Bankanın ana hedefi Türkiye'nin dış ticaretini desteklemek olarak belirlenmişti.Por um lado conhece bem a importância do Brasil como sustentáculo do comércio exterior português.
Ticaret ve stratejik yönden Batı Akdeniz'in son derece önemli takımadalarındandır.O significado militar e estratégico da fronteira tornou-se mais importante do que os dos condados.
Music Week, Birleşik Krallık'taki müzik endüstrisine ait bir ticaret raporudur.Music Week é uma publicação européia semanal especializada na indústria musical do Reino Unido.
Çin Halk Bankası (PBC) ayrıca uluslararası ticaret ve diğer yurtdışı finansal işlemlerden sorumludur.O banco também é responsável pelo comércio exterior e outras transações estrangeiras.
Fransız Lisesi ve Cenevre Yüksek Ticaret Mektebi mezunudur.Aqui no Senegal ou Níger, uma escola agrícola deve ser promovida.
Van'ın ticaret merkezidir.É centro comercial de lã.
Şehir büyük bir ticaret merkezi oldu.A cidade é centro comercial.
Bu da bu dönemler arasında ticaret hacminin büyük bir artış gösterdiğini göstermiştir.Há indícios de que nessa época o comércio internacional era importante.
1927 - Türkiye ile Almanya arasında Ticaret ve İkamet antlaşmaları imzalandı.1976 - Acordos da Guarda - entre Portugal e Espanha.
Ticaret hesabı varlıkları ^ Sullivan, Arthur; Steven M. Sheffrin (2003).Moeda fiduciária Lei de Gresham O'Sullivan, Arthur; Steven M. Sheffrin (2003).
Güneydeki liman ise ticaret amaçlı kullanılmıştır.Uma parte da ala sul é utilizada para eventos.
2008 yılında ülke Dünya Ticaret Örgütü'ne katılmıştır.O país tornou-se membro da Organização Mundial do Comércio em julho de 2008.
1938'de Alman ticaret örgütü'nde Hauptgeschäftsführer oldu.Em 1988 assumiu o comando do Sindicato dos Trabalhadores Domésticos.
1295'te Venedik'e dönen Marco Polo, yeniden ticarete atıldı.Marco Polo retornou a Veneza em 1295, trazendo consigo uma fortuna sob a forma de gemas.
Ticaret, büyük oranda tüccar aileler tarafından yürütülmekteydi.A rua logo começou a ser ocupada por grandes casas comerciais.
Çevre köylerden gelip ticaretle uğraşanlar iş yerlerini istasyon civarına kurmuşlardır.Comerciantes de perto e de longe vêem aqui para fazer negócios.
Bu, bir ticaret anlaşması ve dostluk ittifakı niteliği de taşıdı.No entanto, mantêm um relacionamento amigável e colaboração a nível de negócios.
Ticaret, bütün Yunanistan'da özgürdü.A oposição Libertária em Portugal.
Çarşıda her ticarethane gruplar hâlinde ayrı bölümleri oluşturmuştu.Em toda parte criou Clubes Abolicionistas.
Sonrasında ise bölge köle ticaretinde kullanıldı.Muitos desses mais tarde foram usados no comércio de escravos.
Milano'da şehrin endüstri ve ticaretini geliştirdiler.Também tiveram papel importante neste processo as crescentes urbanização e industrialização em São Carlos.
Kentin en önemli ekonomik sektörleri ticaret ve hizmet olmuştur.Na cidade, os setores que mais empregam são o de comércio e o de serviços.
1950'ye kadar Ticaret Odası'nda raportörlük yaptı.Este trabalhou como bibliotecário chefe até 1950.
Brezilya, Atlantik ticaretinde yaklaşık 4.9 milyon köle aldı.Ao todo, entraram no Brasil aproximadamente quatro milhões de africanos na forma de escravos.
Ticaret hayatına atılmış ve tekne satmaktadır.Ele sai do direito empresarial e compra barco de pesca para viver.
Keşif, ticaret, araştırma özellikleri yenilenmiştir.As características de negociação, pesquisa, renovação e exploração também foram revisadas.
1996’da Türkiye ve İsrail, aralarında bir serbest ticaret anlaşması imzaladı.«Chile e EUA assinam acordo de livre comércio».
İngiltere ise 1807’de köle ticaretini sona erdirmiş, 1833’de de sömürgelerdeki köleliği kaldırmıştır.Em 1807, a Grã-Bretanha proibiu o tráfico de escravos e, em 1833, proibiu a escravidão em suas colônias.
Sonra iş hayatına atıldı ve ticaretle uğraştı.Largou tudo e foi trabalhar com prostituição.
Kendi şirketini kurarak ticaret işiyle uğraştı.Com isto, ele resolve montar seu próprio negócio.
