Çok açgözlüdür, büyük miktarda bir yiyeceği yemeye tereddüt etmez.Chúng rất hay nuốt những vật lạ, có xu hướng tăng cân dễ dàng, không nên cho ăn quá nhiều.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Bà đã thẳng thắn nhận tất cả các việc làm này của mình và ký ngay vào biên bản phiên tòa.
Bu çok zor soru hakkındaki görüşlerimi bildirirken tereddüt içindeyim.Các cuộc tranh luận dữ dội về vấn đề này đã tạm lắng dịu.
Leslie tereddüt ederek isteksizce de olsa yapar.Leslie ngập ngừng làm theo.
Benim de tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın.必死になって否定しているとも思っていない。
Ben de önceleri tereddüt ediyordum, ama şimdi kendi işim var.初めの頃は各務のことを変人と思っていたが、今では各務を尊敬している。
Arjuna tereddütlerini aşamadı ve "Senin karşında ben bir çocuğum" dedi.それでもなおアルジュナは良心がとがめ、「あなたの前で私は子供です」と言った。
Tarquin tereddüt etti ancak tekrar reddetti.広田は拒み続けたがついには承諾した。
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.兵士たちは疑念の犠牲者になった。
Çok açgözlüdür, büyük miktarda bir yiyeceği yemeye tereddüt etmez.食いしん坊であり、食べ物目当てで戦っていることが多い。
Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi.これをもってキニーネの全合成が完成したとされる。
Biraz tereddütten sonra Pompey bu teklifi kabul eder.ややためらった後、チャイコフスキーはこれを受諾する。
Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.沒有參與者在到達300伏特之前堅持停止。
Bunun üzerine okunu sırayla tereddüt edenlerin üzerine çevirdi.刺史竇抗曾召集諸生,跟他進行辯論。
Tarquin tereddüt etti ancak tekrar reddetti.但甘卓十分堅決,斷然拒絕。
Humboldt göreve atanmasıyla yüzleştiğinde görevi kabul edip etmemekte tereddüt etmiştir.” 洪堡接到了他的委任后他犹豫是否接受这个委任。
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.上司答应了要求,还批准他设计游戏角色。
Benim de tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın.友军也对我不生疑心。
İngiltere ise Afganistan bağımsızlığını kabul edip-etmemekte tereddüt etmiştir.中國至今仍拒不承認科索沃的独立。
Bu çok zor soru hakkındaki görüşlerimi bildirirken tereddüt içindeyim.不过,白桂思的这一的观点,遭到了很多的质疑。
Tereddüt etmeden kabul etti.그는 사치하지 않고 검소하였다.
Ayrıca gardiyanların yaşayacağı tereddütlerin ciddi bir tehlike doğuracağı vurgulandı.그러나 휴게소간의 간격이 커 사고 위험이 높다는 의견 또한 제기되었다.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.그러나 이에 대한 군사전문가들의 비판이 많다.
Tereddüt göstermeleri üzerine ikisinin de ordudaki görevlerine son verildi.그러나 장교들은 불협 화음이 따랐고, 양쪽의 군사들은 군사재판에 나가게 되었다.
Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.기사환국 이후 남인은 1백년이 넘도록 정승에 기용되지 못 하는 등 노론의 견제를 당했다.
Mualla bir arkadaşının önerisiyle bir kitabı okumaya başlar, fakat kitabı okumaktan da sık sık tereddüt eder.서문은 책을 읽기 시작하는 사람들의 이해를 돕기 위한 글을 의미하기도 하며, 때때로 pref로 줄여 쓰기도 한다.
Tarquin tereddüt etti ancak tekrar reddetti.박상민은 한번 더 재차 제의를 했지만 또 다시 거절을 당했다.
Kekemelerle konuşurken birçok insan nasıl davranacağı konusunda tereddüte düşmektedir.울력이란 여러 사람이 힘을 합해 하는 일을 말한다.
