Dini kişisel bir mesele haline getirmek toplumsal yozlaşmayı beraberinde getirir.Verla convertirse en prostituta le produce un dilema moral.
Toplumların hepsi aynı sisteme sahip değildir.No es necesario que todos los grupos tengan el mismo tamaño.
Toplum mühendisliği.Ingeniería social.
"(İNGİLİZCE) Doğrulayıcı Eylem Üzerine Toplum Görüşü ve Suskunluk Sarmalı".«El crédito tiene que ser algo comunal y público».
Köktendincilik toplumda, bu yozlaşmaya karşı tepki olarak ortaya çıkmıştır.La unión bancaria se ideó como una respuesta política para romper este círculo vicioso.
Bu topluluk ayrıca sivil toplum kuruluşlarında da faaldirler.Es en esta zona donde también se asentaron las sedes sociales de las empresas locales.
Antik Roma'da kölelik toplum ve ekonomide önemli bir rol oynardı.En Roma tuvo un papel activo en la vida pública de la Iglesia.
Dünya genelinde, toplumun %10'undan fazlası hayatlarının bir döneminde migrenden etkilenmektedir.Se trata de una enfermedad común que afecta a una de cada 10 personas en algún momento de su vida.
Bu yazarlar, Kartaca ile rekabet halinde olan dolayısıyla da sık sık çatışan toplumların insanlarıdırlar.Estos autores provenían de culturas que fueron casi siempre rivales de Cartago.
Goethe toplumsal ve teknolojik ilerlemeye, insanlık erdemlerini yadsımadan doya doya yaşamaya inanıyordu.La humanidad tendría que alcanzar cierto límite ético o tecnológico antes de ser contactada.
İstanbul’a döndükten sonra eğitim ve sivil toplum kuruluşlarında faaliyet gösterdi.Allí y durante su viaje de regreso en Perú hace contactos con organizaciones laborales y políticas.
İkinci İmparatorluk'ta Bir Ailenin Tabiat ve Toplum Tarihi) başlıklı bir dizi biçiminde düzenledi.El subtítulo de la serie reza Historia natural y social de una familia bajo el Segundo Imperio.
Şu an Demokratik Toplum Partisi merkez yürütme kurulu üyesidir.Actualmente es integrante del Comité Político del Centro Democrático.
Yazıyı bulup kullanmayı başaran toplumlar, Tarih Çağları’na daha önce geçmişlerdir.«A los que quieran comunicar la historia de su tiempo, adelante».
Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeolojisi adlı kitabı Ayrıntı Yayınları tarafından 2014'te yayımlanmıştır.Y un artículo de revisión de sus estudios botánicos en el Cáucaso del 1902, fue publicado póstumamente.
Toplumsal yaşam pozitif hukuka göre belirlenir. e.)La división políticoterritorial será regulada por ley orgánica, (...)
Bu kitapta İslam toplumunun biçimlendiği erken dönemlerin tarihsel olayları ve siyasi fitneler yer almıştır.En esta obra se estudian los orígenes y precedentes que dieron lugar a la ley islámica.
Toplum içinde dışlanmışlardır.Está aislado de la sociedad.
Tam anlamıyla çalışanın kuruma ve topluma olan katkısı sıfırlanıyor.En definitiva se estaba replanteando totalmente la profesión y su papel en la sociedad.
Moğol toplumu, Cengiz Han’dan önce teşkilatsızdı.El pueblo de Zigong han estado perforando sal desde antes de la dinastía Han.
Birçok sivil toplum örgütünde yer aldı.Alberga muchas de las organizaciones de medios de comunicación públicos.
Adalet, Toplumsal Cinsiyet ve Aile.Justicia, equidad y responsabilidad social.
O dönemde meydana gelen olay toplumda etkilenme oluşturdu.Fue tal la conmoción que en la sociedad causo.
(Ka Kitap, 2015) "Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?"¿Cómo un pueblo puede someterse a una voluntad totalitaria?».
"TOPLUMSAL DİLBİLİMİN KAPSAM ALANI".«Mi propuesta sobre seguridad ciudadana».
Toplumsal ve ekonomik sorunlar daha büyük felaketleri tetiklemekte gecikmeyecektir.La crisis económica y espiritual tarda más en afectarle.
İşçi sayısının hızla artmasıyla siyasi ve toplumsal çatışmalar da baş gösterdi.También se ha agilizado el contacto entre personas con fines sociales y de negocios.
Toplumsal bütünü parçalar halinde bütünden soyutlanmış biçimde analiz eder.Se analiza la realidad estudiándola por partes.
Amaçları, toplum kesitlerinin yaşam özelliklerini yansıtan resimler yapmaktı.Así que intenté persuadir a nuestros personajes con sentido de la historia.