Mahalleden göç ederek ticaretle uğraşanlar mahallenin ekonomisine katkı sağlamaktadır.E os povos que moravam nessa região participavam ativamente do comércio na região.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Bakanlığı tüm genel TLD'lerin yetkisini üstlendi.In 1997 werd het Amerikaanse Ministerie van Handel verantwoordelijk voor alle generieke TLD's.
Mun, ticaret hayatına Akdeniz'de başladı.Mun begon zijn carrière in de handel op de Middellandse Zee.
New York şehri 20. yüzyılın ilk yarısında dünyanın ticaret, sanayi ve iletişim merkezi haline geldi.In de eerste helft van de 20e eeuw werd de stad een wereldcentrum voor industrie, handel en communicatie.
1850’lerde Tiflis, yeniden ticaret ve kültür merkezi haline geldi.Na de jaren 1850 kwam Tbilisi weer op als een belangrijk cultureel en handelscentrum.
Seçimlerin ardından Başbakan Yardımcısı ve Endüstri, Ticaret ve Çalışma Bakanı olarak görev yaptı.Na deze verkiezingen werd hij benoemd tot vicepremier en minister van Industrie, Handel en Werkgelegenheid.
Makaleleri sivil toplum, uluslararası ilişkiler ve ticaret odaklıdır.Zijn schrijven is gericht op het maatschappelijk middenveld, de internationale betrekkingen en handel.
Ayrıca bavul ticareti olarak da adlandırılmaktadır.Ook de kofferset was als optie te koop.
Ancak bundan önce de bir ticaret yerleşkesi olduğu bilinmektedir.Voordien stond de plek bekend als Langestraat.
19. yüzyılın başlarında dünya dış ticaretinin %40'ı Liverpool limanından geçmekteydi.Tegen de negentiende eeuw passeerde ruim 40 procent van de wereldhandel de Liverpoolse haven.
Ayrıca İngiltere'ye karşı Avrupa çapında bir ticaret boykotu getirdi.Tevens werd opgeroepen om de handel met Engeland te boycotten.
Uluslararası ticaret Zaman BankacılığıVrijhandelsverdrag Internationale handel Vrije markt
Washington'da köle ticareti yasaklanacak.In Florence wordt de slavenhandel verboden.
Kısa sürede ticaretle uğraşıp zengin olur.Ze werkt mee in de zaken en wordt rijk.
Van'ın ticaret merkezidir.Van Rompuy is het geheugen van de onderhandelingen.
1830 - Osmanlı-Amerikan Ticaret ve Dostluk Antlaşması imzalandı.Op 8 oktober van dat jaar werd het Amerikaans-Nederlandse handels- en vriendschapsverdrag getekend.
İsterlerse ticaret enstitüsüne de devam ediyorlardı.Jij was naar de winkel, of niet?
Ayrıca doğu ve batıdaki ticaret yolları, madenler ve vahaları kontrol ediyordu.Het voerde ook de controle uit over handelsroutes, mijnen en oases in het oosten en westen.
İlk defa ticaret başlamıştır.Hij gaat voor het eerst mee op handelsreis.
2001 yılında Çin resmi olarak Dünya Ticaret Örgütü'ne katıldı.In 2001 trad China ook toe tot de Wereldhandelsorganisatie.
Nüfusunun kalan kısmı, küçük ölçekte ticaretle geçinmektedir.De begane grond bevat detailhandel.
Ayrıca ticarette dikkatli davrandıkları da bilinmekteydi.Ook was ze met enige regelmaat te zien in commercials.
Şehir büyük bir ticaret merkezi oldu.De stad wordt een belangrijk handelscentrum.
Bu arada at sırtında gezerek ticaretini sürdürenler de az değildi.De paarden waren later niet meer in trek als rijdier en hadden geringe handelswaarde.
Bunun da etkisiyle ticaretin yönü Mezopotamya üstüne kaymaya başladı.Dat komt doordat met de beweging ook het zwaartepunt verplaatst.
Avrupa Komisyonu ve Federal Ticaret Komisyonu satışı bazı koşulların uygulanması karşılığında onayladı.De Europese Unie en de Federal Trade Commission van de VS stelden echter wel voorwaarden aan de aankoop.
Egzotik evcil hayvan ticareti de büyük kediler için bir tehdit oluşturmaktadır.De export voor de handel in exotische diersoorten vormt ook een bedreiging.
Babası ile birlikte tütün ticareti yapıyordu.Hij werkte in de verfhandel met zijn vader en broer.
Vladimír Špidla kabinesinde Ticaret Bakanı oldu.Deze maakte Bush daarom minister van Handel in zijn kabinet.
1995 - Dünya Ticaret Örgütü kuruldu.1995 – De Wereldhandelsorganisatie WTO (World Trade Organisation) treedt in werking.