saldırma ile cümle
saldırma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Ancak bunlar daha insaflı olup Rumca konuşan ahaliye saldırmadılar.Elas, então, se irritam e se afastam do que o trapaceiro disse.
Rousey maçı domine etti ve Bliss ona saldırmaktan çekindi.Rousey dominou a luta inteira, enquanto Bliss quase não a atacou.
Alman birlikleri Fransa'ya saldırmak için Belçika'ya girdi.Tropas alemãs invadem a Bélgica.
Beyazın amacı d2-d4 oynayarak merkezi denetlemek ve siyah şaha saldırmaktır.As brancas planejam dominar o centro com d2-d4 para atacar o rei preto.
Payback'te Braun Strowman, Roman Reigns'i yendi ve maçtan sonra ona saldırmaya devam etti.No Payback, Braun Strowman derrotou Roman Reigns, atacando-o após o combate e novamente no Raw Talk.
3 gün boyunca rejim şehre saldırmaya devam etmiştir.Por três dias, as forças americanas assaltaram a cidade.
Hepsi birlikte saldırmaya giderler ve dizi biter.As duas fogem de lá e o clipe acaba.
Sovyetler Birliği ise Finlandiya’ya saldırması yüzünden Milletler Cemiyeti’nden atılmıştı.14: A União Soviética é expulsa da Liga das Nações após ter atacado a Finlândia.
İki amacı vardır, saldırma ve savunma.Possui dois modos de luta: Ataque e Defesa.
Bu muharebelerdekine benzer bir şekilde saldırmaya karar vermişti.Ele tentou estabelecer sua autoridade em Doara de maneira similar.
Daha sonra Mahal, Styles'a saldırmaya çalıştı ancak Styles ondan kurtuldu.Depois da vitória, Owens tentou atacá-lo, mas Styles conseguiu escapar.
Ayrıca antlaşma süresince her iki taraf da birbirine saldırmamayı kabul etti.Como parte do acordo, ambos os lados foram proibidos de atacar uns aos outros publicamente.
1932 - Sovyetler Birliği ve Polonya saldırmazlık paktı imzaladı.Em 1932, a União Soviética assinou um pacto de não-agressão com a Finlândia.
Siz onlara saldırmadığınız sürece size saldırmazlar.Deze zullen niet aanvallen, tenzij deze worden aangevallen.
Ardından Jericho, Michaesl'a saldırmaya çalıştı ancak Michaels eğilince yanlışlıkla Rebecca'ya yumruk attı.Vervolgens liep Jericho naar Michaels om hem aan te vallen, maar sloeg per ongeluk Michaels' vrouw Rebecca.
Show, Cena'ya saldırmaya devam etti ve The Rock ringe kadar gelip Cena'yı, Show'dan kurtardı.Big Show bleef Cena aanvallen totdat The Rock in de ring verscheen om Cena te redden.
Kartaca, Sirakuza'ya ve onun müttefiklerine saldırmamayı taahhüt edecektir.Carthago mocht geen oorlog voeren met Syracuse of zijn bondgenoten.
Alman birlikleri Fransa'ya saldırmak için Belçika'ya girdi.Duitse troepen rukken door België Frankrijk binnen.
Onlar saldırmak için ip atlarlar.Ze proberen aanvallen voor te blijven.
1934 - Almanya ile Polonya arasında saldırmazlık antlaşması imzalandı.24: Het niet-aanvalsverdrag tussen Duitsland en Polen wordt geratificeerd.
3 gün boyunca rejim şehre saldırmaya devam etmiştir.Gedurende drie dagen plunderden ze de stad.
Birbirlerine saldırmaktan çekinmezler.Het is niet de bedoeling dat deze elkaar tegenwerken.
O da hayalete dönüşür ve kalan mürettebat üyelerine saldırmaya çalışır.Dan verandert ze in een menselijke gedaante en wordt ze belaagd door de bemanning.
Gayet öfkeli olarak ona saldırmaya hazırlanır.Hij is dan zo woedend dat hij dingen stuk wil maken.
Uçak gemileri=uçak gemileri ile savaş gemileri çok iyi bir savunma-saldırma puanına sahiptirler.Vuurschepen - Goede aanvalsschepen, slecht in de verdediging.
Her defasında yeni planlarla Dünya'ya saldırmaya çalışır.Desondanks blijven ze regelmatig de Aarde aanvallen.
Bunun sebebi Mehmed’in Konstantinopolis’e saldırma planları yapıyor olmasıydı.Daarop besloot Mehmet Constantinopel aan te vallen.
Batı Cephesi savaşları 4 Ağustos 1914 tarihinde Alman ordularının Belçika’ya saldırmasıyla başlamıştır.De Slag om Leuven begon op 4 augustus 1914, toen de Duitsers België binnenvielen.
Yaşlı Herakleios, Yeğeni Nicetas'ı Mısır'a saldırmaya gönderdi.Herakliusz Starszy polecił swojemu bratankowi Niketasowi zaatakowanie Egiptu.
