sahte ile cümle

sahte kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Orayı "sahte" ve "plastikten yapılsa bile yeterince sert" olarak tanımlar.Ela descreve-o como "falso" e "nem mesmo consistente o suficiente para ser feita de plástico.".
Önce vadedilen yardımları almak şartı ile Tancred'e saldıracağına dair sahte bir isteklilik gösterdi.Ele fingiu a vontade de atacar Tancredo desde que recebesse os subsídios prometidos anteriormente.
Çoğu da sahtedir zaten sattıkları mücevherlerin.Numerosas foram as mercadorias que os fenícios comercializavam.
Tommy, Sonny'ye sahte para vererek onu kandırmak ister.Tommy tenta lhe enganar, entregando dinheiro falsificado.
Akademik sahtekarlık, akademi dünyasındaki herhangi bir aldatma türü için kullanılan terimdir.Fraude acadêmica é todo tipo de prática antiética relativa a trabalho acadêmico.
Bu sahte arkadaşlar yanlış anlaşılmaya neden olabilir.Falsos amigos podem causar interpretações incorretas de um texto.
Sonra dayısının zihnine sahte anılar koymuştur.Além disso, bota juízo na cabeça do pai.
Çoğu sahnede sahte kar kullanıldı.A Maior parte da matriz óssea torna-se calcificada.
Pek çok sahte fotoğraf ve videoları vardır.Dispõe de vasto acervo de filmes, vídeos e fotografias.
Sahtekar: Öldüreceğiniz kişinin kılığına bürünün.É uma travesti: põe qualquer roupa que lhe atráia.
Sahte belgesel tarzında bir aile komedisi için çalışmalara başladılar.Eles começaram a trabalhar na ideia de uma família num estilo de Pseudodocumentário.
Mayınlar sahte çıkar.Minorias são respeitadas.
Çünkü bu evrakların incelenmesi sonucu sahte oldukları anlaşılmıştı.A conclusão do procurador foi que tais documentos eram falsos.
Ödüllerinin hepsi sahtedir.Todas as cartas são falsas.
Falstaff yaşlı, şişman, sahtekar ve devamlı sarhoştu.Viv é mal-humorada, deprimida e está constantemente bêbada.
Savaştan sonra sahte bir isim altında yaşamış ve daha sonra da kendisine suç duyurusunda bulunulmuştu.Na de oorlog leefde hij onder een valse naam, en later werd hij aangeklaagd.
Cenevre'de sahtekarlık suçlamasıyla kırbaçlanan iki keşiş.In Genève worden twee monniken gegeseld omdat ze vals gespeeld hebben.
Sahte bir soruşturma başlatıldı.Een onderzoek werd gestart.
Ancak yine de gerçeğin karşıtı da; yani sahte ya da yanlış da değildir.Niet noodzakelijk is datgene dat ofwel vals is ofwel vals zal zijn.
Taşların içinde iki adet sahte okey taşı da vardır.In de molen bevinden zich twee koppels stenen.
Yani değersiz bir put sahtesiyle değiştirilmiştir.Dit werd gewijzigd in “onaards gekrijs”.
Bu sahte arkadaşlar yanlış anlaşılmaya neden olabilir.Hierom kan dit leiden tot verkeerde interpretaties.
Gizli operasyonlar için hafızasına sahte anılar yerleştirildi.Hij werd vanwege zijn ondergrondse imago ook geassocieerd met geheime bijeenkomsten.
Çoğu sahnede sahte kar kullanıldı.De meeste beelden werden wel gebruikt in andere scènes.
Ana silahının yerine sahte bir top takılıydı.De neprevolver is dus vervangen door een echte revolver.
Makinisti sahte bir telefon görüşmesi yapmaya zorlar.Hij maakte een simulatie van een telefoonkaart.
Sahtecilikler kalitelerine göre sınıflara ayrılmaktadır.In de brugklas worden leerlingen ingedeeld op niveau.
Holden`a göre aşağılık bir sahtekar.Volgens Bender is hij een loser.
Sahte Markı iş bütün bu olanları çok sessiz bir hiddetle seyretmektedir.De ontstaansgeschiedenis van dit werk is in nevelen gehuld.
Ve Jake 1958'e Al'ın ona bıraktığı sahte kimlik ile George Amberson olarak JFK suikastini durdurmaya gider.Hij reist terug naar 1958 onder de naam 'George Amberson' om de moord op John F. Kennedy te voorkomen.
Sahte pasaportla Almanya’dan kaçacaklardır.Hij ontsnapte ternauwernood aan deportatie naar Duitsland.
