UICN, tüm gibon türlerini tehdit altında olarak listelemekte.IUCN kategoriserar Graptemys gibbonsi globalt som starkt hotad.
Pek çok ırk, Gölgeler tehditine karşı birleşerek bir ittifak oluştururlar.Man lierar sig med bestämda grupper för att utradera hot.
Çoğu türlerin soyu tehdit altındadır.Flera av arterna är hotade.
Okyanusya'ya gelişleri yerli memeliler için büyük bir tehdittir.Denna havsförsurning är ett allvarligt hot mot havens ekosystem.
Bu durum Stalingrad savunması için ağır bir tehdit oluşturuyordu.Därför blev reformationen ett hårt slag mot Stavanger.
Amorların yörüngeleri Dünya'nın yörüngesiyle kesişmediklerinden doğrudan bir tehdit sayılmazlar.Per definition finns det inga Amor-asteroider som korsar jordens omloppsbana.
Onu ölümle tehdit eder.Hon uppmanar honom att kämpa mot döden.
O dönemde onlar için tek tehdit olarak Pers Krallığı görünüyordu.Hotet från det persiska imperiet var avstyrt för den gången.
Bazı türleri yerli balıkların neslini tehdit eder.Vissa källor hävdar att den lokalt skall hota småfågelbestånd.
Onu ölümle tehdit eder.Той пригрозив йому смертю.
Daha sonra Japon kuvvetleri Shangai'ı tehdit etti.Однак, невдовзі японські війська почали загрожувати Шанхаю.
5 Mart 2009 günü Brown saldırı ile suçlandı ve ceza tehditleri almaya başladı.5 березня 2009 року Брауну були пред'явлені обвинувачення в нападі й створенні кримінальної загрози.
640lar boyunca, Suriye ve Mısır'da İslam'ın yayılışı, Bizans'a yeni bir tehdit yaratmıştır.Завоювання мусульманами Сирії та Єгипту у 640-х роках створили нову загрозу Візантії.
Jötunheimr'den, Midgard'daki insanları ve Asgard'daki tanrıları tehdit ettiklerine inanılır.З Jötunheimr гіганти загрожують людям в Мідґард і богам в Асгарді.
White, ciddi tehditler alıyordu.Нерон сприйняв погрози серйозно.
Timsah ve hipopotam gibi saldırgan olabilen yaban hayvanlarının varlığı da genel bir tehdit oluşturuyordu.Небезпечні тварини, такі як крокодили й бегемоти, також становили звичайну загрозу.
Aşırı avlanma nedeniyle tehdit altındadır.Загрожує надмірне полювання.
Elinde bir tabanca sallayıp düzeni sağlamak için kullanmakla tehdit ederken görülmektedir.Під час евакуації погрожує натовпу пістолетом, закликаючи зберігати порядок.
Michael, tehditkar bir şekilde elinde baltayla Jin'in yanına gelir ve kelepçelerini kırar.Том і Джон силою роздягають Брендон, щоб зняти штани, подивитись на її геніталії.
"Ölüme karşı yürüyüş şiddetle tehdit ediliyor".Смерть вважалась переходом до іншого життя».
Kendisini tehdit eden veya uyarılırsa, bütün vücudu ve korkunç dişlerini ortaya çıkarır.Коли йому загрожували, він показав своє велике тіло і страшні зуби.
Bay John onu silah ile tehdit eder.Герман погрожує їй пістолетом.
Astronot güvenliğine en büyük tehditlerden biri güneş parlamalarından kaynaklanan ani radyasyon olaylarıdır.Однією з головних проблем є захист космонавтів від потоків сонячної радіації.
Tehdit almaya devam ediyordu.Загрози продовжували приходити.
Yakın felaketler ve yeni savaşlarla ortaya çıkan tehdit kokusu onu rahat bırakmamaktaydı.Безперестанні війні і загальний занепад лякали своєю безвихіддю.
“Dikkatli olunuz!” boş sözü belki bir tehdit veya belki de bir nasihat olarak hissedilebilir.Резолюції можуть бути як рішеннями зобов’язального характеру, або як рекомендаційного.
Bu durum aynı zamanda tehdit altındaki ülkelerle yakın iş birliğini ve istişareyi gerektirmektedir.І вона вимагає консультації та тісної співпраці з країнами регіону, які можуть опинитися під загрозою.
Doğal ortam kaybı en büyük tehditdir.Втрата середовища проживання є серйозною загрозою.
1936'da son Tasmanya kurdunun ölümünden sonra canavarlar için olan tehdit anlaşıldı.Після смерті останнього тилацина в 1936 році загроза для дияволів була визнана офіційно.
Doğal yaşam alanlarının yokolması nedeniyle tehdit altındadır.Стає рідкісним через втрати середовищ проживання.
Tahıl üretimini tehdit ediyor.Займаються вирощування зернових культур.
