Hilmi Özkök'ün demokrasiden yana tavır koyması üzerine vazgeçtiği yazıyordu.Stresemann escribió al respecto: No podíamos unirnos a la socialdemocracia.
İsrail’in ayaklanmaya karşı tavırları içinde kontrol noktaları kurmak ve sıkı sokağa çıkma yasakları vardı.Los israelíes han instalado puestos de control fronterizos y han restringido los desplazamientos.
Bu tavır en net biçimiyle Onaltılar Manifestosunda görülebilir.Tal comportamiento puede expresarse en términos de tensión superficial.
Manson'ın alkol kullanımı ve uzak tavırları da bu ilişkinin bitmesine neden olarak gösterildi.L'abuso di alcolici da parte di Manson e la distanza tra i due furono inoltre citati come cause della rottura.
( İnsanın hayatını belirleyen şey, tavır ve hareketleridir. )Saprofagia e commensalismo con l'uomo.
Diğer ANBU üyeleri gibi Yamato da stresli durumlarda sakin, sabırlı bir tavır gösterir.Come gli altri ANBU, Yamato mostra una calma e un comportamento stoico anche nelle situazioni più difficili.
Melankolik bir tavır vardır.È presente una fase melanica.
Ölümünden sonra insanlar onu âyinlerde alınacak tavırlar konusunda büyük bir otorite olarak bilirdi.Alla sua morte venne largamente compianto dal popolo di cui era stato benefattore.
Görüntüsü ve tavırlarıyla dedesi Yavuz Sultan Selim'e çok benziyordu.Come aspetto e comportamento è molto simile alla nipote Lydia.
Hep adaletten ve güçsüzden yana tavır koyar, asla yalan söylemez.Crede che sia sempre meglio dire la verità e non mente mai.
Emin tavırları ve yardımseverliliği ile epeyce saygı duyulan Hamon çekinmeden dindaşlarını müdafaa etti.Le sue parole furono accolte con disprezzo, e tacciate di temerarietà, ma furono profetiche.
Gelir dağılımının adilleştirilmesi yönünde tavır aldı.Ciononostante, si è guadagnata di diritto il rispetto della divisione.
Ancak Yahudi sporculara aldığı tavır oldukça tartışılmıştı.Anche il suo atteggiamento verso gli ebrei resta controverso.
Ichigo’ya karşı tavırları değişkendir.Alla sua vista Ichigo sorride.
Diğer ANBU üyeleri gibi Yamato da stresli durumlarda sakin, sabırlı bir tavır gösterir.Подобно другим членам АНБУ, Ямато спокоен даже в стрессовых ситуациях.
Ama o her zaman utanç verici bir tavır içersine giriyor."И при этом в нём ощущается странное зловещее упорство».
Narsisistik tavırları ve kötü seçilmiş giysileriyle ünlüdür.Был известен своими аристократичными манерами и безупречным стилем в одежде.
Walter Laqueur'a göre Kur'an'ın çeşitli yorumlamaları Müslümanların tavırlarını anlamak için önemlidir.По Вальтеру Лакеру, изучение различных толкований Корана важно для понимания отношения мусульман к евреям.
Onun bu tavırları, Sünni inanç ilkelerine pek uymamaktadır.Единственное к чему они могли поставить в вину, это то, что они отреклись от веры своих предков.
ABD'deki köleliğe karşı tavır aldı.Шотландцев очень волновала проблема рабства в США.
Emin tavırları ve yardımseverliliği ile epeyce saygı duyulan Hamon çekinmeden dindaşlarını müdafaa etti.Однако, убедившись в их беспомощности, помещица стала попрекать беспомощностью и своими благодеяниями.
Ben KKTC’deki kardeşlerimi de burada tavır almaya davet ediyorum.Я знал, что в КГБ на меня есть дело.
Jeremy ona aksi bir tavırla gitmesini söyler.Роджер советует ей не соваться не в своё дело.
O herhangi bir konuda nadiren tavır alır.Редко появляется на каких-либо мероприятиях.
Kurtuluş Savaşı'na karşı olumsuz bir tavır takındı.Упущены благоприятные условия для контрнаступления.
Hatta bazı kesimler dizinin nihilist bir tavır sergilediğini bile düşünmüşlerdir.Хотите верьте, хотите нет, группа Nirvana оказала большое влияние на нас.
Sert mizaçlı ve erkeksi tavırlı bir kızdır.Это бойкая и сильная девушка с мужским характером.
Aynı zamanda oyuncu ve yaramaz tavırlarıyla şaklabanlıklar yapmayı sever.Любит выкидывать глупые и иногда пошлые шутки с дедом.
Zamanla yetkililerin Yahudilere karşı olan tavırları kötüye gitmeye başladı.Однако впоследствии отношение властей к евреям ухудшилось.
Walter Laqueur'a göre Kur'an'ın çeşitli yorumlamaları Müslümanların tavırlarını anlamak için önemlidir.وفقا لوالتر لاكير، التفسيرات المتباينة للقرآن هامة لفهم مواقف المسلمين.
12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı.فالمجلس الذي اجتمع في 12 يناير 1920م، قد أخذ موقفاً من حركة الأناضول.
Nizâmeddîn Evliya gibi mübarek bir Allah dostuna hürmetsizlik edip, uygun olmayan tavırlar takındı.ولكن لما أرشده الله تبارك وتعالى إلى ملك اليمين بعد عجزه عن الزواج فدل على أنه لا متعة.
