Tereddütsüz sadıktır.Kwade trouw.
Kendisi, ulusal harekete katılmak konusunda bir süre tereddüt içinde kaldı.Hij zat zelfs enige tijd vast wegens het voeren van oppositie.
Tarquin tereddüt etti ancak tekrar reddetti.Boachi weigerde dit, en trok zich terug.
Biraz tereddütten sonra Pompey bu teklifi kabul eder.Na enig aarzelen aanvaardt Sonny het aanbod.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Dwóch żołnierzy odniosło kontuzje.
Benim de tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın.Wybaczcie mi, jeśli nie wydaję się zbyt przejęty.
Bunun için yalan söylemekte ya da şantaj yapmakta bir an olsun tereddüt etmez.Generał nie był człowiekiem, od którego można było czegoś żądać lub go szantażować.
Tereddüt etmeden kabul etti.Aktor zgodził się bez wahania.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Kiedy z wioski wycofało się ok.
Ayrıca gardiyanların yaşayacağı tereddütlerin ciddi bir tehlike doğuracağı vurgulandı.Müller podkreślił przy tym, że jakiekolwiek wahanie ze strony strażników stanowić będzie niebezpieczeństwo.
Bunun için yalan söylemekte ya da şantaj yapmakta bir an olsun tereddüt etmez.Allt för att sedan kunna idka utpressning.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Militären däremot var något tveksam.
Kont biraz tereddütten sonra bu teklifi kabul eder.Efter en viss tvekan går han med på förslaget.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Han gjorde anspråk på att vara litterärt bevandrad och skrev några haltande verser.
Tereddüt etmeden kabul etti.Він каламбурив без упину.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.На своїх партизан многіє жалувалися.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Проте йому не вдалося зразу потрапити в село.
Tarquin tereddüt etti ancak tekrar reddetti.Тарквіній знову відмовився.
En ufak bir duraksama, bir tereddüt hayvanın tamamını murdar hale getirir.На відміну від дрібноголових плезіозаврів, він міг запросто розірвати на шматки будь-яку велику тварину.
Bunun için sorumluluk alması gerektiğini söylese de, bunu yapmakta tereddütlü duruyor.Якщо він вважає, що воно повинно бути важким — воно стає важким.
Elise bir an onunla beraber gelmek konusunda tereddüt ederse de David'le beraber gelir.Elise chvíli váhá, ale nakonec odejde s Davidem.
Nihayet hanedana intisabı oluşu da hakkında tereddütler uyandırmakta idi.Souběžně s ním do vádí al-Araba ústí i Nachal Paran.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Přesto nakonec vstoupil do města bez boje.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.On sám se k přezdívce hlásil a podepisoval jí některé své obrazy.
Bunun için yalan söylemekte ya da şantaj yapmakta bir an olsun tereddüt etmez.Citově či jinak vydírá nebo vyhrožuje.
Çok açgözlüdür, büyük miktarda bir yiyeceği yemeye tereddüt etmez.Nejsou vybíraví a živí se širokou škálou potravy.
İnsanlar pek çok bilinmeyen durumlardan uzak kalmak için korku ve tereddütlerine dayanmaktadır.Oamenii se pot baza pe frică și ezitare să-i țină departe de cel mai profund circumstanțe necunoscute.
Dionysius, geniş tereddüt içeren bir açıklama ile cevap vermiştir.Heidegger i-a răspuns cu o scrisoare de mulțumire destul de rece.
Tereddüt etmeden kabul etti.El acceptă după unele ezitări.
Leslie tereddüt ederek isteksizce de olsa yapar.Killy vorbește foarte puțin și rar ezită să lupte.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Közben nem látva elsétált a faluból.
Bunun için yalan söylemekte ya da şantaj yapmakta bir an olsun tereddüt etmez.A hatalom megszerzése érdekében nem riad vissza sem zsarolástól, sem vesztegetéstől.
Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi.Ez a harcsa a Callichthyinaek jellegzetességeit viseli.
Leslie tereddüt ederek isteksizce de olsa yapar.Kennedy erélyesen, de visszafogottan reagált.
Ayrıca gardiyanların yaşayacağı tereddütlerin ciddi bir tehlike doğuracağı vurgulandı.Arra utaló jelek is vannak, hogy a beosztottakról való előítéletes vélemény további veszélyfaktort jelenthet.
Sellers başlangıçta projeyi almak konusunda tereddütlüydü.Grenier kezdetben nem lelkesedett a videó iránt.
Bir an bile tereddüt etmeden , komploya karşı şiddetle harekete geçtiler.Tétovázás nélkül, azonnali intézkedéseket tettek az összeesküvés ellen.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Eli saikin aikaan sotkua heti kylään saavuttuaan.
Ben de önceleri tereddüt ediyordum, ama şimdi kendi işim var."Elämä murtui hetkellisesti, mutta sain itse laitettua asiat heti järjestykseen.
İngiliz hakem yine aynı şekilde tereddütsüz bir penaltı kararı verdi.Hovioikeus piti Kärkkäisen tuomion ennallaan.
Tereddütsüz sadıktır.Onko rouvani uskoton?
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Papin tuli varmistaa, että jakokirja oli tehty ja se oli perillisten tai heidän holhoojiensa allekirjoittama.
En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır.Vakava masennus tai mania alentavat toimintakykyä selvästi.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Μερικοί στρατιωτικοί ριγούν.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Αντέγραψε, επίσης, έργα του πατέρα του και τα πώλησε με την πατρική υπογραφή.
Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir.Αν και σύγχρονος αυτών των δύο, δεν έπαιξε ποτέ εναντίον τους σε σοβαρό ματς.
Tereddüt etmeden kabul etti.Han adlød tøvende.
Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.Ingen af forsøgspersonerne afbrød forsøget før 300 volt.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Den betvivles af nogle.
Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi.Hans prædikener var stærkt påvirket af Thomas Müntzers mysticisme.
Ben de önceleri tereddüt ediyordum, ama şimdi kendi işim var.Dette gjelder først og fremst i eldre tid, men nå også for vår egen tid.
Benim de tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın.Ansees ikke for å være truet.
Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.Ingen av forsøkspersonene avbrøt forsøket før 300 volt.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Mange av soldatene deltok.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.De fikk ordnet med midlertidig oppholdstillatelse og andre papirer, og fikk noen småprosjekter for bekjente.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Tampak beberapa prajurit sedang berdiskusi.
Tereddüt etmeden kabul etti.Ia cenderung tidak mau mengalah.
Ayrıca gardiyanların yaşayacağı tereddütlerin ciddi bir tehlike doğuracağı vurgulandı.Sepanjang malam para pengawalnya berjaga untuk menghadapi kemungkinan bahaya yang mengincar.
Bilim dünyasının çoğu, çift sarmallı teklifi kabul etmeden önce birkaç yıl tereddüt etti.Đa số cộng đồng khoa học đều do dự vài năm rồi mới chấp nhận lý thuyết về chuỗi xoắn kép.
Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir.Khi đã chiến đấu thì nó không bao giờ bỏ chạy trước bất kỳ đối thủ nào, chiến đến chết mới thôi.