Bazıları derhal orada can verdi ve bazıları ise müthiş bir açlık ve susuzluk içerisinde beklemeye koyuldu.في ذلك استحكمت حلقات المجاعة على الناس ومات الكثير من الناس من المجاعة وتوابعها.
Bazıları derhal orada can verdi ve bazıları ise müthiş bir açlık ve susuzluk içerisinde beklemeye koyuldu.Alguns morreram instantaneamente, enquanto que outros foram deixados para morrer de fome e sede.
Daha sonra tutkular ve susuzluk (Tanha) oluşmaya başlar.Hierna worden de huiden nogmaals gewassen en gedroogd.
Tek bir çözüm vardı, Sovyet kuvvetleri, açlık ve susuzluk nedeniyle teslim olmaya zorlamak.Hierdoor moesten de troepen van Napoleon wegens honger en kou zich terugtrekken.
Orada bulunduğunu gördükleri bir çaya kendilerini atıp susuzluklarını giderdiler.Na ten widok chłopi odstąpili od oblężenia i rozpierzchli się.
Şu anda susuzluk ve kuraklık nedeniyle mahalledeki insanlar geçim zorluğuna düşmüşlerdir.W wyniku upału i ciasnoty część osób zmarła już podczas transportu do Bełżca.
Birçok yaşlı vatandaş susuzluk belirtileri geçiriyordur.Flera ekar visar tecken på hög ålder.
Kudret ile ayağa kalkın çünkü bayrağımızı dalgalandırdık O bayrak ki, bize Susuzluk ve ağrı çektiren.Бо ми підняли наш прапор, Прапор, який коштував нам так дорого Що крайності спрагу і біль.
ABD'ye döndükten hemen sonra Zahara susuzluk ve beslenme bozukluğu sebebiyle hastaneye yatırıldı.Krátce po příletu do USA byla Zahara hospitalizována kvůli dehydrataci a podvýživě.
Sonraki günlerde açlık ve susuzluktan ölme tehlikesi baş gösterir.În următoarele zile, oamenii se confruntă cu pericolul de a muri de foame și de sete.
Ekibin tamamı susuzluk, açlık ve yüksek sıcaklıkta ölecekti.Este rezistent la frig, foame și sete.
Kudret ile ayağa kalkın çünkü bayrağımızı dalgalandırdık O bayrak ki, bize Susuzluk ve ağrı çektiren.Γιατί ανεγείραμε τη σημαία μας, τη σημαία που μας κόστισε ακριβά με πολύ δίψα και πόνο.
Birçok yaşlı vatandaş susuzluk belirtileri geçiriyordur.Στους ακέρατους πληθυσμούς έχει παρατηρηθεί μεγάλη συχνότητα ερμαφρόδιτων ατόμων.
Tek bir çözüm vardı, Sovyet kuvvetleri, açlık ve susuzluk nedeniyle teslim olmaya zorlamak.Η στρατολόγηση της μονάδας γινόταν από εξαθλιωμένους και πεινασμένους Σοβιετικούς αιχμαλώτους πολέμου.
Sürgün boyunca toplam nüfusun yaklaşık %45'i açlık, susuzluk ve hastalık nedeniyle ölmüştür.Περίπου το 46% των εκτοπισμένων πέθανε από την πείνα και τις ασθένειες.
Şehirde açlık ve susuzluk en üst seviye çıktı.Tørke og hungersnød rammet da landet.
Orada bulunduğunu gördükleri bir çaya kendilerini atıp susuzluklarını giderdiler.Di sana pengunjung dapat melihat para pemetik daun teh dan dapat pula ikut memanen daun teh.
Sonraki günlerde açlık ve susuzluktan ölme tehlikesi baş gösterir.飢えや渇きによって死ぬには長時間かかる。
Köyün asıl geçim kaynağı kayısıdır.Susuzluktan dolayı kimi bilinçli aileler susuz kayısı yetiştirmektedir.(有好消息從遠方來,就如拿涼水給口渴的人喝。
Sonraki günlerde açlık ve susuzluktan ölme tehlikesi baş gösterir.חושש להיקבר חי בטרם ימות מרעב וצמא.
Özellikle susuzluk yüzünden tarım kısıtlı yapılmaktadır.Pre smädného je navyše pripravené otrávené víno.
ABD'ye döndükten hemen sonra Zahara susuzluk ve beslenme bozukluğu sebebiyle hastaneye yatırıldı.Kmalu po vrnitvi v Združene države Amerike so Zaharo hospitalizirali zaradi dehidracije in podhranjenosti.
Bazıları derhal orada can verdi ve bazıları ise müthiş bir açlık ve susuzluk içerisinde beklemeye koyuldu.Küla jäi peagi tühjaks, paljud algul ellu jäänud surid haavadesse ja nälga.
Birçok yaşlı vatandaş susuzluk belirtileri geçiriyordur.Lammi läbivad arvukad kuivenduskraavid.
