Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Che deve essere, se volete, alla nostra base.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Ea trebuie sa fie acolo, daca doriti, la radacinile noastre.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Hetgeen eigenlijk, zo je wilt, in ons wezen aanwezig moet zijn.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.이러한 이해가 우리 마음 속 가장 깊숙한 곳에 존재해야 합니다.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Nó ở ngay gốc rễ của chúng ta.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Och det måste finnas, om man så vill, i vår innersta kärna.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Que tem que estar lá, nas nossas raízes,
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Qui doit être là, si vous voulez, à nos racines.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Was, wenn Sie so wollen, in unseren Wurzeln bestehen muss.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Yang seharusnya sudah ada sejak kita lahir.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Που πρέπει να είναι εκεί, εάν θέλετε, από τις ίδιες τις ρίζες μας.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Което трябва да е тук, ако щете, в самите ни корени.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.Эта идея должна в нас быть, у самых корней.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.שחייב להיות שם, אם תרצו, בשורש הוויתינו.
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.والذي كان موجودا منذ القدم لدى اسلافنا
Bu duygu bizim tabiri caizse köklerimizde bulunmak zorunda.私たちが憐れみを自然と感じるのは
Bu Marianne LaFrance'in "Sosyal bataklıkta durmak" diye tabir ettiği durum.É aquilo a que Marianne LaFrance chama "estar de pé em areia movediça social".
Bu Marianne LaFrance'in "Sosyal bataklıkta durmak" diye tabir ettiği durum.Ezt hívja Marianne LaFrance úgy, hogy: "társadalmi futóhomokban ácsorogni".
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Acestea sunt florea-soarelui tinere, şi ce fac ele nu poate fi descris decât ca fiind joacă.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Das sind junge Sonnenblumen, und was sie da tun, kann nicht anders beschrieben werden als mit Spielen.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Dit zijn jonge zonnebloemen, en wat ze doen kan niet met andere woorden worden omschreven dan spelen.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Estes são jovens girassóis e aquilo que estão a fazer só pode ser descrito com o termo "brincar".
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Ezek fiatal napraforgók, és amit most csinálnak, azt nem lehet másképp leírni, mint a "játék" szóval.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.이것은 어린 해바라기인데요, 그들이 하는 것은 논다는 단어 외에는
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Tässä on nuoria auringonkukkia, ja mitä ne tekevät ei voi kutsua muuksi kuin leikkimiseksi.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.To są młode słoneczniki, a ich ruchy nie mogą być opisane inaczej niż zabawa.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Toto jsou mladé slunečnice a to co dělají, nemůže být popsáno jinak, než že si hrají.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Toto sú mladé slnečnice, a to, čo robia, nemôže byť popísané inak ako hranie sa.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Αυτά είναι νεαρά ηλιοτρόπια, και αυτό που κάνουν δεν μπορεί να περιγραφεί με κανέναν άλλο όρο από το παιχνίδι.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Вот -- молодые подсолнухи, то, что они вытворяют, невозможно описать другим словом, кроме как -- "играют".
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.Това са млади слънчогледи, и това, което правят не може да се опише с други думи, освен играене.
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.אלה הן חמניות צעירות, ומה שהן עושות לא ניתן לתיאור
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.ان زهور عباد الشمس الصغيرة هذه تقوم بما تقوم به هنا لا لشيء يمكن وصفه
Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız.この動きは 遊んでいるとしか言えない 動きです
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.Det är inte bara girighet eller maktmissbruk eller det luddiga uttrycket "svag styrning".
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.Es ist nicht nur Gier oder Machtmissbrauch oder die nebulöse Phrase: "schwache Regierung".
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.Het is niet enkel hebzucht of misbruik van macht of die vage term 'zwak bestuur'.
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.그것은 단지 욕심이나 권력의 악용이 아닙니다. 모호한 표현인 "빈약한 통치"도 아니죠.
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.Não é apenas a ganância, o abuso de poder, ou a vaga expressão "má governança."
