Zira dünyayı tehdit eden güçlü bir düşman yola çıkmak üzeredir.Nu bedreigt een nieuwe vijand de Verrezen Wereld.
White, ciddi tehditler alıyordu.Atlanta was nu rechtstreeks bedreigd.
Ormanların kesilmesi de başka bir tehdittir.Ook het stijgen van de zeespiegel kan een bedreiging vormen.
Tuna'ya doğru ilerleyerek Sovyet ikmal hatlarını tehdit etmeye başladılar.Na twee dagen begonnen de Sovjets hun eenheden naar het westen te verschuiven.
Sonuç olarak, Doğayı Koruma Uluslararası Birliği (IUCN) bu türü yakın tehdit olarak değerlendirmiştir.Door de internationale natuurbeschermingsorganisatie IUCN wordt de soort beschouwd als 'bedreigd'.
Bir diğer tehdit ise ticari avcılık.Een andere bedreiging voor de fauna is de jacht.
Nero ayrıca onu, tahtan feragat ederek, yaşamak için Yunan adası Rodos'a gitmekle tehdit etti.Nero zou zijn moeder zelfs onder druk gezet hebben te abdiceren en te gaan leven op het Griekse eiland Rhodos.
İklim değişikliği insan yaşamı için giderek artan bir tehdit haline gelmiştir.Een grotere bedreiging voor zijn voortbestaan is echter de mens.
Onların bu isyanı kısa sürede Cumhuriyet'i tehdit eder hale geldi.Deze alliantie vormde al gauw een bedreiging voor de Romeinse Republiek.
Bu tehditlerin bariz bir dezavantajı vardır.Al deze bedreigingen hebben een tol op de soort.
Kim çok tehdit ederse, tehlikeli değildir.Wie veel dreigt, is niet gevaarlijk.
Çok tehdit eden tehlikeli değildir.Wie veel dreigt, is niet gevaarlijk.
Beni bir silahla tehdit ediyor.Hij dreigt met een wapen naar mij.
Fırsat mı, Tehdit mi?Szansa czy zagrożenie?
Zaman zaman evine tehdit telefonları gelmiştir.Początkowo otrzymywał groźby telefoniczne.
Sonra güçtü pozisyonu, bir diğer güçlü hadım Aetios tarafından tehdit edilmiştir.Jego pozycja została w późniejszym czasie zagrożona przez wpływy innego potężnego eunucha Aetiosa.
Şahrbaraz ordusu hala Kalkedon'da kaldıysa da Konstantinopolis'e yönelik tehdit sona erdi.Mimo że armia Szarbaraza pozostała w Chalkedonie, niebezpieczeństwo dla Konstantynopola minęło.
5 Mart 2009 günü Brown saldırı ile suçlandı ve ceza tehditleri almaya başladı.5 marca 2009 Brown został oskarżony o napaść i próbę składania pogróżek.
(Bu sözler Türkiye’ye doğrudan bir tehdit niteliği taşıyordu.)(Dlaczego UE wprowadziła nowe sankcje wobec Rosji?)
Dünyanın soyu ciddi tehdit altında bulunan 25 primat türünden biridir.Jest to jeden spośród 25 najbardziej zagrożonych gatunków naczelnych na świecie.
IUCN şu an için bu türü tehdit altında görmüyor.IUCN nie uznaje jednak obecnie zagrożeń dla gatunku za znaczące.
Darwin Wallace'ı bir tehdit olarak görmediyse de bir makale yazmaya başladı.Choć Darwin nie czuł się tu zagrożony, rozpoczął pracę nad krótkim artykułem.
White, ciddi tehditler alıyordu.Dla Briana stanowili istotne zagrożenie.
Ölümcül bir virüs tüm dünyayı tehdit etmektedir.Zabójczy śmiercionośny wirus dziesiątkuje całą ludzkość.
III. Reich için her iki tehdit de hemen hemen farksızdı.Losy ich w Trzeciej Rzeszy były różne.
Onu ölümle tehdit eder.Grozi mu śmiercią.
Ertesi hafta Angle, yaptıkları nedeniyle Strowman'ı üçlü tehdit maçından çıkardı ve şirketten kovdu.Ze względu na te wydarzenia, tydzień później Kurt Angle usunął Strowmana z walki i zwolnił z federacji.
Amerikan Hükümeti'ni de fidye vermesi için tehdit etmektedir.W ten sposób chce zastraszyć amerykański rząd.
Nesli büyük tehdit altındadır.Znajduje się w poważnym niebezpieczeństwie.
Doğal ortamnın kaybolması bu türü tehdit etmektedir.Zagrożeniem dla tego gatunku jest utrata środowiska naturalnego.