Ancak bunlar, politika üretenler, toplumbilimciler ve antropologlar tarafından görmezden gelinmektedir.Fue temido incluso por anarquistas y sindicalistas.
Filmde toplumdaki ayrımcılıklar konu edinilmiştir.En la película se eliminaron las referencias a la homosexualidad.
Savaş ve Toplum - Savaş Üzerine Yazılar.Partes oficiales y documentos relativos á la guerra....
Türk dili konuşan bir toplum olarak belirtir.Se trata de una comunidad de habla neerlandés.
Meclise girdikten sonra Demokratik Toplum Partisi (DTP) grubuna katıldı.En dicho gobierno llegarían a participar algunos ministros del Partido Socialista Popular (Cuba).
Bu toplumların oluşmasını, sonrasında genişleyerek devletlerin oluşmasını sağladı.Las negociaciones entonces tomaron lugar para la formación de una unión más amplia entre ellas.
Toplumcu, halkçı siyasi aktivist.Política, militante del Partido Acción Nacional.
İnsanı, olayları ve toplumu bitmiş, tamamlanmış olarak almaz.Es el rey de los dioses y hombres; es poderoso y temible: nadie puede resistir su autoridad.
Böylece toplumun onu zorladığı tecrit edilmiş bir yerde yaşamışına kızgındır.Del mismo modo, odiaba su posición aislada en la sociedad a la que se había visto abocada por el exilio.
Fırsat eşitliği yoluyla toplumsal adaletin sağlanabileceği düşüncesini savunmaktadır.Para conseguir el equilibrio se instala la idea del bienestar común, mediante la equidad jurídica.
İkinci bölümde toplumsal konularla ilgili öyküler toplanır.Cada capítulo carga con comentarios sociales.
Toplum yalnızca bilişsel değil, fakat duygusal ve harekete geçiren becerilere de ihtiyaç duyar.La sociedad necesita todo tipo de habilidades que no son sólo cognitivas, son emocionales, son afectivas.
Bu grup homojen bir topluma kendi kimliklerinden vazgeçerek ulaşmayı amaçladı.Intentamos participar en una sociedad íntegra en sus divergencias.
Bu öz aslında toplumsal ilişkiler bütünüdür demiştir.En consecuencia, propongo que abandonemos nuestras relaciones personales enteramente.
Tanıma kuralları bir toplumdaki hukukun kabul edilmiş şekli kaynaklarını düzenleyen kurallar kümesidir.Las decisiones del Juez están fundadas en normas jurídicas que provienen de una fuente autorizada.
Toplumda görülme sıklığı %1 ile %4 arasındadır.La ciudad tiene un crecimiento evaluado entre 1–3 %.
Kampüste kültürel ve toplumsal alanlarda projeler üreten 97 öğrenci topluluğu vardır.La ciudad alberga 997 centros educativos entre públicos y privados.
Yıllarca süren toplumlararası görüşmelerden bugüne değin herhangi bir sonuç çıkmamıştır.Las negociaciones, de varios años de duración, parecían no llegar nunca a buen puerto.
Hem kişisel hem de toplumsal bir erdemdir.Es una vivencia personal y colectiva.
Bilimsel araştırmalara göre bir toplumun kalkınma seviyesinin bir göstergesidir.La investigación científica es una visión de una empresa a gran escala.
Tuhaf görünüş ile toplumda tiksinti yaratmak ve bu şekilde toplumdan dışlanmayı sağlamak amaçlanmıştı.Estas comunidades estaban muy aisladas, en medio de la naturaleza, y esto te enseña a sentirte fuera.
Ortaya konan eser, toplumun ortak malı olarak kabul edilir.Las empresas en general son consideradas propiedad de la sociedad.
Köktürk Devleti toplumunun üyelerine, özellikle de aristokrat kesime hitap eder.Es muy común dedicar las "calaveritas" a personajes públicos, en especial a políticos en el poder.
Anlaşma, İsrail toplumunu ikiye böldü.El conflicto dividió a su familia.
büyünün ilkel toplumlarda önemli rolü vardır.L'uomo primitivo migrò in tutte le parti del mondo.
Ayakkabı bile bir kişinin toplumsal konumunun göstergesiydi.Anche le calzature indicavano lo status sociale di una persona.
Toplum intikam yeminleri etti.I quali le giurarono vendetta.
Disiplin özellikle karmaşık sanayi toplumlarına odaklanmıştır.La disciplina si è applicata in particolare alle società industriali complesse.
O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar.A quel punto inizia un'era di rivoluzione sociale.
1930'larda Toplum mühendisliği Folkhemmet'in önemli bir parçası haline geldi.Negli anni trenta l'ingegneria sociale divenne una parte importante del folkhemmet.
Bunlar kendi toplumlarındaki evlilikleri ve boşanmaları düzenlemektedir.Questi regolano tutti i matrimoni e gli eventuali divorzi per le proprie comunità.