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.Nu e doar lăcomia sau abuzul puterii sau acea expresie obscură "guvernare slabă".
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.Δεν είναι μόνο η απληστία ή η κατάχρηση της εξουσίας, ή αυτή η ομιχλώδης φράση: "αδύναμη διακυβέρνηση".
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.איננו רק תאוות בצע או ניצול לרעה של כוח או הביטוי המעורפל: "ממשל חלש".
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.حسنا أنها ليست مجرد الجشع أو إساءة استعمال السلطة أو أن هذه العبارة غامضة "ضعف الحكم."
Bu sadece açgözlülük ya da iktidarın kötüye kullanılması... ...ya da şu belirsiz tabir "kötü yönetim" değildi.曖昧な言葉「ガバナンスの弱さ」ではありません ええ これらは全て関係あります
Bu, tabiri caizse komik bir resim.E' un quadro divetertente.
Bu, tabiri caizse komik bir resim.Je to zvláštní obraz.
Bu, tabiri caizse komik bir resim.Це весела картина.
Bu tabirin nereden geldiğini bilmiyorum.이 이름이 어디서 나왔는지는 저도 잘 모르겠습니다
Bu tabirin nereden geldiğini bilmiyorum.אני לא יודע מהו מקור השם.
Bu tabir Oxford Sözlüğü'nde şöyle tanımlanmaktadır: "son derece pis, sefil veya nahoş bir yere verilen ad"El Diccionario Oxford define la palabra como "extremadamente sucio, miserable o un lugar desagradable".
Bu tabir Oxford Sözlüğü'nde şöyle tanımlanmaktadır: "son derece pis, sefil veya nahoş bir yere verilen ad"Το Λεξικό της Οξφόρδης ορίζει τη λέξη ως "εξαιρετικά βρώμικο, άθλιο, ή δυσάρεστο μέρος".
CA: Regina, bu halk tabiriyle insanın ağzını açık bırakan bir konuşmaydı.CA: 레지나씨, 놀라운 이야기들을 해주셔서 감사합니다.
CA: Regina, bu halk tabiriyle insanın ağzını açık bırakan bir konuşmaydı.TEDに来ていただき感謝しています (レギーナ: こちらこそ)
CA: Regina, bu halk tabiriyle insanın ağzını açık bırakan bir konuşmaydı.רגינה, זה השאיר פיות פעורות, כמו שהם אומרים.
CA: Regina, bu halk tabiriyle insanın ağzını açık bırakan bir konuşmaydı.ريجينا، لقد كان كل ذلك فاغراً للأفواه، كما يقال.
Devasa pektoral yüzgeçleri ve hala görülebilir gözleri ile, tabiri caizse, bana çarmıha gerilmiş gibi göründü.Hatalmas mellúszóival és jól látható szemeivel, úgy hatott rám, mintha csak keresztre feszítették volna.
Devasa pektoral yüzgeçleri ve hala görülebilir gözleri ile, tabiri caizse, bana çarmıha gerilmiş gibi göründü.Jego ogromne płetwy piersiowe i wciąż widoczne oczy uderzyły mnie jak wizja ukrzyżowania.
Devasa pektoral yüzgeçleri ve hala görülebilir gözleri ile, tabiri caizse, bana çarmıha gerilmiş gibi göründü.그리고 그 것의 큰 가슴 지느러미들과 또렷한 눈을 보았을 때, 일종의 십자가 처형 같은 인상을 받았습니다.
Devasa pektoral yüzgeçleri ve hala görülebilir gözleri ile, tabiri caizse, bana çarmıha gerilmiş gibi göründü.S svojimi velikimi prsnimi plavutmi in še vedno vidnimi očmi, me je nekako spominjala na križanje.
Devasa pektoral yüzgeçleri ve hala görülebilir gözleri ile, tabiri caizse, bana çarmıha gerilmiş gibi göründü.Và với vây ngực rất lớn và đôi mắt của nó vẫn còn rất rõ ràng, nó làm tôi cảm thấy nhói lòng như bị đóng đinh.