Bütün sorumluluk Rus hükümetine aittir.Compania este deținută de guvernul rus.
Oyuncular gözlük veya lens takabilir ancak sorumluluk kendisine aittir.Jucătorii pot să poarte ochelari sau lentile de contact pe propria răspundere.
Kişisel başarı ve kişisel sorumlulukla ilgilenirler.Incursiune destin colectiv si destin individual.
"Sevenlerime karşı sorumluluklarım var.Avem obligații față de fanii noștri.
Ama dürüstlükle söylemeliyiz, elbette hiçbir yasal sorumluluk kabul etmiyoruz.Îmi iau răspunderea în mod formal și spun că nu există lege...
Ayrıca şu sorumlulukları da bulunmaktadır.Această funcție este arătat, de asemenea.
Dünya çapında genç Avusturyalılar, Naziler tarafından işlenen suçlar için sorumluluk duyuyorlar.Ei, cum ar veni, iau reponsabilitate pentru criminalitățile comise de naziști.
2010'da gazete yarışın tüm organizasyonunu ve sorumluluklarını ASO'ya devretti ve yarışın adı kısaltıldı.În anul 2010, RAI Asigurări și-a transferat portofoliul către Generali și a fost închisă.
Çeşitli sosyal sorumluluk projelerine öncülük etti.S-a implicat în câteva proiecte sociale.
Sorumluluk artık Eorl oğlu Brego'daydı ve o da elinden geleni yaptı.Teodosie era fiul lui Arcadius și fratele Pulcheriei, de care a fost influențat pe mai tot timpul domniei.
Sorumluluk Evi, 3 kata bölünmüş ve yepyeni bir bina olacak.Pe engleză, House of Responsibility, avea să devină ceva special, împărțit în trei etaje.
Bu konuyla ilgili sorumluluk takım kaptanına aittir.Această sarcină îi dă rangul oficial de căpitan al armatei britanice.
Muhalefetteki Bolşevikler, sorumluluk almayarak hükümet uygulamalarını sahiplenmedi.Bolșevicii nu au știut de bijuterii până după execuție.
Eylem için tam sorumluluk alıyorum.Îmi asum întreaga responsabilitate pentru acțiune.
Eylem için tam sorumluluk alıyorum.Îmi asum responsabilitatea deplină pentru acțiune.
Bir bireyin hakları ve sorumlulukları vardır.O persoană are drepturi și responsabilități.
"Sevenlerime karşı sorumluluklarım var.6. Felelősséget érzek bajtársaim iránt.
Bu anayasayla savunma, ticaret ve yasal konularda federal sorumluluk da düzenlenmişti.Szövetségi hatáskörbe utalták a honvédelem, a kereskedelem és a jogi szabályozás kérdéseit.
''Bunu yapmak adına tuhaf bir sorumluluk ve eminlik hissettim.Elkötelezett és rendíthetetlen híve volt ennek az elgondolásnak.
İkinci çocuk olarak, Domitian sorumluluklardan uzaktı.Pijaszilisz másodszülött fiúként nem volt közvetlen trónörökös.
Sorumluluk, karakterin en önemli öğelerinden biridir.Az együttérzés az orvosok egyik legfontosabb tulajdonsága.
Bütün sorumluluk Rus hükümetine aittir.Közigazgatásilag Oroszkomoróchoz tartozik.
Sorumluluklar olmadan yaşamanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum."Felelősségvállalás nélkül nincsen bűnhődés".
Ağır sorumluluklarla vücudumu terbiye ettim.Nagy teherbírással végezte munkáját.
Dünya çapında genç Avusturyalılar, Naziler tarafından işlenen suçlar için sorumluluk duyuyorlar.Nuoret itävaltalaiset tuntevat vastuunsa maailmanlaajuisesti itävaltalaisten kansallissosialistien rikoksista.
Bütün sorumluluk Rus hükümetine aittir.Se on täysin Venäjän valtion omistama.
Her nesne farklı rollerde ve sorumluluklarda yer alan veya bağımsız küçük makinelar olarak gözlemlenebilir.Jokainen olio voidaan nähdä itsenäisenä pienenä koneena, jolla on tietty rooli tai vastuu.
Sorumluluk sahibi,güvenilir bir evlat.Hän on uskollinen ja luotettava ystävä.
Gerçek sorumlulukları olan evli bir kadın, karışık duyguları olan acınası bir kızdım.Hän oli uskonnollinen mies, jolla oli suuria tunnontuskia naida pakanallinen nainen.
Bu sorumluluk hepimizin içinde var."Tämä perusajatus on mukana kaikissa kirjoissani.”
Okul kütüphaneleri hizmetleri, okul kütüphanelerinin görev ve sorumluluklarını içermektedir.Koulukirjastojulistuksessa määritellään koulukirjaston tavoitteet ja tehtävät.