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Asemeni foamei si setei, e aproape imposibil sa te sustragi."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Come la fame, o la sete, è quasi impossibile da evitare."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Comme la faim et la soif, c'est presque irrépressible."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir.""Como a fome e a sede, é quase impossível de ignorar."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Como el hambre o la sed, es casi imposible salirse de ello".
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Jak głód i pragnienie, prawie niemożliwe jest je stłumić".
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Jako hlad a žízeň, je téměř nemožné to potlačit."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."이는 굶주림이나 갈증처럼 떨쳐버리기가 불가능합니다."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Kot lakota ali žeja. Tega ne morete izključiti.
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Mint az éhség és a szomjúság, szinte lehetetlen megsemmisíteni."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Như cơn đói khát, nó hầu như không thể bị dập tắt."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Precis som hunger och törst är den nästan omöjlig att utrota."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Seperti lapar dan haus, hampir tidak mungkin dilenyapkan."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Wie Hunger und Durst ist es fast unmöglich auszumerzen."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Zoals honger en dorst, is het bijna onmogelijk het uit te doven."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Όπως η πείνα και η δίψα, είναι σχεδόν αδύνατον να εξαλειφθεί".
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Наче голод та спрага, кохання майже неможливо позбутися."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Он подобен голоду и жажде. От этого чувства практически невозможно избавиться".
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."Също както глада и жаждата, почти невъзмжоно е да го потушиш."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."כמו רעב וצמא, כמעט ולא ניתן להחניק אותו."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."مثل الجوع والعطش ، يكاد يكون من المستحيل القضاء عليهم."
Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir."また 恋愛は中毒性を伴うと思います
Ancak yağmurlu mevsimlerde susuzluklarını gidermek için tatlı su havuzlarının çevrelerinde tolpanırlarAle v deštivém období se chodí napájet k jezírkům zachycené sladké vody.
Ancak yağmurlu mevsimlerde susuzluklarını gidermek için tatlı su havuzlarının çevrelerinde tolpanırlarDar în timpul sezonului ploios se adună pentru a-şi astâmpăra setea, în bălţi de apă potabilă.
Ancak yağmurlu mevsimlerde susuzluklarını gidermek için tatlı su havuzlarının çevrelerinde tolpanırlarNhưng suốt mùa mưa, chúng tập trung đến uống nước ở những vũng nước nằm rải rác để xua đi cơn khát.
Ancak yağmurlu mevsimlerde susuzluklarını gidermek için tatlı su havuzlarının çevrelerinde tolpanırlar'Ομως στην υγρή εποχή... ξεδιψά στις διάσπαρτες λιμνούλες γλυκού νερού.
Ancak yağmurlu mevsimlerde susuzluklarını gidermek için tatlı su havuzlarının çevrelerinde tolpanırlarОднако в течение сезона дождей они стараются восполнить недостаток воды в организме.
Ancak yağmurlu mevsimlerde susuzluklarını gidermek için tatlı su havuzlarının çevrelerinde tolpanırlar,אך במהלך עונת הגשמים הם נאספים לרוות את צימאונם .בין בריכות מים מפוזרות
Ancak yağmurlu mevsimlerde susuzluklarını gidermek için tatlı su havuzlarının çevrelerinde tolpanırlarلكن أثناء الفصل الأكثر بللا يتجمّعون لرواية عطشهم بين تبعثر الماء العذب المتجمع
Günde sadece bir hamburger yemenin susuzluktan ölme riskimi artıracağının bilincindeydim.햄버거를 하루에 하나 먹는 것이 사망위험을 1/3 증가시킨다는 것도 알고 있습니다.
Günde sadece bir hamburger yemenin susuzluktan ölme riskimi artıracağının bilincindeydim.Eu sabia que comer um mero hambúrguer por dia multiplica por três o risco de morrer.
Günde sadece bir hamburger yemenin susuzluktan ölme riskimi artıracağının bilincindeydim.Ich wusste, dass bereits ein Hamburger pro Tag mein Sterberisiko um ein Drittel vergrößern kann.
Günde sadece bir hamburger yemenin susuzluktan ölme riskimi artıracağının bilincindeydim.Ik wist dat door slechts één hamburger per dag mijn risico op overlijden met een derde zou toenemen.
Günde sadece bir hamburger yemenin susuzluktan ölme riskimi artıracağının bilincindeydim.Jag visste att bara genom att äta en enda hamburgare om dagen, kan jag öka risken att dö med en tredjedel.
Günde sadece bir hamburger yemenin susuzluktan ölme riskimi artıracağının bilincindeydim.Jeg vidste at bare det at spise én hamburger om dagen kan øge min risiko for at dø med en 1/3.
Günde sadece bir hamburger yemenin susuzluktan ölme riskimi artıracağının bilincindeydim.Je savais que manger un hamburger par jour augmentait d'un tiers mes chances de mourir.