tez ile cümle

tez kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
8
ORT. KELİME
Bu ülke, bir çok tezatlıkların olduğu bir ülkedir.Това е земята. В нея има много контрасти.
Bu ülke, bir çok tezatlıkların olduğu bir ülkedir."Это - Земля. У неё много контрастов.
Bu ülke, bir çok tezatlıkların olduğu bir ülkedir.יש לה ניגודים רבים.
Bu ülke, bir çok tezatlıkların olduğu bir ülkedir.انها تحتوي العديد من التناقضات.
Bu ülke, bir çok tezatlıkların olduğu bir ülkedir.荒々しくもあり、平坦でもある
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Climb, if I want, without all the shouting.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Grimper, sans crier, tout en haut.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Kiivetä ja unohtaa huolet.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Klättra, om jag vill, utan allt skrik.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Klimmen, als ik wil, zonder al het geschreeuw.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.아무 소리 없이 있고 싶어요.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Leo lên, nếu tôi muốn, mà không có tất cả la hét.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Megmászom, ha úgy akarom, mindenféle ujjongás nélkül.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Scalarla, se ne ho voglia, senza clamore.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Wspiąć się, jeśli zechcę, bez krzyku.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Να σκαρφαλώνω, αν μου πάει, μόνο για να ηρεμήσω.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.Взобраться наверх без лишних слов.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.أتسلق، إذا أردت ذلك، بدون أي صياح.
Canım isterse, tırmanak, tezahuratsız.知りたいのは
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Climb, if I want, without all the shouting.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Grimper, sans crier, tout en haut.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Kiivetä ja unohtaa huolet.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Klättra, om jag vill, utan allt skrik.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Klimmen, als ik wil, zonder al het geschreeuw.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.아무 소리 없이 있고 싶어요.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Leo lên, nếu tôi muốn, mà không có tất cả la hét.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Megmászom, ha úgy akarom, mindenféle ujjongás nélkül.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Scalarla, se ne ho voglia, senza clamore.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Wspiąć się, jeśli zechcę, bez krzyku.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Να σκαρφαλώνω, αν μου πάει, μόνο για να ηρεμήσω.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.Взобраться наверх, без лишних слов.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.أتسلق، إذا أردت ذلك، بدون أي صياح.
Canım isterse, tırmanmak, tezahuratsız.知りたいのは
Cep telefonları üstüne tezimi yazarken, herkesin ceplerinde birer solucandeliği taşıdığını farkettim.A když jsem psala diplomku o mobilních telefonech, zjistila jsem, že každý má ve své kapse takovou červí díru.
Cep telefonları üstüne tezimi yazarken, herkesin ceplerinde birer solucandeliği taşıdığını farkettim.A keď som písala diplomovú prácu o mobiloch, zistila som, že všetci nosíme červiu dieru vo svojich vreckách.
Cep telefonları üstüne tezimi yazarken, herkesin ceplerinde birer solucandeliği taşıdığını farkettim.그리고 제가 핸드폰에 관한 논문을 쓰고 있었을 때 깨달은 것은 모든 사람들이 자기 주머니에 웜홀을 넣고 다닌다는 것이었습니다.
Cep telefonları üstüne tezimi yazarken, herkesin ceplerinde birer solucandeliği taşıdığını farkettim.Ko sem pisala doktorat na temo mobilnih telefonov, sem spoznala, da vsi nosijo okrog črvine v svojih žepih.
Cep telefonları üstüne tezimi yazarken, herkesin ceplerinde birer solucandeliği taşıdığını farkettim.Pisząc pracę dyplomową nt. telefonów komórkowych zrozumiałam, że nosimy tunele czasoprzestrzenne w kieszeni.
Cep telefonları üstüne tezimi yazarken, herkesin ceplerinde birer solucandeliği taşıdığını farkettim.וכשכתבתי את התזה שלי על סלולאריים, הבנתי שכולם נושאים חורי תולעת בכיסים שלהם.
Cep telefonları üstüne tezimi yazarken, herkesin ceplerinde birer solucandeliği taşıdığını farkettim.وعندما كنت اكتب أطروحتي فيما يخص الهواتف المحمولة ادركت ان الجميع كان يحمل في جيبه " النفق الزمني "
Cep telefonları üstüne tezimi yazarken, herkesin ceplerinde birer solucandeliği taşıdığını farkettim.當我係度寫哽關於手機嘅論文時, 我意識到每個人嘅口袋入面都隨身帶著個"蟲洞"。
Cep telefonları üstüne tezimi yazarken, herkesin ceplerinde birer solucandeliği taşıdığını farkettim.皆がワームホールを持ち歩いていることに気がつきました 自分自身を物理的に移動させるのではなく、
Ciddi bir tezat var.Je v nich takový kontrast.
Ciddi bir tezat var.(Ж1) А ведь он написан в том же году.
Ciddi bir tezat var.Същото и тук. Има такъв контраст.
Çok çok teşekkür ederim. Sağolun. (Tezahurat, alkış)Σας ευχαριστώ πάρα πολύ.
Çok çok teşekkür ederim. (tezahurat, alkışlar)Σας ευχαριστώ όλους πάρα πολύ.
Çok düz hatlarla çizilmiş, çok kapalı giysilerle, sol alttaki heykelle tam tezat görüntüde.Máš pravdu a navíc je namalovaná pomocí přímek, je úplným opakem té sochy na druhé straně.
Çok düz hatlarla çizilmiş, çok kapalı giysilerle, sol alttaki heykelle tam tezat görüntüde.Да, прав си, нарисувана с прави линии, с дрехи, в опозиция със скулптурата от другата страна.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.Bola to veľmi malá dedina s týždenným bazárom, na ktorom ľudia ponúkali svoj tovar.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.Byla to maličká vesnice, trh jednou týdně, kde lidé vyloží všechno své zboží.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.Det var en meget lille landsby - en ugentlig basar, hvor folk, en gang om ugen, lagde op til marked
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.Egy nagyon kis falu volt, hetente egyszer egy piaccal, ahol az emberek kipakoltak mindent amijük csak volt.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.Het was een heel klein dorp -- een wekelijkse bazaar waar mensen één keer per week tonnen aanslepen.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.그것은 아주 작은 마을이었습니다-- 매주 바자회를 여는 사람들이 일주일에 한번씩 모든 큰 통에 넣었지요.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.To była bardzo mała wioska, miała cotygodniowy targ, na którym ludzie wykładali swoje pakunki.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.Селото беше много малко -- имаше седмичен битак, където хората само ведъж седмично си пълнеха всички съдове.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.Это была очень маленькая деревенька, c базаром раз в неделю, когда жители лишь раз в неделю делали покупки.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.זה היה כפר מאוד קטן -- שוק שבועי בו אנשים, פעם בשבוע, מציעים למכירה הכל מכל.
Çok küçük bir köydü-- haftada sadece bir kez kurulan, insanların onca tezgahı yerleştirdiği bir pazarı vardı.كانت قرية صغيرة جدا -- بازار أسبوعي حيث يقوم الناس مرة في الأسبوع فقط بالوضع في كل أحواضهم.

İlgili Sayfalar