal reformlar yaptı.Han gjennomførte også en rekke sosiale og politiske reformer.
Ortadoğu'da Maduniyet: Toplumsal Hareketler ve Siyaset. .Stabilitetens pris : stat og politikk i Midtøsten.
Avrupa'nın toplumsal kurumları gittikçe artan bir şekilde matrizmden patrizme geçti.Soul Asylum ble mer og mer populær.
İstanbul: Toplumsal Dönüşüm.Dag Østerberg: Samfunnsmotsetninger.
Bir de tırsıyoruz, hiçbir toplumsal şemsiyemiz yok.Uten variasjon, ingen sivilisasjon.
Buna göre, ekonomik koşullar ve baskın üretim araçları toplumsal yapıyı belirlerdi.Derimot var privat eiendomsrett og privat initiativ ansett som motoren i samfunnsøkonomien.
Müslüman bir kızın hristiyan bir erkekle evlenmesi ne toplumsal ,ne de yasal olarak mümkündür.For muslimske kvinner er det ikke akseptert av alle å gifte seg med en ikke-muslim.
Ayrıca, Brezilya'da büyük bir ticari başarıya imza attı ve toplumsal bir fenomen haline geldi.Tropa de Elite var en fremragende kommersiell suksess, og ble et kulturelt fenomen i Brasil.
Toplumsal sınıf ^ "Social status".Derajat (sosial), status sosial.
İstihdam eksikliğinin yanı sıra toplumsal huzursuzluk ve endemik savaş getirdi.Selain berkurangnya populasi, terjadi pula ketegangan sosial dan peperangan endemik.
Orta sınıf, sosyal hiyerarşide orta kademede bulunan toplumsal sınıf.Kelas menengah adalah sebuah kelas rakyat di tengah hierarki sosial.
İnsan toplumsal bir varlıktır.Sosialbudaya Manusia adalah makhluk sosial.
Yalnızca iki toplumsal normu tanıyan bir cins/cinsiyet sistemi "heteronormatif" olarak tanımlanmıştır.Sistem seks/gender yang hanya mengenal dua jenis saja kemudian disebut "heteronormatif".
Kültürleşmenin toplumsallaşma ile ilişkisi vardır.Kebudayaan sangat erat hubungannya dengan masyarakat.
Buna da toplumsal cinsiyet denir.Kita menyebutnya gairah seks.
Pakistan Anayasası cinsel yönelimden veya toplumsal cinsiyet kimliğinden bahsetmemektedir.Konstitusi tidak secara eksplisit membahas orientasi seksual atau identitas gender.
Daha çok toplumsal etkileşimcilik kavramı üzerinde durmuştur.Respon masyarakat juga sudah semakin besar terhadap konsep ini.
Toplumsal gerginlik arttı ve anayasa çatışma potansiyelini en aza indirmek için değiştirilmiştir.Xung đột giữa các cộng đồng nổi lên và hiến pháp được sửa đổi nhằm giảm thiểu tiềm năng xung đột.
Toplumcu gerçeklik, sanatçıyı toplumsal bir varlık olarak görür.Đối với ông, nghệ thuật được nhìn nhận là một hoạt động xã hội.
Dua, bireysel ya da toplumsal olarak; özel ya da kamusal bir yerde edilebilir.Cầu nguyện có thể là cá nhân hoặc xã và nơi công cộng hay riêng tư.
Sosyoekonomi, toplumsal değerler ve ekonomi arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır.Kinh tế chính trị là một môn khoa học xã hội nghiên cứu mối quan hệ giữa kinh tế và chính trị.
Bugün ÖÖB'nin yönetim kurulu üyesi olarak toplumsal iş yapıyor.Ông hiện giữ chức vụ Chủ tịch Hội đồng nhân dân thành phố Đà Nẵng.
Ayrıca Çin Komünist Partisi'nin elinde tuttuğu siyasal ve toplumsal yetkiler hakkında endişe duyuyorlardı.Nó liên quan chặt chẽ tới quyền lực Ban chính trị và Luật pháp của Đảng Cộng sản Trung Quốc.
