IUCN bulgularına göre, soyu ciddi tehdit altında bulunmaktadır.Meskipun belum dievaluasi oleh IUCN, diyakini jenis ini berstatus terancam.
Napolyon ise bu durumu tehdit olarak algıladı.Britania menganggap ekspedisi ini sebagai ancaman yang serius.
Bannion sürekli tehdit telefonları almaya başlar.Tapi Imran terus menerus mengeluarkan ancaman menakutkan.
İklim değişikliği insan yaşamı için giderek artan bir tehdit haline gelmiştir.Tingkah laku orang-orang mulai meningkat menjadi ancaman.
Ta ki yeni bir tehdit belirene kadar.Một mối đe dọa mới xuất hiện.
Koyu renkleri ve ağır fırça darbeleri bir tehdit hissi uyandırır.Bảng màu tối và những nét cọ nặng cho thấy ý nghĩa đe dọa .
İsrail'in ufak bir tehdit yaratabileceği düşünülüyordu.Điều này được coi là một mối đe dọa đối với Israel.
5 Mart 2009 günü Brown saldırı ile suçlandı ve ceza tehditleri almaya başladı.Vào ngày 5 tháng 3 năm 2009, Brown đã bị buộc tội tấn công và sử dụng bạo lực để đe dọa.
Parti büyükleri, uzun süren gösterilerin ülke istikrarını tehdit ettiğine inanıyordu.Những lãnh đạo lớn tuổi tin rằng những cuộc biểu tình kéo dài là một mối đe doạ tới sự ổn định của đất nước.
Şahrbaraz ordusu hala Kalkedon'da kaldıysa da Konstantinopolis'e yönelik tehdit sona erdi.Mặc dù quân đội của Shahrbaraz vẫn đóng quân tại Chalcedon, mối đe dọa đối với Constantinople đã kết thúc.
Timsah ve hipopotam gibi saldırgan olabilen yaban hayvanlarının varlığı da genel bir tehdit oluşturuyordu.Những loài động vật hoang dã nguy hiểm như cá sấu và hà mã cũng là một mối đe dọa phổ biến.
Roma'daki imparator ise, iç tehditler ve İtalya ve Balkanların savunmasıyla meşuldü.Ngay tại Roma, quyền lợi của Hoàng đế luôn bị đe dọa, phải gìn giữ Ý và vùng Balkan.
Sonraki Raw programında Alexa Bliss, Bayley ve Mickie James'i üçlü tehdit maçında yenerek maça katıldı.Sau đó ở Raw, Alexa Bliss đánh bại Bayley và Mickie James trong một trận đấu ba bên để đủ điều kiện.
Bu tehditleri bazı uygun sonuçlar doğurmaya başladı.Cuộc cải cách này đã phát huy một số tác dụng nhất định.
Bu lezyonlar çok sayıda olabilir ve hastanın yaşamını tehdit edebilir.Các tổn thương này có thể rất nhiều và đe dọa tới tính mạng.
Piso mahkemeye çıkartıldı ve Tacitus'a göre Tiberius'u da bu işe karıştırmakla tehdit etmişti.Piso đang bị đưa ra xét xử, và được sự đồng tình của Tacitus, những đe dọa này dường như đang ám chỉ Tiberius.
Yapımcılar onu artık ekonomik desteklerini kesmekle tehdit etmektedir.Kulturkampf và những ảnh hưởng của nó còn khiến dư luận quay sang chống lại đảng ủng hộ chiến dịch đó.
IUCN şu an için bu türü tehdit altında görmüyor.Hiện nay, IUCN không xem chúng là loài bị đe dọa.
Doğal ortamnın kaybolması bu türü tehdit etmektedir.Loài này bị đe dọa bởi sự mất môi trường sinh sống tự nhiên.
Napolyon ise bu durumu tehdit olarak algıladı.Tào Khâm cho rằng đây là một mối đe dọa đối với mình.
Çünkü, bu onun daha az tehditkâr hale getirirdi.Cách thức này có thể ít nguy hiểm cho chúng.
Egzotik evcil hayvan ticareti de büyük kediler için bir tehdit oluşturmaktadır.Việc nuôi giữ động vật hoang dã như gia súc đe dọa một số loài.
Bu yolda çok çeşitli tehditlerle karşılaşıyorlar.Loài này phải đối mặt với rất nhiều mối đe dọa.
