İşgalin daha sahildeyken durdurulması gerektiğini savunuyordu.Opinaba que la invasión debía ser detenida en las playas.
Kuzey İrlanda'nın en büyük adası Antrim sahilindeki Rathlin adasıdır.La isla más grande de Irlanda del Norte es la isla Rathlin, frente a la costa del Condado de Antrim.
Vlorë Arnavutluk sahil şeridinin, İtalya Yarımadası'na en yakınlaştığı noktadır.Vlorë es el punto más cercano de la costa albanesa a la península italiana.
İngiliz 29. Tümeni, sahilde yerleşmiştir, çıkarma harekatı başarılıdır.La 328 está en la playa de maniobras de Retiro, aparentemente en situación de abandono.
Kartaca Filosu, Sicilya'nın güney sahillerinde, Ecnomus açıklarında bulunuyordu.Ambas flotas se encontraron en la costa sur de Sicilia, a la altura del cabo Ecnomo.
Grand-Bassam, Fildişi Sahili'nin güney doğusundaki Abidjan'ın doğusunda yer alan bir kasabadır.Grand-Bassam es una ciudad de Costa de Marfil, situada al este de Abiyán.
Büyük günden 2 gece önce sahilde bir bira içmeye karar verirler.Ambos había estado bebiendo cerveza durante el día.
Buranın sahilinde batık bir gemi de yer almaktadır.En efecto, desde esa altura se divisa un buque en la bahía.
Şili askeri birlikleri 14 Şubat 1879 yılında sahil şehri Antofagasta'yı işgal etti.Con ello la escuadra chilena ocupó militarmente Antofagasta el 14 de febrero de 1879.
Bazen uçurum kenarları ya da erozyon önleyici set gibi sahile doğru açıyla yerleştirilir.A veces hay una planta de transbordo o sky lobby justo debajo de estas plantas.
Sahilde Charlie, Claire ile ilgilenmektedir.En la playa, Charlie ofrece a Claire un poco de agua.
Günümüzde Sahil'in geçerli olan çeşitli tanımları vardır.Actualmente, existe una gran variedad de vacunas sobre la mesa.
Yaralıları taşımak için sahile yaklaşan filikalar da başta yoğun bir ateş altına alındı.Yo, al principio, atendía a los heridos en la misma línea de fuego.
Şehir Akdeniz sahilinde yer alır.La ciudad misma se ubica sobre la costa.
Ramsgate, Doğu Kent, İngiltere'deki Thanet bölgesinde bir sahil kasabasıdır.Ramsgate Ramsgate es una localidad costera inglesa en el distrito de Thanet, al oeste del condado de Kent.
İki haftalık doğu sahili gezisinden sonra 24 Haziran'da Kiel'e döndü.Tras un recorrido por la costa este de dos semanas, retornó a Kiel el 24 de junio.
Japonlar ayrıca sahilin yapısının sağladığı avantajları da kullandılar.Los japoneses también usarían el difícil terreno de las playas en su favor.
Yarı finalde penaltılara giden Fildişi Sahili maçında penaltılarda bir gol kaydetti.Los dos concluyeron su pelea del año-larga en un fósforo de la jaula de acero.
Ayrıca rüzgâr tarlaları denizde, karada, ve sahilde yapılabilir.También es posible hacer cabalgatas por el bosque o a las playas.
Orta Asya ve Himalayalar'ın yüksek platolarının çakıllı sahil kıyılarında yaşar.Vive en las riberas de guijarros de las mesetas altas de Asia Central y el Himalaya.
Hepsinin sahilleri dik kayalıktır ve kumsalları yoktur.Todo es una llanura, ni siquiera hay montañas.
Geceleri gizlice sahilde buluşurlar.Suele acercarse al litoral durante la noche.
Adriyatik Denizi ile Fransa'nın Akdeniz sahillerinde eser.Marismas y estuarios de la costa francesa.
Bunlar temel olarak iki paralel şeride ayrılabilirler: Kıyı yüzeyi ve sahil.Se puede dividir en dos claras zonas: la línea de costa y los valles interiores.
14. yüzyıl başlarında Malabar sahiline birçok cami meydana getirildi.A mediados del siglo XVII se estaban dando en Córdoba una serie de circunstancias que provocaban hambre.
Louisville Üniversitesi 2014 yılından Atlantis Sahil konferansı (Atlantic Coast Conference) üyesidir.La Universidad de Siracusa es miembro de la Conferencia de la Costa Atlántica desde julio de 2013.
Kıyı ve sahiller yaşam alanlarıdır.Las playas y las costas son las principales áreas de forraje.
Bunlar hava kuvvetleri, donanma (sahil güvenlik dâhil) ve kara kuvvetleridir.Porque aquello es maravillloso, el mar, el aire, el cielo limpísimo”.
Ayvalık sahilleri korunaklı koy durumuna gelmektedir.Los polizones se enfrentan a situaciones peligrosas.
Coğrafi konum olarak Bengal Körfezi'nin Coromandel sahilinde ve Hindistan'ın güneydoğusundadır.Su nombre vulgar proviene de la costa sudeste de la India, Coromandel.
