sara ile cümle
sara kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
O beyaz ya da kırmızı şarap içmek istiyordu.He would drink a white or red wine.
Git ve bana biraz şarap getir.Go and get me some wine.
Onlar şarap sever mi?Do they like wine?
Kırmızı şarabı beğeniyor musun?Do you like red wine?
Tom'un bodrumunda bir şarap mahzeni var.Tom has a wine cellar in his basement.
Biz bir şarap listesi görmek istiyoruz.We'd like to see a wine list.
Tom bardağını aldı ve büyük bir yudum şarap aldı.Tom picked up his glass and took a big sip of wine.
Tom kendini kazara şarap mahzenine kilitledi.Tom accidentally locked himself in the wine cellar.
Bir bardak daha şarap alabilir miyim?Can I get you another glass of wine?
Senin en sevdiğin Fransız şaraplarından bazıları nedir?What are some of your favorite French wines?
Bu resimdeki kırmızı şaraptan iki şişe var.There are two bottles of red wine on this picture.
Zaman tüm yaraları sarar.Time cures all things.
Bir şişe şarap açalım.Let's open a bottle of wine.
Bana şarabı uzat.Pass me the wine.
Bana biraz şarap getir.Get me some wine.
Tom çok fazla şarap içti.Tom drank too much wine.
Bana bir bardak şarap doldur.Pour me a glass of wine.
Tom Mary'ye bir bardak şarap uzattı.Tom handed Mary a glass of wine.
Dün gördüğümüz ne inanılmaz bir saray!What an amazing palace we saw yesterday!
Tom bir şaraphanede çalışıyor.Tom works at a winery.
Saray farelerle dolu olduğunda topal bir kedi, hızlı bir attan daha değerlidir.A lame cat is more valued than a fast horse when the palace is full of mice.
Bardağıma biraz şarap dök.Pour a little wine in my glass.
Tom, Mary'ye bir bardak şarap verdi.Tom handed a glass of wine to Mary.
Tom bir şişe şarap tutuyordu.Tom was holding a bottle of wine.
Akşam yemeği için birkaç şişe şarap alacağım.I'm going to buy a few bottles of wine for dinner.
Masada üç boş şarap şişesi vardı.There were three empty wine bottles on the table.
Buzdolabında yarım şişe şarap var.There is a half empty bottle of wine in the fridge.
Sanssouci Sarayı, rococo mimarisinin bir örneğidir.The Sanssouci Palace is an example of rococo architecture.
Sanssouci Sarayı, rokoko tarzındadır.The Sanssouci Palace is in the rococo style.
Tom bir yudum şarap daha aldı.Tom took another gulp of wine.
Tom ve Mary şarap kadehlerini tokuşturdular.Tom and Mary clinked their wine glasses.
Tom kendine bir bardak şarap doldurdu.Tom poured himself a glass of wine.
O bölgede, çok iyi tanınmış bir şarap üretilir.A very well known wine is produced in that region.
Tom bir şarap eleştirmeni.Tom is a wine critic.
O şarabın içinde küçük bir mantar olduğuna inanıyorum.I believe there's a little cork in that wine.
Kasadaki Tom'un aldığı şarap şişelerinin yarısı tıpalandı.Half of the bottles of wine in the case that Tom bought were corked.
Bir şarap daha açacağım.I'll open some more wine.
Tom'un babası onun şarap içmesine izin vermiyor.Tom's father doesn't allow him to drink wine.
Menüyü ve şarap listesini alabilir miyim?May I have the menu and the wine list?
Tom buzdolabında dört litrelik ucuz şarap variline sahiptir.Tom has a four-liter box of cheap wine in his fridge.
Tom bir şarap üreticisidir.Tom is a winemaker.
Onlar sek beyaz şarap içiyorlardı.They were drinking dry white wine.
Beyaz şarap daha soğuk olmalı.The white wine should be colder.
Tom şarabı tattı.Tom tasted the wine.
Tom şarabın tadına baktı.Tom tasted the wine.
Tom kırmızı şarabı, beyaz şaraba tercih eder.Tom prefers red wine to white wine.
Tom şarap şişesinden bir yudum aldı.Tom took a drink from a bottle of wine.
Tom bir yudum daha şarap aldı.Tom took another swig of wine.
Tom bir kadeh şarap içerken rahatlıyordu.Tom was relaxing, drinking a glass of wine.
Tom şarap içerken masada oturuyor.Tom is sitting at the table, drinking wine.
Ben her zaman şarap ve peynirden hoşlanırım.I always like wine and cheese.
Bir kadeh şarabın sinirlerimi sakinleştirmeme yardımcı olacağını düşünüyorum.I think a glass of wine would help me calm my nerves.
Tom şarabını yavaşça yudumladı.Tom sipped his wine slowly.
Tom kırmızı şarap içmez.Tom doesn't drink red wine.
Tom şarap seçti.Tom chose the wine.
Gerçekten aşıksanız, su pahalı şarap gibi tad verir.If you're really in love, water tastes like expensive wine.
Şarap sürahisinin hâlâ yarısı dolu.The decanter is still half full.
Bana bir bardak daha şarap getirir misiniz?How about getting me another glass of wine?
Şarap satıyor musun?Do you sell wine?
Hayat kötü şarap içemeyecek kadar çok kısa.Life's too short to drink bad wine.