Günümüz memeli türleri, süt veren bezeli dişilerin tavırlarıyla belirlenebilir.Numera finns det sorter som är resistenta mot mjöldagg.
O herhangi bir konuda nadiren tavır alır.Han talar sällan om sina känslor.
Şimdi bana mı tavır yapıyorsun?Drygar du dig mot mig nu?
Ayrıca: Santa Catarina da Fonte do Bispo - Tavira belediyesinde bucak.Santa Catarina da Fonte do Bispo) Санта-Лузія (порт.
Sonrasında her çeşit otoriteden kuşku duymaya başladı ve şüpheci bir tavır geliştirdi.На щастя все скінчилося покаранням кількох підозрілих різками.
Merton, işlevsel birlik üzerinde eleştirel bir tavırla durmuştur.Болтон відомий своїм критичним ставленням до ООН.
Kurtuluş Savaşı'na karşı olumsuz bir tavır takındı.Бачила руйнування викликані визвольною війною.
Hep adaletten ve güçsüzden yana tavır koyar, asla yalan söylemez.Лицемірство. – Бути справедливим завжди, не говорити неправду.
Ev ortamına uyum sağlar ve ev içerisinde sessiz, uysal, ağırbaşlı bir tavır sergiler.Rozmazlujte se, dopřejte si pohodlnou a vysokou postel.
Suudi Arabistan’a saldırgan tavırları doğru bulmuyorum." dedi.Ale nemyslím si, že já se mýlím, pokud jde o Stalina“.
Saldırgan tavırlar gösteren köpekbalıklarına karşı dikkatli olunmalıdır.Jsou považováni za agresivní žraloky.
Anlatıcının açıklamaları kurumları ve kişileri küçümseyen tavırdadır.Nesouhlas s činy a názory opovrhované osoby.
Sovyet yetkililerin Ermeni yanlısı tavırları görüşmeleri verimsiz kılmaktadır.Praktiky jako gerrymandering však volby dělají nespravedlivé.
Kürtaj haklarının kısıtlanmasına karşı kesin bir tavır almıştır.Pozoruhodné je, že omezil používání odpustků.
Medyanın da cinsiyetçi tavırlarının sorgulaması lazım.Bulvární média spekulovala o jeho sexuální orientaci.
Juliya Proteus'u sevdiğini Lucetta'ya söylememek inadıyla, mektubu kızgın bir tavırla yırtıp atar.Julie stále nechce před Lucettou přiznat, že je zamilovaná, a v hněvu dopis roztrhá.
Melankolik bir tavır vardır.Hlas působí melancholicky.
Bu tavır, Schweitzer'i yıldırmadı.Aceasta nu l-a turburat pe Pușkin.
Onun bu tavırları, Sünni inanç ilkelerine pek uymamaktadır.Acest lucru a lăsat trupele sale să fie nesigure de nativitate.
Siz koşullarınızı değiştiremezsiniz, fakat tavır ve tutumunuzu değişitirebilirsiniz.Existența ta se poate schimba, posibilitățile tale se pot schimba, perimetrul tău se poate schimba.
Adı Gaga olan birinden harika bir tavır sergilemesini mi istiyorsunuz?Jó magaviseletet vársz egy embertől, akit Gagának hívnak?
Esareti boyunca gururlu bir tavır sergiledi.Büszke tartásával leplezte csalódottságát.
Danny, Sandy'e deli gibi aşık olsa da tavırlarından vazgeçmeyecektir.Gia beleszeret Sandy-be, de a szerelmük nem teljesedik be.
Narsisistik tavırları ve kötü seçilmiş giysileriyle ünlüdür.Sokoldalúságáról és minimalista szerzeményeiről híres.
Ayarladığı adam şüpheli tavırlarla kıraathaneye gelir.Útitársa fecsegését, léha viselkedését visszafojtott indulattal viseli.
Onun bu ilgisiz tavırları, genç kadını çileden çıkartır ve hıncını ondan çıkarır.Így is tesz, minden elővigyázatosság ellenére elpusztítja a fiatalasszonyt, kivágja a szívét.
Manson'ın alkol kullanımı ve uzak tavırları da bu ilişkinin bitmesine neden olarak gösterildi.Myös Mansonin alkoholinkäyttöä ja etäistä käyttäytymistä on arveltu eron syyksi.
Bruce, hiç de kibar olmayan bir tavırla konuklarını malikaneden kovar.Se on siis kohtelias tapa pyytää vierasta lähtemään.
Conceição, Tavira belediyesinde bucak.Lourditas tietää jotain olevan tekeillä tavernassa.
Ticari faaliyette gelişmeler yaşanırken ticari faaliyete yönelik dini tavırda değişmeler olmuştur.Hoitotyön kehityksen kuluessa ovat ammattinimikkeet vaihtuneet.
Armida Rinaldo'ya askini ifade eder; ama Rinaldo gayet kizgin bir tavirla bunu reddeder.Armida haluaa seurata Rinaldoa, vaikka vain orjana, mutta Rinaldo torjuu tämänkin houkutuksen.