Hangi yoldan gideceğine dair tereddüt yaşadıktan sonra Homer'a nükleer santralde sürpriz yapar ve onu öper.집 매입 건수를 포기하여 화가 난 뷸러의 어머니가 경찰서에 도착하였을 때, 그녀가 발견한 건 그 비행 청소년과 키스하는 제니의 모습이었고, 이에 더욱 격노한다.
Bu düşünce tamamen yanlışsa, böyle bir ricada hiç tereddüt yaşamayacağım.כאשר כיוונים אלו מאונכים זה לזה, לא תהיה בליעה כלל.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.הדפדפן בודק שהתעודה בתוקף ושהיא חתומה על ידי רשות מוסמכת.
En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır.היה עוקץ מסוים שהכביד או העיב על ההחלטה להתחיל בעיסוק חדש.
Öte yandan kendisi tereddütlüydü ve çocukları da bunu onaylamamaktaydı.פיטורים בלא פיצויים היו שכיחים גם הם, ולילדים לא הייתה סמכות לפנות אליה.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.מאז לא הותקף הכפר.
Bu anımsama tereddüt ya da bilinçli bir çaba olmadan gerçekleşir.זיכרון מרומז אינו דורש מאמץ מודע או כוונה להיזכר.
Ben de önceleri tereddüt ediyordum, ama şimdi kendi işim var.בהמשך שכרתי סקאוטרים שעבדו בשבילי, אבל בהתחלה הייתי עושה את זה בעצמי.
Çok açgözlüdür, büyük miktarda bir yiyeceği yemeye tereddüt etmez.היא מאופיינת בהתקפי אכילה בלתי נשלטים של כמויות מזון גדולות בפרק זמן קצר.
Bu çok zor soru hakkındaki görüşlerimi bildirirken tereddüt içindeyim.אולם לגבי סברות אלו הועלו ספקות.
Biraz tereddütten sonra Pompey bu teklifi kabul eder.След няколко колебания Помпей се съгласява.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Тя невинаги е протичала през селото.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Но приемният ѝ баща настоявал и тя трябвало да се съгласи.
Tarquin tereddüt etti ancak tekrar reddetti.Тарквиний отказва отново.
Bunun için yalan söylemekte ya da şantaj yapmakta bir an olsun tereddüt etmez.Не се колебае да използва заплахи и да мами, за да победи.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Ista sudbina ipak nije zadesila selo Radešine.
Çok açgözlüdür, büyük miktarda bir yiyeceği yemeye tereddüt etmez.Otporne su i nemaju velike zahtjeve u prehrani.
Geri dönmek ya da yola devam etmek arasında tereddüt yaşar ise de devam kararı alır.Slijedi glasovanje o tome hoće li nastaviti put ili će se vratiti natrag.
Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.Žiadny účastník vytrvalo neodmietol v dávaní šokov pred 300-voltovou úrovňou.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Medzi svojimi vojakmi bol populárny.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.On sám sa k prezývke hlásil a podpisoval ňou niektoré svoje obrazy.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Z njim je blagoslavljal domove in podpisoval pisma.
Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.Nobeden od dirkačev med dirko ni opravil postanka v boksih zaradi varčevanja s pnevmatikami v prvih krogih.
Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.Nė vienas dalyvis neatsisakė trenkti aukai 300 voltų įtampa.
Önce Vindex örneğini takip etmeye meyilliydi ama bozgun ve ölüm'den ikincisi tereddütünü arttırdı.Jis manė pasekti Vindekso pavyzdžiu, bet jo pralaimėjimas ir mirtis atnaujino abejones.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Tal oli oma pitsat, millega tõestas ja kinnitas dokumentide autentsust.
Leslie tereddüt ederek isteksizce de olsa yapar.Enkindu läheb kõhklustest hoolimata kaasa.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Mitmete sõdurite vigastused olid rasked.
En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır.Kui vehkleja kõhkleb või viivitab, kaotab ta prioriteedi.
Ama benim bir çok tereddütüm var.Aber ich habe viele Vorbehalte.
Ama benim bir çok tereddütüm var.Ale mám mnoho výhrad.
Ama benim bir çok tereddütüm var.Ale mám mnoho výhrad.