Konuşması Filistin davasına uluslararası alanda sempati kazandırdı.Entregaron sus discursos epidícticos en el Senado.
Faşizmle açıkça sempati duyması yüzünden sağa döndü.A causa de sus actividades fue injustamente acusado de simpatizar con el comunismo.
Tom sempatik bir adam.Tom è un uomo simpatico.
Sadece Almanya'da küçük birçoğunluğun sempatisini kazanmıştı.In Germania ha vinto diversi titoli nazionali giovanili.
Tom ona büyük bir sempati duyar.Prova una forte simpatia per Kim.
Kulüp bünyesinde her iki tarafın da sempatizanları oluştu ve kulüp ikiye bölündü.In occasione del suo funerale, entrambe le camere del Congresso tennero il lutto per ogni donna.
Oscar ve Nobel ödüllerini reddedenlere büyük sempati duyuyorum.Я испытываю большую симпатию к тем, кто отказался от Оскара и Нобелевской премии.
"Merhamet, sempati, empati, anlayış - bunlar Yahudiliğin temel unsurlarıdır.«Понимание, сочувствие, симпатия, эмпатия, любовь — это ключевые, важнейшие элементы иудаизма.
Tom ona büyük bir sempati duyar.Том гордо идет на свидание.
PKK sempatizanları ile HÜDAPAR üyeleri arasında çatışmalar yaşanmıştır.Боевые действия развернулись между представителями ПНС и сторонниками Каддафи.
Sadece Almanya'da küçük birçoğunluğun sempatisini kazanmıştı.Многократно выигрывал крупные и небольшие турниры в Германии.
Sempatik ve komik bir öğretmendir.Он был невероятно остроумным и увлечённым преподавателем.
Sprickmann, Blücher büyük bir sempati duyuyordu.Оливер был прав, Флэш может вдохновлять людей.
İyi niyetli sempatizanlar ve gazeteciler ile büyük bir kalabalık daire dışında kaldırımda toplandı.Многочисленная толпа доброжелателей, поклонников, туристов и репортеров собралась на улице около её квартиры.
Nazilerin Yahudilere yönelik zulmüne çok fazla sayıda Hristiyan katıldı ya da sempati ile baktı.لقد شارك الكثير من المسيحيين مع النازيين أو كانوا متعاطفين معهم.
Hemen akabinde Mısır'daki Alman elçiliğine giderek Nazi Almanyası'na olan sempatisini dile getirdi.وأعرب على الفور عن تعاطفه مع ألمانيا النازية للسفير الألماني في مصر.
Bu kişinin ünlü Köroğluna sempatisi varmış.الفهري لديه التعاطف العميق لتلك الفتاة.
Türkiye'deki Nazi sempatizanlarının en önemlilerinden biriydi.وكان واحداً من المتعاطفين مع النازية وهم الأكثر أهمية في تركية.
Tom, Mary'nin sempatik olmadığını söyledi.قال توم أن ماري ليست ودودةً.
1993 - Gerçek Kesit 2012 - Çay ve Sempati 2013 - Sağlıcakla 2015- Perihan'la Sağlıklı Ramazanlar1993 -Gerçek Kesit 2012 - Çay ve Sempati 2013 - Sağlıcakla 2015- Perihan'la Sağlıklı Ramazanlar
Tom ona büyük bir sempati duyar.É evidente que Catherine tinha um grande afecto por ele.
Bu damarlar sempatik fiberleri taşır.Estes ramos vasculares levam fibras simpática.
Bu kişinin ünlü Köroğluna sempatisi varmış.Ele viu a popularidade recente do grupo como vergonhosa.
Anadolu'daki Sünni birlik artan Şii sempatizanlarıyla büyük bir risk altındaydı.O regime doentio em Ava estava vulnerável a todos os rivais em potencial.
Sempatik ve komik bir öğretmendir.Ele é um intelectual acadêmico e sensato.
Faşizmle açıkça sempati duyması yüzünden sağa döndü.Aan deze vriendschap kwam echter een einde door Gentiles sympathie voor het fascisme.
Giderek Valentin'in güvenini ve sempatisini kazanır.Hij wint het vertrouwen en de genegenheid van Marguérite.
Tom ona büyük bir sempati duyar.Hij vat sympathie voor hen op.
Bu örgütlerin yüzlerce destekçisi ve sempatizanı vardı.Posiada kilka tysięcy członków i sympatyków.
Tom ona büyük bir sempati duyar.Lecz i tak żywił do niej ogromną sympatię.