Rusya tüm medeni dünya için bir tehdittir.Росія є загрозою для всього цивілізованого світу.
Tehditleri hafifletmek için sürekli değişen imzalar kütüphanesi gerekiyor.Pro snížení hrozeb je nutné stále aktualizovat jejich knihovnu.
Varlığın en erken yüzyıllarından beri İstanbul defalarca deniz yönünden tehditlerle karşı karşıya kalmıştır.Během prvních staletí své existence čelila Konstantinopol jen několika námořním hrozbám.
Adamlar, koşmadıkları takdirde vurulmakla tehdit edildiklerini söylerler.Vyhrožoval mi, že mě zastřelí, pokud se pohnu.
Moskova ve St.Petersburg bile tehdit altındaydı.Výjimkou byla Moskva a Petrohrad.
Laos Mekong Nehri popülasyonu için sayısız tehdit önemli endişe konusu olmuştur.Důležitou komunikační tepnou zůstává i řeka Mekong.
Ölümcül bir virüs tüm dünyayı tehdit etmektedir.Pokračující eroze totiž vážně ohrožuje celou lokalitu.
Kötüye kullanılan bilim insanlığın geleceğini tehdit ediyor.Drama ukazuje na možnost zneužití vědy proti lidem.
Ateistik inançlar, Thomas Aquinas gibi filozoflar tarafından düzen ve toplum için tehdit olarak görülmüştür.Filozofové jako Tomáš Akvinský vnímali ateistické názory jako ohrožující pořádek a společnost.
Haceli, Ali'ye buralardan gitmesini ister ve tehditler savurur.Alkyon ji dostihne a snaží se ji prosbami i výhrůžkami přimět k návratu.
Doğal ortamnın kaybolması bu türü tehdit etmektedir.Nebezpečí pro tento druh představuje ztráta přirozeného prostředí.
Sağlıklı yaşam için yapılan spor insan sağlığını tehdit etmemelidir.Oblast, v které je pracovník nucen vykonávat práci, nesmí ohrožovat pracovníkovo zdraví.
Onu öldürmek ile tehdit eder.Přísahám Bohu, že ho zabiju.
Kaçışın biran önce gerçekleşmesi için Abruzzi sorunu hemen çözmesi gerektiğini Michael'ı tehdit ederek söyler.Toho si všímá i John Abruzzi, který po Michaelovi chce, aby své problémy co nejrychleji vyřešil.
Tehdit olarak gördüğü kimse uzun süre yaşayamaz.Zdá se, že Carter nebude dlouho žít.
Rachel, Will'i eğer kendisi gibi yetenekli bir erkek vokalist bulamazsa kulübü terk etmekle tehdit eder.Rachel vyhrožuje, že opustí sbor, pokud ji Will nenajde tak dobrého zpěváka, jako je ona sama.
Tehdit edip onu Summersların evine götürür.Ti odmítají a vydávají se k domu Hardestových.
White, ciddi tehditler alıyordu.Janovi žádné velké nebezpečí nehrozilo.
Zira Romalılar artık tüm sahilleri kontrol etmekte ve tehdit oluşturacak bir güce izin vermemekteydiler.Nejspíše již nepovažovali Římany za hrozbu a přestali jim věnovat pozornost.
Tehdit savurmak da yine korku uyandırmak için kullanılır.Misto vděčnosti se opět dočkají výhrůžek.
Bu durum Stalingrad savunması için ağır bir tehdit oluşturuyordu.Za toto počínání obdržel medaili Za obranu Stalingradu.
Bunun üzerine Kuzey Kore gemisi gemiye durmasını emreder yoksa ateş etmekle tehdit eder.Bajorská vzdušná hlídka má rozkazy loď nenechat přistát a hrozí ji sestřelit.
"Ölüme karşı yürüyüş şiddetle tehdit ediliyor".Nové Pod kupolí je bráno smrtelně vážně."
Toplanan halk kralı tehdit edip Carlos'u serbest bırakmasını istemektedir.Dav se tlačí do vězení, dožaduje se Carlosova osvobození a vystraší krále.
Hükümdar, onları çağırıp tehdit eder, onlarsa inançlarından ayrılmak istemezler.O svoje věřící se věrně staral a nezanedbával je.
Kafasını çöp torbasına koymakla tehdit eder.Závěť jí dá do kabelky.
Tehdit ^ TDK Sözlüğü ^ Türk Ceza KanunuPlné znění zákona Výklad energetického zákona
Leveller idelojisi ordu içinde varlığını korusa da Cromwell için artık bir tehdit değildir.Ujišťuji vás, pane Albrechte z Krvenos, že již šlechticem nejste.
Bu isteğin içinde üstü kapalı bir tehdit de vardır.V rámci této služby je možné též vykonat uložený alternativní trest.