Bu kesimler artık Şili'de tehdit boyutlarındadır.Figury te znajdują się obecnie w kościele w Sworach.
Tehdit amacıyla suç işlenmesi halinde, işlenen suç veya suçlar için ayrıca ceza verilir.Może zostać usunięty ze stanowiska w przypadku popełnienia przez niego zdrady lub poważnego przestępstwa.
Bunun üzerine Fastlane için üç takım arasında kemer için üçlü tehdit takım maçı ayarlandı.Ostatecznie ogłoszono walkę Triple Threat o tytuł pomiędzy trzema zawodniczkami.
Tahıl üretimini tehdit ediyor.Inaczej grozi jej licytacja gospodarstwa.
Adamlar, koşmadıkları takdirde vurulmakla tehdit edildiklerini söylerler.Powiedzieli, że mnie zabiją, jeśli nie pozwolę im zrobić czego chcą.
Ateistik inançlar, Thomas Aquinas gibi filozoflar tarafından düzen ve toplum için tehdit olarak görülmüştür.Filozofowie tacy jak Tomasz z Akwinu uważali, że przekonania ateistyczne zagrażały porządkowi i społeczeństwu.
Bu yolda çok çeşitli tehditlerle karşılaşıyorlar.Po drodze napotykają na różnego rodzaju trudności.
Bu sırada fark edildiklerini anlayan Dalekler, Rose'u öldürmekle Doktor'u tehdit ederler.Okazuje się, że w ten sposób Edytor, który w tym czasie więził Doktora i Rose, dowiedział się o nich kim są.
Bu nedenle de ölüm tehditleri alıyordu.W dalszym ciągu grożono jej również śmiercią.
Türkiye'de bulunan populasyonu tehdit altında sayılmaktadır.Populację zamieszkującą Unię Europejską oceniono jako zagrożoną.
Jako türü 2007 yılında Tehdit Altındaki Türler Listesi'ne girmiştir.Wykaz gatunków przyjętych do rejestru w roku 2007.
Tsvangirai, hükümeti ve cumhurbaşkanı Robert Mugabe'yi tehdit ettiği için tutuklandı.Tsvangirai odrzucił jednakże taką ewentualność, a prezydent Mugabe zagroził utworzeniem rządu samodzielnie.
Doğal ortam kaybı en büyük tehditdir.Niszczenie siedlisk jest jedynym zagrożeniem.
Ta ki yeni bir tehdit belirene kadar.Tymczasem pojawiło się nowe niebezpieczeństwo.
Bazıları Dünyaya çok yaklaşabilir ve potansiyel tehdit oluştururlar.Några av den kommer mycket nära jorden och utgör ett potentiellt hot mot planeten.
Böylece bütüne yönelen tehdit, bütünün bir kısmıyla sınırlandırılmış olmalıdır.Med andra ord överför man faran för helheten till en del av den.
Nasyonal sosyalizm döneminde tehdit altındaki yüzlerce kişi Almanya'dan Türkiye'ye sığınmacı olarak geldi.Under nationalsocialismens tid fann många flyktingar från Tyskland och Österrike sin tillflykt i Turkiet.
Genel olarak büyük makiler kadar tehdit altında değildirler.Allmänt är de inte lika hotade som andra gnagare.
Ormanların kesilmesi de başka bir tehdittir.Även skogsavverkningar är ett hot.
Bu tek taraflı ön olaylar, İsveç'in savaş tehditleriyle devam etti.Denna unilaterala åtgärd möttes med svenska hot om krig.
Dünyanın soyu ciddi tehdit altında bulunan 25 primat türünden biridir.Arten räknas som en av de 25 mest hotade primaterna i världen).
Bir diğer tehdit ise ticari avcılık.Ett annat hot utgörs av jakt.
Yazar, yazdığı yazılardan dolayı ölüm tehditleri almıştır.Denne hotades till döden på grund av sitt författarskap.
Nesli büyük tehdit altındadır.Den är starkt hotad.
Ölüm tehditleri bile almıştır.Även dödsolyckor har inträffat.
Carlo'nun girişimleri papalık için de bir tehdit oluşturuyordu.Grivas hade också fortsatt utgöra ett hot mot honom.
Günümüzde tür tehdit altında değildir.Den hotar dock idag inte jorden.
Bu da onları yakın tehdit altında olmalarına sebep olmuştur.Den listas likaså som nära hotad.
Türün karşısındaki en önemli tehditler yaşam alanı yokolması ve yaşam alanı parçalanmasıdır.Det största hotet mot arten utgörs av förstöring av dess levnadsområde.
Bu tehditlerin bariz bir dezavantajı vardır.Dessa hot är av mindre betydelse.