Sahilde, Rumelifeneri ile Sarıyer arasında kalır.Está situada entre La Costera y La Calobra.
Sahilde Peru askeri okulu Colegio Militar Leoncio Prado bulunur.Editorial Colegio Militar Leoncio Prado.
Fildişi Sahili Cumhuriyeti 121.República de Costa de Marfil 121.
Bir Türk gemisi sahile gelir ve bir Türk prensi gemiden sahile çıkar.Llega un barco turco y desembarca un príncipe, es Selim.
Yaz tatilimiz için sahile gittik.Per le nostre vacanze estive siamo andati al mare.
Tom ve Mary sahil boyunca yürüyüşe gittiler.Tom e Mary andarono a passeggiare lungo la spiaggia.
Güneş batmadan önce sahilde bir yürüyüş yaptık.Subito prima che calasse il sole abbiamo fatto una passeggiata sulla spiaggia.
Tom bizimle sahile gitmek istedi.Tom voleva andare in spiaggia con noi.
Sahilde Kate, Jack'le mağaralara gelmeyi reddeder.Sulla spiaggia, Kate si rifiuta di andare con Jack alle grotte.
1. Özel Servis Kuvveti sahil başını korumak için iki adayı ele geçirmişti (Sitka Operasyonu).La 1ª forza servizi speciali occupò due isole per proteggere la testa di sbarco (operazione Sitka).
İlk günün sonunda 94.000 asker ve 11.000 araç sahillere çıkabilmişti.Il primo giorno sbarcarono oltre 94 000 uomini e 11 000 veicoli.
Video Yeni Zelanda'da Queenstown dağlarında ve Bethells Sahili'nde film edildi.Il video è stato girato in Nuova Zelanda tra le montagne di Queenstown e su Bethells Beach.
Müslüman topluluklar sahil Karnataka'sındaki kendi topluluklarınca temsil görüyordu.Le comunità musulmane avevano i loro propri rappresentanti nel Karnataka.
O gece mağaralarda, Jack sahildekilerden bir kısmıyla birlikte dönerken Charlie gitarını çalmaktadır.Quella notte, alle grotte, Charlie suona la sua chitarra e Jack ritorna con la gente dalla spiaggia.
Sahilde Jin Sun'a babasının saatinin Michael'da olduğunu, o yüzden ona saldırdığını söyler.Sulla spiaggia, Jin dice a Sun che Michael ha l'orologio del padre di lei.
Sahilde Charlie, Claire ile ilgilenmektedir.Sulla spiaggia, Charlie offre a Claire un po' d'acqua.
Oldukça geniş olan sahil şeridinin yüzde 5'i ekolojik hassasiyeti olan sulak alanlardan oluşur.Quasi il 5% del suo ampio litorale è costituito da ecologicamente sensibili zone umide.
Grönland'a ulaştı, buranın Asya kıtasının doğu sahilleri olduğunu sandıysa da karaya çıkmadı.Raggiunse la Groenlandia, convinto di trovarsi in Asia orientale, ma scelse di non sbarcare.
8 Mart - Çin Tayvan sahili açıklarında karadan karaya füze denemeleri ve askeri tatbikatlara başladı.8 marzo: la Cina inizia dei test con dei missili terra-terra vicino alle coste di Taiwan.
L'Abidjanaise (Türkçe:Abidjan Şarkısı), Afrika ülkesi Fildişi Sahili'nin ulusal marşıdır.L'Abidjanaise (Canzone di Abidjan) è l'inno nazionale della Costa d'Avorio.
Bunlar temel olarak iki paralel şeride ayrılabilirler: Kıyı yüzeyi ve sahil.Il territorio può essere diviso in due zone: l'entroterra e la fascia costiera.
16 ilçesinden 8'i Karadeniz sahilindedir.È salito sulla vetta di otto dei quattordici ottomila.
Bu sırada Kate ve Michael sahile dönerler.Kelly e Mary dovrebbero a quel punto andare a casa.
Videonun tamamı sahilde geçer.Il video è stato girato principalmente in una spiaggia.
Yakınlardaki bir sahilin ismi 1994 yılında yapılan bir oylama sonucu St. Pete Beach olarak değişmiştir.La vicina St. Pete Beach abbreviò formalmente il suo nome nel 1994 dopo un voto dei suoi residenti.
Güzel bir sahil şehridir.Si tratta di un luogo stupendo della Costa Brava.
Muizenberg, Güney Afrika'nın Cape Town şehrinde bir sahil banliyösü.Muizenberg è un sobborgo sulle sponde del mare della Città del Capo in Sudafrica.
1772'de mîr-i mîran olup sahil muhafızı oldu.Nel 1772 divenne Consigliere segreto.
Bas-Sassandra, Fildişi Sahili'ndeki 14 idari bölgeden biridir.Il distretto di Bas-Sassandra è uno dei quattordici distretti della Costa d'Avorio.
Jack ve Kate sahile dönerler ve oradakilere mağaralara taşınma fikrinden bahsederler.Jack e Kate ritornano in spiaggia e Jack inizia ad esortare la gente ad andare alle grotte.