Eğer elektronegativite üzerine konuşursak, elektronegativite elektron sevmek anlamına gelir.כאשר אתה מדבר אלקטרושליליות, היא רק
Eğer elektronegativite üzerine konuşursak, elektronegativite elektron sevmek anlamına gelir.ولكن عندما تتحدث كهربية، أنها مجرد
Evet, sevmek zorundasın.Igen, muszáj. férfi:
Evet, sevmek zorundasın.Ja, dat moet je wel. man:
Evet, sevmek zorundasın.Ja, det skal man. mand:
Evet, sevmek zorundasın.Ja, du måste. man:
Evet, sevmek zorundasın.Kai se on pakko. mies:
Evet, sevmek zorundasın.Sì, per forza. uomo:
Evet, sevmek zorundasın.Tak trzeba. mężczyzna:
Evet, sevmek zorundasın.To přece musím. muž:
Evet, sevmek zorundasın.Ναι, πρέπει να τον αγαπάω. άντρας:
Evet, sevmek zorundasın.Конечно, а как же? мужчина:
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Tentang bertindak menghadapi berbagai masalah. Juga tentang mencintai orang dengan baik.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Arról szól, hogy a bénító aggódás dacára teszünk valamit. Arról szól, hogy jól szeretjük az embereket.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.C'est d'agir face à ce qui nous dépasse. Et c'est d'aimer vraiment bien les gens.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.De actuar a pesar de estar agobiados. Y amar a los demás de verdad.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Es geht darum, zu handeln wenn man überwältigt ist. Und es geht darum, Menschen wirklich aufrichtig zu lieben.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Het draait om handelen vanuit overweldiging. En het draait om het werkelijk houden van mensen.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Înseamnă să acționezi în fața copleșirii. Înseamnă să iubești oamenii foarte mult.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Je o tom, aby sme konali tvárou v tvár ohromeniu. A o tom, aby sme milovali ľudí naozaj dobre.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.인생은 압도되는 무언가에도 불구하고 행동하는 겁니다. 그리고 인생은 사람을 정말로 잘 사랑하는 것입니다.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.là đối đầu với sức áp đảo. và yêu thương nhau chân thành.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.O działanie wbrew przytłaczającym chwilom. I kochanie ludzi naprawdę dobrze.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Riguarda l'agire in faccia all'imbarazzo. E riguarda l'amare davvero bene le persone.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Trata-se agir face à dominação completa. E trata-se de amar as pessoas a sério.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Έχει να κάνει με την δράση όταν συγκλονίζεσαι. Και έχει να κάνει με τη βαθιά αγάπη για τον άνθρωπο.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Про те, щоб діяти навіть зазнаючи пригнічення. І ще - про справді сильну любов до людей.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.Той е за действие в лицето на претоварване. И той е за обичане на хората много добре.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.נקיטת פעולה אל מול הלם. אהבה טובה של אנשים.
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.انها عن مجابهة الثقل الكبير الذي يعتري الفرد في حياته دون تململ انها عن حب الاشخاص من حولنا بشدة
Hayat şaşkınlık karşısında hareket edebilmektir, ve hayat, insanları gerçekten sevmektir.人生とは人々を本当に愛することであると。 そしてこれこそが
Herkesi sevmek için, bazen çok yakınlarını görmedi, ve bu onun kişiliğindeki erkekler için kaçınılmazdır.Al amar a todo el mundo, a veces no veía los más cercanos a él, y eso es inevitable en hombres de su talla.
Herkesi sevmek için, bazen çok yakınlarını görmedi, ve bu onun kişiliğindeki erkekler için kaçınılmazdır.모두를 사랑하기 위해, 그는 때론 가장 가까운 것을 돌보지 못했어요. 높은 위상을 가진 사람들에겐 피할 수 없는 거에요.
Herkesi sevmek için, bazen çok yakınlarını görmedi, ve bu onun kişiliğindeki erkekler için kaçınılmazdır.Pretože miloval každého, niekedy nevidel tých najbližších, a to je nevyhnutné u mužov jeho veľkosti.
Herkesi sevmek için, bazen çok yakınlarını görmedi, ve bu onun kişiliğindeki erkekler için kaçınılmazdır.За да обича всички, понякога не виждаше най-близките си, а това е неизбежно за мъже с неговия бой.
Herkesi sevmek için, bazen çok yakınlarını görmedi, ve bu onun kişiliğindeki erkekler için kaçınılmazdır.לאהוב את כולם, הוא לפעמים לא ראה את הקרובים ביותר, וזה בלתי נמנע לאנשים בשיעור הקומה שלו.
Herkesi sevmek için, bazen çok yakınlarını görmedi, ve bu onun kişiliğindeki erkekler için kaçınılmazdır.و ليفعل ذلك، كان في بعض الأحيان لا يرى أقرب الناس إليه و هذا شيء حتمي لرجال من نوعه
Herkesi sevmek için, bazen çok yakınlarını görmedi, ve bu onun kişiliğindeki erkekler için kaçınılmazdır.本当に愛する人と過ごせなかった 彼のような才覚ある男性には仕方のない事です (拍手)
Hidrojen sevmekle sevmemek arasındadır.Brint er en smule her eller der.
Hidrojen sevmekle sevmemek arasındadır.El hidrógeno es un poco aquí o allá.
Hidrojen sevmekle sevmemek arasındadır.수소는 약간 여기 있습니다.
Hidrojen sevmekle sevmemek arasındadır.O hidrogênio é um pouco aqui ou ali.
Hidrojen sevmekle sevmemek arasındadır.Vodík je tak trochu tady i tam.
Hidrojen sevmekle sevmemek arasındadır.Wasserstoff ist ein wenig hier und dort.
Hidrojen sevmekle sevmemek arasındadır.Wodór jest tutaj.
Hidrojen sevmekle sevmemek arasındadır.Щодо водню, то з ним буває по-різному.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.17世紀に 意味が狭くなりました
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı."Creer" originalmente solía significar amar, valorar, tener en gran estima.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.Cuvântul "credință" original a însemnat a iubi, a prețui, a fi drag.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.Das Wort "Glaube" (engl. 'belief') selbst bedeutete ursprünglich zu lieben, wertzuschätzen, zu ehren.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.Het woord "geloven" zelf betekende oorspronkelijk loven, prijzen, koesteren.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.Kata "yakin" atau "percaya" itu sendiri memiliki arti dasar mencintai, memuja, menyayangi.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı."믿음"이라는 단어 자체의 원래 의미는 사랑하고 존중하고 소중히 여긴다는 뜻입니다.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.La parola "fede" in origine significava amare, stimare, avere cura.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.Le mot "foi" voulait dire, à l'origine, "aimer", "chérir", "tenir à".
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.Maga a "hit" szó eredetileg azt jelentette, hogy szeretni, értékelni, becsben tartani.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.O termo "crença" originalmente significava amar, dar valor, apreciar.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.Slovo "viera" ako také pôvodne znamenalo ľúbiť, vážiť si, ctiť si.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.Słowo "wiara" pierwotnie znaczyło kochać, cenić, szanować.
İnanç (belief) kelimesinin kendisi orijinal olarak sevmek, ödüllendirmek, üzerine titremek anlamındaydı.Η ίδια η λέξη "πίστη" αρχικά σήμαινε αγαπώ, εκτιμώ, έχω κάτι "στην καρδιά μου".