Alman hükûmeti bu yardımları uluslararası bir sorumluluk olarak görür.Yhdysvaltain hallitus julisti pitävänsä saksalaisia vastuussa mahdollisista yhdysvaltalaisista hengistä.
Patlama için sorumluluk arayanlar ETA'yı gösterdi.Räjäytyksen tekijäksi ilmoitettiin Isis.
Sorumluluk kabul edilmemektedir.)Ei valinnanvapautta).
Ayrıca şu sorumlulukları da bulunmaktadır.Ne toivat mukanaan myös velvollisuuksia.
İlk cildin adı Güç ve Sorumluluk'tur.Kulkijoiden nimet ovat Spirit ja Opportunity.
Daha sıkı bir sorumluluk standardı ise bilimsel teftiştir.Systemaattinen kirjallisuuskatsaus on tieteellinen tutkimusmenetelmä.
Madde 1, Birliğin yetkilerinin içereceği sorumlulukların yetkinliğini listeler.Το Άρθρο 1 αναφέρει την αρμοδιότητα των καθηκόντων που θα έχουν οι αρχές της Ένωσης.
Sosyal Sorumluluk Topluluğu: 9 Eylül Üni.Της Γ’ Οικουμενικής Συνόδου: 9 Σεπτεμβρίου.
Babası Michael bir doktor, Vietnam Savaşı karşıtı ve Sosyal Sorumluluk için Doktorlar'ın üyesidir.Ο πατέρας της, Μάικλ Κλάιν, είναι γιατρός και μέλος του οργανισμού «Γιατροί υπέρ της Κοινωνικής Ευθύνης».
Babası Michael bir doktor, Vietnam Savaşı karşıtı ve Sosyal Sorumluluk için Doktorlar'ın üyesidir.Hendes fader, Michael Klein, er læge og og medlem af foreningen Physicians for Social Responsibility (PSR).
Bu sorumluluk hepimizin içinde var."Det er noget, der forbinder os alle."
Örümcek Adam'ın amcası Ben Parker'dan aldığı ilkesi "Büyük güç büyük sorumluluk getirir"dir.Under et mindre skænderi med sin onkel Ben råder Ben Peter "With great power comes great responsibility."
Onlara göre "mürşîd" sadece kapıyı gösterir, geri kalan sorumluluk öğrenciye (mürîd) aittir.En ledetråd kan skaffes ved en sidste gåde hos vismanden (svaret på gåden er også ledetråden).
Borç ilişkilerinde sorumlulukGæld Obligation Pant Kviklån
Bir sorumluluk ya da bir ideal uğruna değil, zorunlu oldukları için savaşırlar.De går ikke i krig for vinding eller hævn men simpelthen fordi de har lyst.
Bütün sorumluluk Rus hükümetine aittir.Ærestitlen Russiske Føderations Helt tildeles af Ruslands præsident.
Buna rağmen sorumluluk almayı çok iyi bilir.Inden for det er han naturligvis fuldt ansvarlig.
Sorumluluk sahibi,güvenilir bir evlat.Dannemand, agtværdig, pålidelig mand; hædersmand.
Bu meşakkatli, sorumluluk gerektiren ve uzun sürecek bir işti.Det må ha vært et krevende og langvarig arbeid.
Bu sorumluluk hepimizin içinde var."Ja, vi var innblandet i alle disse spørsmål.»
Alacak hakkı, hak sahibi lehine başkasına sorumluluk, görev ya da borç yükleyen haktır.Både den som gir og den som mottar en slik fordel eller belønning, er korrupt.
John Linsey, böyle bir sıralamayı yapmada sorumluluk almaya katılıyordu.John Sullivan ble satt til å lede denne offensiven.
Ağır sorumluluklarla vücudumu terbiye ettim.Han utførte sine oppdrag med stor grusomhet.
Ailenin ekonomik sorumlulukları yoktur.Familien har ingen kjent økonomisk betydning.
Artık sorumluluk sadece Percy'nin üzerine kalmıştı.Etter dette ble han kun reserve for Perkins.
Ancak yapıyı projelendiren mühendis tüm sorumlulukları üzerine almış kabul edilir.Han var ansvarlig for utformingen av hele maskinen, etter anvisninger fra ingeniørene.
Çeşitli sosyal sorumluluk projelerine öncülük etti.De arrangerer forskjellige sosiale aktiviteter.
Sorumluluk, iki yönlü anlaşılması gereken bir kavramdır.Lensherre er et begrep som kan brukes med to forskjellige betydninger.
Krallar artık kendi personellerini atamıyorlardı; bu sorumluluk, imparatorluk mahkemesi tarafından üstlendi.Para raja tidak bisa lagi menunjuk staf mereka sendiri; tugas ini ditangani oleh istana kekaisaran.