Siz onlara saldırmadığınız sürece size saldırmazlar.Nie atakowały jednak ludzi, dopóki ci nie stanęli im na drodze.
Her şey yolunda giderse saldırmayın.Cokolwiek robisz, po prostu nie pal.
1910 yılında SDAP yeni kurulan SDP’ye sürekli saldırmaya başlayacaktır.Do 1910 SDAP skupiało się na atakowaniu nowej formacji.
Leylek yavruları birbirine saldırmaz.Młode bociany czarne nie atakują się wzajemnie.
1933 - İtalya ile Sovyetler Birliği saldırmazlık antlaşması imzaladı.1933 – Podpisano pakt o nieagresji między ZSRR a Włochami.
1980 yazında Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak İrana saldırmaya başladı.W 1980 roku iracki przywódca Saddam Husajn przypuścił atak zbrojny na Iran.
Böylece, Strategikon, Pers oklarını kullanmaktan kaçınmak için düz arazide hızlı harçlarla saldırmayı önerir.Strategikon radził zatem walkę na równinnym terenie i szybką szarżę, aby uniknąć strzał Persów.
Roman, Harry Potter ve onun kuzeni Dudley'ye ruh emicilerin saldırmasıyla başlar.Podczas wakacji Harry Potter i jego kuzyn Dudley Dursley zostają napadnięci przez dementorów.
1807'de Cezayir'de üslenen Türk korsanları ABD ticaret gemilerine tekrar saldırmaya başlamışlardır.W roku 1807 piraci z Algieru ponownie zaczęli zagarniać amerykańskie statki i ich załogi.
İsrail nükleer silahlanmış İran'a saldırmaya hazırdı ve 2010 yılı bunun için önemli bir noktaydı.Izrael w 2010 był gotowy na nuklearny atak ze strony Iranu.
Ondan kurtulsalar da gemide diğer cesetler de daha önce dönüştürüldüğü için uyanıp saldırmaya çalışırlar.Zobaczywszy jego śmierć, ranni wycofaliśmy się jak najszybciej do łodzi, które już odbijały”.
Gayet öfkeli olarak ona saldırmaya hazırlanır.Przygotowuje się do zamachu na niego.
Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler.Brytyjczycy nie zdołali już przegrupować sił do ponownego ataku.
Ve saldırmazlarsa ne olur?Co by było, gdyby Amerykanie nie uderzyli.
Vampir yarasalar insanlara saldırmazlar.Ataki na ludzi Nie atakuje.
1931 - Fransa ve SSCB saldırmazlık antlaşması imzaladı.1931: Parafowano układ o nieagresji między Francją a ZSRR.
Birbirlerine saldırmaktan çekinmezler.Starają unikać się nawzajem.
Saldırmazlık ilkesi mülkiyet haklarıyla yakından bağlantılıdır.Zasada kontynuacji działalności jest ściśle związana z wyceną składników majątkowych.
1934 - Almanya ile Polonya arasında saldırmazlık antlaşması imzalandı.1934 – W Berlinie podpisano niemiecko-polską deklarację o nieagresji.
İngilizce mob fiili ise saldırmak veya rahatsız etmek anlamlarına gelmektedir.Pierwotne niemieckojęzyczne znaczenie to pchnięcie, uderzenie.
462 - Morgoth tekrar Hithlum'a saldırmayı dener ama Fingon ve Círdan tarafından durdurulur.462: Morgoth försöker anfalla Hithlum men hindras av Fingon och Círdan.
Yabancı insanlara saldırmazlar.Invasiva främmande arter.
Beyazın amacı d2-d4 oynayarak merkezi denetlemek ve siyah şaha saldırmaktır.Vit planerar att ta kontroll över centrum med d2-d4 och sätta igång ett angrepp mot den svarta kungen.
Onlar saldırmak için ip atlarlar.Och beslutade sig för att gå till anfall.
Chiro'ya saldırmak isteyince Chiro karşılık verir.Som tack för hjälpen får Chiaki en önskan.
1932 - Sovyetler Birliği ve Polonya saldırmazlık paktı imzaladı.1932: Icke-angreppspakt med Sovjetunionen.
Bu karakterin ana amacı düşmanın kendisine saldırmasını sağlamaktır.Nackdelarna är att det egna landet troligen kommer att härjas hårt av fienden.
Her defasında yeni planlarla Dünya'ya saldırmaya çalışır.Kommer ständigt upp med nya planer för att ta makten över kungariket.
Bu yüzden lütfen AnonNews’e saldırmaktan vazgeçin.Ej att förväxla med Anton Anjou.
MÖ 671 ile 667 yılları arasında Asur orduları Mısır topraklarına saldırmaya başladılar.Mellan 671 och 667 f. Kr. invaderade assyrierna Egypten under kung Esarhaddon.
"Kimse bize saldırmayı planlamaz" diye ısrar ettim.Jag borde ha förklarat att jag inte misstänkte att de ville attackera oss.