Ormanların kesilmesi de başka bir tehdittir.サンゴ礁の破壊も脅威である。
Şahrbaraz ordusu hala Kalkedon'da kaldıysa da Konstantinopolis'e yönelik tehdit sona erdi.シャフルバラーズの軍団はまだカルケドンに駐留していたにも関わらず、コンスタンティノープルへの脅威は過ぎ去った。
Ta ki yeni bir tehdit belirene kadar.そして新たなる脅威が現れる。
"Terörizm tüm insanlığa ve uluslararası topluluklara karşı ortak tehditdir, buna Çin ve Fransa'dahil.また、「テロリズムは人類社会の共通の敵であり、中国とフランスおよび国際社会が直面する脅威でもある。
Açığa çıkarılmış Runik Taşların yazılı yüzleri birçok tehdit ile karşı karşıyadır.屋外に置かれたままのルーン石碑の表面彫刻は、いくつもの脅威にさらされている。
ABD çıkarları Latin Amerika’da bile tehdit altındadır.シリーズはラテンアメリカにも輸出されています。
Bir asinin tahtı tehdit etmesi üzerine Gallus savaşa hazırlandı.ゴルゴを脅すために何処かの組織が作り上げた。
Bunlar birbirlerini tehdit edemezler.これらは相互には交配できないとされる。
Tehdit algılandığında endişe meydana gelir.脅威に曝されると威嚇行動を行うことがある。
Artık Gheorghiu-Dej'in liderliğini tehdit edebilecek kimse kalmamıştı.もはやダンカンのリーダーシップを疑う者は居なかった。
Yapımcılar onu artık ekonomik desteklerini kesmekle tehdit etmektedir.このような状況により、アメリカは反体制派への支援を早々に打ち切ってしまう。
Olayda yaralanmayan alma Hearst tarafından üstü kapalı şekilde tehdit edilmektedir.この事件はガントレットを奪ったアダム・ウォーロックにより時間を巻き戻されて無かったことにされた。
Bu örnekte müdahale edebileceğimiz tek değişken tehditlere açıklık durumumuzdur.これは、我々を脅すための昔からの技法のひとつに過ぎない。
Birkaç yanlış alarm verilmiş olmasına rağmen kimi asteroitler, Dünya için bir tehdit olarak görülmektedir.これまでに数回間違った警報が出ているが、多くの小惑星が地球に衝突する危険性があることが知られている。
Çevremizdeki tehditleri güçlü yanlarımız ile bütünleştirilebilecek fırsatlara dönüştürebiliriz.周囲の希望を力に変える能力。
Yaşam alanının azalması nedeniyle türü tehdit altındadır.生息地の減少に脅かされている。
And kondoru IUCN tarafından neredeyse tehdit altında türlerden sayılmaktadır.特にオコジョが脅威となっている。
Genellikle sakin huylu olmasına rağmen bir tehdit oluştuğunda korkusuz ve atılgandır.パニックを起こすこともあるが、普段はとても冷静で頼りになる。
Kerrigan ise bu komplo hakkında susması konusunda tehdit edilir.ケヴィンは自らが陰謀の渦中に投げ出されたことを知ることになる。
Ve bu tehdit köy halkını tedirgin etmektedir.しかし戦争の脅威はこの村をも蝕んでいこうとする。
Gri resif köpekbalığının tehditkar görüntüsü saldırıdan önce başlar.カジキマグロ型のビジョンが敵の攻撃をはじき返す。
İklim değişikliği insan yaşamı için giderek artan bir tehdit haline gelmiştir.そのことが人類にとって彼らをより一層脅威としている。
Akşehir’i tehdit etti.伊沢透を脅迫していた。
Ölümcül bir virüs tüm dünyayı tehdit etmektedir.災いの渦(メイルシュトローム) 全宇宙の生命を脅かす存在。
Balıkçı ağları tür için ciddi tehdit oluşturmaktadır.漁網對牠們是一種威脅。
Bunlar birbirlerini tehdit edemezler.而且它们互相之间不能保护。
Bazen sallantılı evliliğine karşı bir tehdit olarak gören Jerry onu aşırı derecede sevmez.被傑瑞認為是對自己婚姻造成威脅的存在,所以相當不喜歡他。
1994 Şubat ayında ise Wade diğerleri ile birlikte devlet güvenliğini tehdit etmek suçundan tutuklandı.1994年2月动乱后瓦德和其他许多人因为威胁国家安全而被捕。
Listenin amacı uluslararası farkındalığını artırmak ve tehditlere karşı önlemler almaktır.这份名单旨在提高应对这些威胁的国际意识,鼓励各国采取保护行动。
Günümüzde tür tehdit altında değildir.它们目前不受威胁。
Bu istek Hristiyanlar (özellikle Maruniler) tarafından ülkedeki hegemonyalarına bir tehdit olarak algılandı.它被视为对基督教势力的一种致命的威胁(尤其是马龙派)。
Bu Allah'ın vadettiği (söz verdiği) sevap ve iyiliğin, tehdit ettiği cezanın gerçekleşeceğine inanmaktır.”現在根據上帝的應許,“那以信為本的人和有信心的亞伯拉罕一同得福。
5 Mart 2009 günü Brown saldırı ile suçlandı ve ceza tehditleri almaya başladı.” 2009年3月5日,布朗被指控袭击并恐吓他人。
Nesli büyük tehdit altındadır.目前已处于极度濒危状况。
Onu öldürmek ile tehdit eder.她下来就是为了杀死他们。
Bilgibankası girişinde bu türün neden tehdit altında olduğu açıklanmaktadır.数据库资料包含解释为何此物种为濒危。
Tehdit algılandığında endişe meydana gelir.如果溶液变浑浊。