Kulüp bünyesinde her iki tarafın da sempatizanları oluştu ve kulüp ikiye bölündü.Oba incydenty wyszły na jaw podczas wspólnej kolacji i pary wybaczyły sobie.
Bu kişinin ünlü Köroğluna sempatisi varmış.Luna känner en stark sympati för denna roliga man.
Bu örgütlerin yüzlerce destekçisi ve sempatizanı vardı.Till denna organisation har hon lyckats knyta mer än 2 miljoner medlemmar och supportrar.
Tom ona büyük bir sempati duyar.До мене він ставився з великою симпатією.
Kendisi adanın sempatik insanlarından biridir.Є одним з автохтонних народів регіону.
Sempatik ve komik bir öğretmendir.Вона була суворим і вимогливим учителем.
Onun sempatiye değil ama desteğe ihtiyacı var.Їй потрібне не співчуття, а підтримка.
Anne Kraliçe'nin içinde bulunduğu zor durumda ona sempati duyduğunu bildirir.Královna ve jménu vzájemné důvěry souhlasila.
İngilizceyi akıcı bir biçimde konuşmaya başladı ve İngiltere'ye karşı sempati kazandı.Ten uměl plynně anglicky a rychle se s Brity domluvil.
Cüce toplantısında çok sempati kazanarak, Orik, yeni kral seçilir.Câștigând simpatia piticilor, Orik este ales rege de către aceștia.
Bu örgütlerin yüzlerce destekçisi ve sempatizanı vardı.A primit sute de scrisori de simpatie din partea prietenilor și susținătorilor.
Aynı zamanda, sosyalist fikirler için artan bir sempati ifade etti.De asemenea, acesta avea o înclinație spre ideile fasciste.
Adam sempati gibi insani değerleden yoksundu.Omul era lipsit de sentimente umane precum simpatia.
Ve elbette büyük sempatileri.Jelentősek szimfonikus művei is.
Giderek Valentin'in güvenini ve sempatisini kazanır.Így szépen lassan elnyeri Toranaga bizalmát és szolgálatába lép.
Leon Czolgosz isimli münzevi bir anarşizm sempatizanı McKinley'i birkaç gün önce vurmuştu.Goldmanin seuraaja Leon Czolgosz oli ampunut McKinleytä muutamia päiviä aiemmin.
Ama Bart'ın prodüksiyonunda, kendisi de bir yahudiydi, bu konuya daha sempatik yaklaşıldı.Pahasta juutalaisesta Fagin-hahmosta Bart, itsekin juutalainen, teki romaania sympaattisemman ja koomisemman.
Fanatiklik, yüksek sempatinin bir konuda yoğunlaşması, fanatik olma durumu.Fanaattisuus (lat. fanaticus) on kiihkomielistä käyttäytymistä, jonkin asian kiihkomielistä puolustamista.
Her ne kadar ölümden sorumlu olsa da oldukça cana yakın ve sempatiktir.Ankarasta olemuksestaan huolimatta, hän on todella kiltti ja välittävä.
Bu örgütlerin yüzlerce destekçisi ve sempatizanı vardı.Näyttelijöitä ja avustajia oli sadoittain.
Leon Czolgosz isimli münzevi bir anarşizm sempatizanı McKinley'i birkaç gün önce vurmuştu.Ο Leon Czolgosz, ένας μοναχικός οπαδός του αναρχισμού, είχε πυροβολήσει τον πρόεδρο μερικές μέρες πρωτύτερα.
Ve elbette büyük sempatileri.Ιδίως οι συμβολιστές.
Kız ve ailesi çok sempatik.Το κορίτσι κι η οικογένεια της είναι πολύ συμπαθητικοί.
Biz sempatiğiz.Είμαστε συμπονετικοί.
Biz sempatiğiz.Είμαστε συμπονετικές.
Hatta eniştesinin sempatisini kazanmak için kendini bile zehirledi.Hun forgiftede sig selv for at fremkalde hans sympati.
Hurkanus, annesinin dini görüşlerini benimseyip Farisilere sempati duyuyordu.Hyrkanos delte sin mors religiøse syn, og sympatiserte med fariseere.
Konuşması Filistin davasına uluslararası alanda sempati kazandırdı.Talen skaffet ham internasjonal sympati for sin palestinske kampsak.
Komünistler ve sempatizanlar öldürüldü ya da hapse atıldı.Prosovjetiske kommunister og medlemmer av sikkerhetspolitiet ble satt i fengsel eller henrettet.
Aksine kişilere ve topluma yönelttiği eleştiriler sempatik ve komiktir.Tekstene er i hovedsak samfunnskritiske og humoristiske.