Küreselleşme karşıtlığı, kurumsal kapitalizmin küreselleşmesine karşı eleştirel bir toplumsal harekettir.Phong trào chống toàn cầu hoá là một phong trào xã hội phê phán về toàn cầu hóa kinh tế.
Pakistan Anayasası cinsel yönelimden veya toplumsal cinsiyet kimliğinden bahsetmemektedir.Litva không công nhận hôn nhân đồng giới hoặc quan hệ đối tác dân sự.
Toplumsal, ekonomik yaşayışımızın bütün görünüşleri,bu belgelerde yatmaktadır.Chủ đề đời sống gia đình, nội trợ được thể hiện chủ đạo trên những bức ảnh này.
Bu duygular kısmen doğuştan gelebilir, ama kuşkusuz çoğu toplumsal olarak koşullanmıştır.Việc loại bỏ này có thể diễn ra theo nhiều cách, nhưng phổ biến nhất là hình thành các tinh thể.
Toplumsal psikolojide, iyi arkadaşlar arasındaki sevgi anlamına gelen bir başka terim de philiadır.社会心理学において、親友間の愛を指す別の用語としてフィリアがある。
Toplumsal eğitim, kurumsal eğitim kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürünün ve kimliğinin parçasıdır.社会教育は、学校教育に並んでトルコ共和国の文化とアイデンティティの一役を担っている。
O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar.このとき社会革命の時期がはじまるのである。
Komünistler ayrıca eşitlik ve toplumsal adaletin iyileştirilmesi üzerine vaatte bulundular.共産主義者は平等と社会的公正を約束した。
Yahut ihtilâl toplumsal bir kader ve bütün toplumlar için mukadder midir?もとより人間に王侯将相の種族の別があろうか」。
Demek ki, bu toplumsal oluşum ile, insan toplumunun tarih-öncesi sona ermiş olur."だからこの社会構成をもって、人間社会の前史はおわりをつげるのである。
Pakistan Anayasası cinsel yönelimden veya toplumsal cinsiyet kimliğinden bahsetmemektedir.パキスタンの憲法には、性的指向や性同一性については特に言及していない。
Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır.物質的生活の生産様式は、社会的、政治的、精神的生活諸過程一般を制約する。
Eski Türklerde yemek, toplumsal yaşamın önemli bir parçasıydı.ローマ人にとって公衆浴場は社会生活の重要な一部だった。
Osmanlı'da belirsiz biçimde bir toplumsal sınıflandırma mevcuttur.オスマン帝国においては、不透明な形で社会階層の分類が為されていた。
Ama onlar bunca vahim toplumsal buhrandan geçtiler, bizse geçmedik.だが、彼らは先鋭な社会的騒動の時代を生き抜いたが、わたしたちはそうではない。
Kentte toplumsal etkinlikler oldukça yaygındır.町の人々の生活はごく普通。
Savaşçı bir toplumsal yapı bölgeye hakim olmuştur.社会主義の建設がこの街から管理されていたのだ。
Toplumsal hareketlerin ruhu da budur.社会的集団行動である。
Gaf, genel olarak kabul görmüş toplumsal kuralların ihlali.それらの行動は通常に容認された社会規準から強く逸れる。
Ayakkabı bile bir kişinin toplumsal konumunun göstergesiydi.表の顔は社会的立場のある人物。
Öykünün göze çarpan bir diğer yanı da toplumsal sınıf ayrılığıdır.それより上の部分が切り離されるのは生活史上の普通な現象でもある。
Bunlardan ilki kadınların toplumsal var oluşa olan katkılarını ele almıştır.前述のように前者は「侯」と訳されることが多い(「公」と訳すこともある。
Toplumsal gerginlikler yalnızca demokratik süreçlerle çözülmelidir.民主主義社会では政治問題がそのまま施政者の取捨選択に直結する。