Gelir dağılımının adilleştirilmesi yönünde tavır aldı.Näin ratkaistaan miten syntynyt arvo jaetaan.
"Şifaü’s-Sail"’de ise, daha tenkitçi bir tavır takınmaktadır.Μεγαλύτερος "αριθμός ISO" σημαίνει μεγαλύτερη ευαισθησία.
Sonrasında her çeşit otoriteden kuşku duymaya başladı ve şüpheci bir tavır geliştirdi.Στη συνέχεια έγινε βουλευτής και σταδιακά ανέλαβε διάφορα υπουργικά αξιώματα.
Esareti boyunca gururlu bir tavır sergiledi.Στην εκτέλεση της επέδειξε θαρραλέα στάση.
Adı Gaga olan birinden harika bir tavır sergilemesini mi istiyorsunuz?Ønsker du artighed fra person ved navn Gaga?
Dış görünümü ve bazı hareket ve tavırlarıyla Merlin veya Gandalf'a benzetilebilinir.Han ligner og virker i visse sammenhænge som Merlin, Gandalf og Odin.
Bu tavır, Schweitzer'i yıldırmadı.Denne udvidenhed lod ikke Nimzowitsch i ro.
Marx ve Engels bu adlandırmaya hazzetmeyen bir tavırla yaklaştılar.Marx og Engels havde længe stået denne bevægelse nær.
"Şifaü’s-Sail"’de ise, daha tenkitçi bir tavır takınmaktadır.En ”snenæse” med lysere strejf er acceptabel.
Nakasone, milliyetçi tavırlarıyla da dikkat çekmişti.Nakasone ble også kjent for å ha en nasjonalistisk holding.
Bu hareket Paris ve Londra'yı, Moskava'ya karşı takınılacak tavır konusunda düşünmeye sevk etti.Partiet rettet skytset mot London og Paris, og manet til støtte for Moskva.
Mitterrand, Gaulle'ye karşı muhalif bir tavır sergiledi.Bona bedrev en politikk fiendtlig mot Habsburg.
Grup düşüncelerini hiç düşünmeksizin dile getiriyordu ve tavırlarıyla çok dikkat çekiyordu.Derfor velger de sine ord med omhu, og uttaler seg bare om viktige saker.
Kürtaj haklarının kısıtlanmasına karşı kesin bir tavır almıştır.Avskaffelse av retten til selvbestemt abort.
Bu sırada patronun kaba tavırlarına sinirlenen işçilerin bir kısmı bir grev başlatır.For å få bedre lønn forsøker noen av kontoristene å gjennomføre en streik.
Garrincha futbola yetenekli olmasına rağmen, bir o kadar da umursamaz tavırlara sahipti.Walau karisma yang dimilikinya tinggi ia sebenarnya cukup bodoh.
İlk olarak burada Kikuçiyo aslında hödükçe tavırlarının ardında zekâ parıltıları olduğunu gösterir.Di sini lah Kikuchiyo menunjukkan bahwa ada suatu kecerdikan di balik sikapnya yang kasar.
PKK terörü karşısında tavır almayan insan hakları derneği olur mu?"Versi Indonesia : "Siapa yang tidak takut dengan manusia serigala yang jahat?"
İkili birbirlerine yardımcı olmaya başlar ama Martin, Bart'ın bazı kötü tavırlarına maruz kalmaya başlar.Martin mau menolongnya tetapi akhirnya Martin malahan meniru tabiat Bart yang buruk.
2. Davranış, tutum, tavır: “Bambaşka bir hâliniz vardır sizin.Mereka berdua berkata, “Hai Ukasyah!
Kurtuluş Savaşı'na karşı takındığı olumsuz tavır ile bilinir.Ông thực sự hiểu được nỗi khổ mà chiến tranh mang lại.
Buna "tavır kutuplaşması" denir.Hắn được miêu tả là có "động cơ chính trị".
( İnsanın hayatını belirleyen şey, tavır ve hareketleridir. )これにより人びとの精神を鼓舞したり一種のトランス状態(憑依)を引き起こしたりする。
ABD başkanı Wilson buna önce karşı çıksa da sonradan daha yumuşak bir tavır göstermiştir.アメリカ大統領ウィルソンは当初これに反対したものの後に柔軟な態度をみせた。
Manson'ın alkol kullanımı ve uzak tavırları da bu ilişkinin bitmesine neden olarak gösterildi.マンソンのアルコール依存症とよそよそしい振る舞いが、破局の原因として挙げられもした。
2. Davranış, tutum, tavır: “Bambaşka bir hâliniz vardır sizin.二人称は主に「あなた」「あんた」。
Bunun üzerine Meclis Kuvâ-yi Seyyâre’ye karşı tavır aldı.また漢中郡の太守には魏延を抜擢した。
Zeki biridir ve genellikle tedavilerini alaycı tavırlarla yapar.軽い性格の青年で、普段は外科医をしている。
Bruce, hiç de kibar olmayan bir tavırla konuklarını malikaneden kovar.インドラたちは彼を丁寧にもてなし滞りなく送り出した。