Bu çok zor soru hakkındaki görüşlerimi bildirirken tereddüt içindeyim.An dieser Deutung sind jedoch erhebliche Zweifel angemeldet worden.
İngiliz hakem Jack Taylor penaltıya tereddütsüz karar verdi.Jack Taylor liegt falsch.
Tereddüt etmeden kabul etti.Sie willigt, ohne zu zögern, ein.
Giovanni hiç tereddüt etmeden yardıma hazır olduğunu belirtir.Humbert war klar, dass er sich auf Dauer ohne Unterstützung nicht würde behaupten können.
Tereddütsüz sadıktır.Sündige Verhärtung.
İngiliz hakem yine aynı şekilde tereddütsüz bir penaltı kararı verdi.Aber britisches Recht hatte wieder den Charakter einer Willküreinrichtung.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Couragiert schrieb sie an den Duce und bekam die gewünschten Papiere.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Aufgrund dessen sollen einige ihrer Soldaten gefallen sein.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Ils entrent sans hésiter dans la villa.
Tereddüt etmeden kabul etti.Il accepte sans hésiter.
Benim de tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın.Je ne suis pas sûr de mon doute sur moi-même.
James Brolin'e George Lutz rolü teklif edildiğinde Brolin tereddüt etmiştir.James Brolin était quant à lui hésitant avant d'accepter le rôle de George Lutz.
İngiltere ise Afganistan bağımsızlığını kabul edip-etmemekte tereddüt etmiştir.Le Royaume-Uni reconnaît l’indépendance de l’Afghanistan.
Kont biraz tereddütten sonra bu teklifi kabul eder.Après hésitations, il finira par accepter cette offre.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Rassuré par son père, il s'engage et paraphe le document.
Sellers başlangıçta projeyi almak konusunda tereddütlüydü.Davidson aspirait dès le départ à rendre le projet libre.
Biraz tereddütten sonra Pompey bu teklifi kabul eder.Après avoir hésité, Kobra accepte sa proposition.
Bazı kişilerin karşı propagandasıyla halk tereddüt etmiş ve vaziyeti iyice kavrayamamıştı.Le Peuple a devancé la Chambre, qui hésitait.
Biraz tereddütten sonra Pompey bu teklifi kabul eder.Después de cierta duda, Pompeyo accede.
Dionysius, geniş tereddüt içeren bir açıklama ile cevap vermiştir.Dionisio respondió con una explicación interpretada generalmente como vacilante.
Şüphe, öncelikle bir yargıdan veya hükümden önce hissedilen tereddütle ortaya çıkar.Cuando precede a un adjetivo o a un adverbio.
En ufak bir duraksama, bir tereddüt hayvanın tamamını murdar hale getirir.En general, lo menos que desean es morder a un animal grande.
Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.Ningún participante se negó rotundamente a aplicar más descargas antes de alcanzar los 300 voltios.
Kont biraz tereddütten sonra bu teklifi kabul eder.Duke, a regañadientes, acepta la propuesta.
Leslie tereddüt ederek isteksizce de olsa yapar.Contra sus deseos, Leslie lo hace a regañadientes.
Arjuna bir anlık tereddüt etti.Por mucho tiempo tuvo a su cargo una confitería.
Sellers başlangıçta projeyi almak konusunda tereddütlüydü.Guillermo se oponía al principio al proyecto de invasión.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Algunos dudaron del mismo.
Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi.Dicho tema demostró todo el talento de Kenji.
Oraya tek başıma gitmek hakkında biraz tereddütlüyüm.Esito un po' ad andare là tutta sola.
Biraz tereddütten sonra Pompey bu teklifi kabul eder.Dopo qualche esitazione, Pompeo accetta.
Bunun üzerine okunu sırayla tereddüt edenlerin üzerine çevirdi.La rivelazione suscitò polemiche da parte degli ufologi.
Ben de önceleri tereddüt ediyordum, ama şimdi kendi işim var.Lo so, ho dubitato di te, ma solo per un momento...
Bunun için yalan söylemekte ya da şantaj yapmakta bir an olsun tereddüt etmez.Non è escluso che nel corso delle sue attività abbia potuto ricorrere alla coercizione e al ricatto.
Tereddüt etmeden kabul etti.Questi accetteranno senza esitare.
Tarquin tereddüt etti ancak tekrar reddetti.Sorrel ripeté la richiesta, e Disney rifiutò nuovamente.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Gli fu data licenza di fare testamento e lasciò molti legati pii.
Geri dönmek ya da yola devam etmek arasında tereddüt yaşar ise de devam kararı alır.Una volta che il sopravvissuto tornerà camminare o ad interagire, essi voleranno via.
Tom Mary'ye gerçeği söylemek için tereddüt etmedi.Том без колебаний сказал Мэри правду.
O tereddüt etmeden kabul etti.Он без раздумий согласился.
Eğer herhangi bir sorununuz varsa, aramak için tereddüt etmeyin.Если у вас есть какие-либо вопросы, не стесняйтесь позвонить.
Kendi öz kardeşinin canına kıyarken bir saniye tereddüt etmedi.Он без колебаний убил своего брата.
Bunun üzerine okunu sırayla tereddüt edenlerin üzerine çevirdi.Несогласных с ним он обвинял в заблуждении и неверии.
Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.Наполеон назначил его своим душеприказчиком и завещал часть своих бумаг.
Leslie tereddüt ederek isteksizce de olsa yapar.Интеллигентный, нерешительный Паулюс колебался.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.Сомнение вызывали офицеры.
Tereddüt etmeden kabul etti.Тот после колебаний согласился.
Bu anımsama tereddüt ya da bilinçli bir çaba olmadan gerçekleşir.Эта разница определяет, сознательно или бессознательно происходят воспоминания.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Въезд в село строго по пропускам.
Kont biraz tereddütten sonra bu teklifi kabul eder.После долгих переговоров граф принял это предложение.
Leslie tereddüt ederek isteksizce de olsa yapar.تتسم ليديا بكونها طائشة، وعنيدة.
Tereddütsüz sadıktır.نسى الإخلاص.
Tereddüt etmeden kabul etti.Ibas consentiu sem hesitar.
Leslie tereddüt ederek isteksizce de olsa yapar.Contra sua vontade, Leslie o faz, relutantemente.
Kaptan biraz tereddütten sonra saldırı emri verir.Um Lee bastante perturbado ordena a retirada.
Bunun için sorumluluk alması gerektiğini söylese de, bunu yapmakta tereddütlü duruyor.Ela canta que precisa de tomar responsabilidade sobre isso, se bem que pareça hesitante em o fazer.
Tereddütsüz arabasını sattı.Ele vendeu o seu carro sem hesitar.
Askerlerinden bazıları tereddüt etti.De meeste ministers aarzelden.
Tereddüt etmeden kabul etti.Aarzelend geeft hij toe.
Yine de köye tereddüt etmeden girdik.Ook de Tweede Wereldoorlog ging niet onopgemerkt aan het dorp voorbij.