Günümüz memeli türleri, süt veren bezeli dişilerin tavırlarıyla belirlenebilir.يمكن التعرف على أنواع الثدييات الحالية عن طريق الإناث التي تنتج حليباً.
ABD başkanı Wilson buna önce karşı çıksa da sonradan daha yumuşak bir tavır göstermiştir.وان كان رئيس الولايات المتحدة ويلسون ضد القرار في البداية ولكنه اظهر بعض الليونة تجاه الموقف.
Olaylar elverdiğinde Homer, zaman zaman bir an için çok zeki ve formda bir tavır sergilemektedir.بينما تسير الأحداث يُظهر هومر ذكاء أكثر وسلوك منضبظ من حين لأخر .
2. Davranış, tutum, tavır: “Bambaşka bir hâliniz vardır sizin.قال:(فهل تستطيع أن تصوم شهرين متتابعين؟) قال: لا.
Bunlardan en önemlisi filmin terörizm karşıtı değil aksine terörizm savunucusu bir tavır takınması iddiasıydı.لم تكن أهمية الفيلم بالنسبه لهم لمكافحه الارهاب لكن هو ادعاء لاضراب مدافعىى الارهاب .
Kişi henüz konuya duyarsızlaşmamış fakat tavırları umursamazcadır.لا داعي لأن يقلق المخرج حول أي شيء باستثناء أفكاره.
Polise gittiğinde, polisin aldırmaz ve küçük düşürücü tavırları ile karşılaştı.من أجل البقاء على قيد الحياة في الشوارع، كان عليه أن يتخلى عن خجوله وصفاته الأبرياء.
Tanzimat döneminde izlenen yol "şekilde batılı, ruhen doğulu" bir tavırdır.No contexto da passagem, parece que equivale a algo como "o leste e o oeste."
Bu sırada Haman'ın Mordahay'a olan kızgınlığı, Mordehay'ın ona karşı tavırları sebebiyle artmaktadır.Tal humilhação aumenta ainda mais a ira de Hamã contra Mordecai.
Nizâmeddîn Evliya gibi mübarek bir Allah dostuna hürmetsizlik edip, uygun olmayan tavırlar takındı.Deus não lhes mostrou misericórdia; procurou os seus descendentes e não os libertou de nada.
Grup düşüncelerini hiç düşünmeksizin dile getiriyordu ve tavırlarıyla çok dikkat çekiyordu.Conversava com os pais sobre seu comportamento, acompanhava tudo com interesse.
Jeremy ona aksi bir tavırla gitmesini söyler.Jerry se pergunta se ela tem segundas intenções com ele.
Sorgularda olayları rahat bir tavır ve daha eğlenceli , komik bir üslupla anlatır.Faz coisas muito cômicas e fala de um jeito muito certinho e muito engraçado.
ABD'deki köleliğe karşı tavır aldı.Afschaffing van de slavernij in de Verenigde Staten.
Kadına olan tavırları değişmiştir.Haar opstelling ten opzichte van hem is wisselend.
Gizemli kişiliği ve sert tavırları yüzünden diğer dedektifler kendisinden çekinir.En met reden, want door zijn eigen stomme schuld is zijn grote geheim aan het licht gekomen...
Bunun üzerine Meclis Kuvâ-yi Seyyâre’ye karşı tavır aldı.Oprócz niego brązowy medal zdobył Məhəmmədəli Tahirov.
( İnsanın hayatını belirleyen şey, tavır ve hareketleridir. )U człowieka kieruje się ona w bok i do przodu.
ABD'deki köleliğe karşı tavır aldı.Zniesienie niewolnictwa w Stanach Zjednoczonych.
Suudi Arabistan’a saldırgan tavırları doğru bulmuyorum." dedi.Nie podpisała protestu przeciwko „agresji Izraela na państwa arabskie”.
Zamanla yetkililerin Yahudilere karşı olan tavırları kötüye gitmeye başladı.Pogarsza się natomiast sytuacja Żydów.
Türklerle mücadele etmenin tek yolu kararlı bir tavır göstermektir” ifadelerini kullandı.Walka to ich jedyny sposób wyrażania siebie”.
Aynı zamanda halk, Hepburn'ün erkeksi tavırlarından ve moda tercihlerinden dolayı şaşkına uğramıştı.Wiele osób czerpie także przyjemność z peggingu dzięki uczuciu dominacji lub bycia zdominowanym.
Irkçı bir tavır sergileyerek siyahilere daire satmadı.Na Czarne Czuby nie prowadzą żadne szlaki turystyczne.
Sonraları Polonya'daki hükümete karşı açıkça tavır aldı ve sürgüne zorlandı.Projekt spotkał się z ostrym sprzeciwem panów polskich i upadł.
Nakasone, milliyetçi tavırlarıyla da dikkat çekmişti.Nakasone blev även känd för att ha en nationalistisk attityd.
ABD'deki köleliğe karşı tavır aldı.Händelsen hade betydelse för avskaffandet av slaveri i USA.
Bulgaristan'daki azınlıklara bilhassa Türkler ve Romanlara karşı sert tavırlarıyla ün yapmıştır.Han är känd för sina hårda linjer mot Bulgariens minoriteter, speciellt romer och turkar.