Şili'de persona non grata olduğu için, sahte bir pasaport ile seyahet etmek zorunda kaldı.Ze względu na to, że stanowił persona non grata w Chile, przybył tam z fałszywym paszportem.
Seçilen öğrenciler Stanford psikoloji binasının bodrum katındaki sahte hapishaneye yerleştirildiler.Eksperymentalne więzienie skonstruowano w piwnicy wydziału psychologii w Stanford.
Martyrologium Hieronymianum adlı eser sahtedir.Tak zwane Martyrologium Hieronymianum.
Ödüllerinin hepsi sahtedir.Wszystkie przysadki są pierzastowrębne.
Griswold'un kanıt olarak sunduğu mektupların sonradan sahte olduğu ortaya çıkarılmıştır.Listy, które Griswold przedłożył jako dowód opisu cech Poego, okazały się potem fałszerstwem.
Ayrıca kraliyet mührünün sahteciliğine ilişkin başka komployu açığa çıkarmaya başlar.Odkrywa także kolejny spisek dotyczący królewskiej pieczęci.
Eğer bomba sahte değilse, foton yutulur ve bomba patlar.Jeśli bomba nie posiada czujnika, wtedy foton przeleci, a niewybuch zostanie nienaruszony.
Şeytandan aldığı paralar sahte çıkmıştır.Wytworzone przez niego fałszywe pieniądze stały się cenionymi numizmatami.
Korku yoluyla işkence yapma yöntemlerinden biri sahte idamdır.Jednym z przejawów okrucieństwa są tortury.
Sahte yanılsamalar bayağı yanılsamalardan çok daha karmaşıktır.Braki jest z reguły wykazać znacznie trudniej niż błędy.
Yani değersiz bir put sahtesiyle değiştirilmiştir.Zdyskwalifikowany za zmianę samochodu w niedozwolony sposób.
Bunun için bir kadınla buluşması gerektiğini ve o kadının sahte pasaport vereceğini söyler.Po chwili wyznaje kobiecie, że chce z nią być, a ta wręcza mu list.
Fakat hangisinin gerçek, hangisinin sahte gözü olduğu bilinmemektedir.Nie wiadomo jednak, która wersja jest prawdziwa.
Makinisti sahte bir telefon görüşmesi yapmaya zorlar.Telefon charakteryzuje wygięty ekran telefonu.
Parolles sahte düşman tarafından sorguya çekilir.Wymiata paraliżujące wroga pnącza.
MySpace'de sahte profillerinin yayınlanması üzerine, kendi gerçek profilini yayınladı.Zyskał rozgłos dzięki swojemu profilowi na Myspace.
İntihal bir tür sahtekârlık ve hırsızlıktır.Proporce są celem podchodów i kradzieży.
Savaştan sonra sahte bir isim altında yaşamış ve daha sonra da kendisine suç duyurusunda bulunulmuştu.W końcowej fazie wojny został aresztowany pod fałszywym nazwiskiem, nie został zidentyfikowany.
Jasper: Casper'ın sahtesidir.Podopieczny Cassidy'ego.
Taşların içinde iki adet sahte okey taşı da vardır.Po obu jego bokach znajdują się dwie kamienne ławy.
Böylece sahte peygamberleri meyvelerinden tanıyacaksınız."Och åtskilliga av de utsändes historia har ju kommit till din kunskap."
En az üç "sahte" Nero'nun liderliğinde isyanlar çıktı.Åtminstone tre ”falska Nero” framträdde i samband med var sitt uppror.
Ödüllerinin hepsi sahtedir.Allt har sitt pris feat.
Sahte bir soruşturma başlatıldı.Man gjorde en ordentlig utredning.
Sol alttaki imza sahtedir.Terrängen runt Dešná är platt.
Cenevre'de sahtekarlık suçlamasıyla kırbaçlanan iki keşiş.I Genève piskas två munkar för fusk.
Bu önlem sahte oy pusulalarının belirlenebilmesi amacıyla uygulamaya konulmuştur.Först kontrolleras om reglerna om personröstning kan tillämpas.
Bu geri alma süreci ya doğru bir anıyla ya da sahte bir anıyla sonuçlanır.Någon visar sig i efterhand ha rätt i en diskussion eller liknande.
2009 yılında Amerika Birleşik Devletleri gümrük memurları 60.000 çift sahte UGG tespit etmiştir.У 2009 році співробітники митниці США конфіскували 60000 пар фальшивих чобіт UGG.

İlgili Sayfalar