3 yaşında olgunlaşıp sahillerden uzakta üremelerini yapar.Parvenu à maturité à 3 ans, il fraye le long des côtes ou en eaux peu profondes.
Güney Avustralya'da da Kanguru Adası'nın kuzey sahillerinde çok sayıda bulunur.De même en Australie-Méridionale, il n'est abondant que le long de la côte nord de l'île Kangourou.
Köye yayla yolu ve sahil yolundan ulaşılabilmektedir.Il est accessible par la route ou par voie d'eau à partir de la côte.
Zamanında Doğu Çin Denizi sahilleri, sık sık Japon korsanların saldırısına uğruyordu.En effet, la côte du sud était menacée par des pirates japonais.
Bir çocuk boş bir sahilde mahvolur."Une enfant disparaît sur la plage d'un lac.
1490-1493, tahta levha üzerine tempera, 35×23 cm, Venedik, Müze Correr Sahil Gölünde Avcılık, yak.Homme au chapeau rouge, entre 1490-1493, 35 × 23 cm, tempera sur bois, Museo Correr, Venise.
1760'lardan beri popüler bir sahil tatil kasabası olan Yarmouth, Norfolk Broads'ın denize açıldığı kapıdır.C'est un port de plaisance depuis 1760 et un passage entre les voies navigables de Norfolk Broads et la mer.
Cambridge Hattı: Doğu Sahili hattının bir dalıdır.La Vestre linje est une partie de la Ligne d'Østfold.
Özellikle sahil ormanlarının ve kuru sclerophyll ormanları tercih ederler.Il affectionne particulièrement les côtes boisées et les forêts sclérophylles sèches.
Videonun tamamı sahilde geçer.Promenade le long de la plage.
Japonlar ayrıca sahilin yapısının sağladığı avantajları da kullandılar.Sur les plages, les Japonais utilisèrent, là aussi, le terrain à leur avantage.
Sahildekilerin birleşmesi esnasında Charles Widmore'un (Alan Dale) bir denizaltı ile adaya vardığı gösterilir.Quelque temps plus tard, Charles Widmore retourne sur l'île avec une équipe à bord d'un sous-marin.
Kuvvetli bir kuzey rüzgarı Venedik gemilerinin sahil surlarına yakın gelmelerine yardım ediyordu.Un fort vent du nord aide les navires vénitiens à se rapprocher des parois des remparts.
Ayrıca rüzgâr tarlaları denizde, karada, ve sahilde yapılabilir.Ces sports peuvent se pratiquer sur mer, dans le ciel ou sur terre.
Bazen kışlarını geçirmek üzere Amerika ve Kanada'nın sahillerine göçederler.Il peut occasionnellement être trouvé en hiver le long des côtes du Canada et des États-Unis.
Adanın yüzölçümü 0.132 km², sahil şeridi 1.55 km uzunluğundadır.L'île a une superficie de 0,132 km2 et les côtes font 1,55 km de long.
Güneydeki sahiller beyaz, kuzey ve batı kıyıları ise siyah kumlarla çevrilidir.Les plages du sud sont de sable blanc quand celles du nord et de l'est sont de sable noir.
Mahallenin içinden Karadeniz Sahil Yolu (D 010) geçer.À l'est, la route département D 102 arrive de Bousse.
Saat 11:00 dolaylarında Zığındere sahilindeki tüm İngiliz birlikleri tahliye edilmişti.Le 25 au soir, l'ensemble des ateliers présents sur la rive gauche sont arrêtés.
1965 - Vietnam Savaşı: 3500 ABD Deniz Piyade askeri, Güney Vietnam'ın Da Nang sahiline çıkarma yaptı.1965 : trois mille cinq cents Marines américains débarquent au Sud Viêt Nam.
William hemen harekete geçti ve Britanya sahiline çıktı.Un autre groupe est allé en direction de la côte, au-devant des Britanniques.
Seward Yarımadasının güneyinde Norton Sound'un kuzeyinde yer alan sahil kasabasıdır.La ville de Nome se trouve sur le bord nord d'entrée du Norton Sound.
Kalanları sahile geri dönerler.Elle demande aux enfants de revenir sur la rive.
Batı Avustralya'nın güneyinde sahil bölgelerinde bulunur.Il se rencontre aux côtes de l'Australie-Occidentale.
2. Sahne: Sığ ve bataklık bir sahil gölü.Scènes 2 à 10 – Une large plaine près de la mer.
Özellikle sahil şeridindeki balık lokantaları ile bilinir.On la rencontre surtout sur les sables du littoral.
Şehrin yakınında Lake Macquarie City ile Port Stephens arasında uzanan çok güzel sahil plajları bulunmaktadır.La ville possède aussi des plages entre Lac Macquarie et Port Stephens.
Aztek inanışına göre bu tanrıça aynı zamanda sahilin tanrıçasıdır.Certaines prières à Nisaba nous apprennent qu'elle est également la sœur de cette déesse.
1772'de mîr-i mîran olup sahil muhafızı oldu.En 1772 il prête serment de nouveau juré-garde.
Çocuklar sahilde kumdan bir kale inşa ettiler.Los niños construyeron un castillo de arena en la playa.
Şehrim sahile birkaç kilometre uzaklıkta.Mi ciudad está a algunos kilómetros de la costa.
Tom bizimle sahile gitmek istedi.Tom quería ir a la playa con nosotros.
Sahilde Kate, Jack'le mağaralara gelmeyi reddeder.En la playa, Kate rechaza ir con Jack a las cuevas.
(Bu grup daha sonra Bağımsız Sahil Ordusu olmuştur).Idris I al-Muta’ayyad.
Sahile ilk gelen Avrupalılar 1471'de Portekizliler oldu.Los primeros europeos en llegar a la costa fueron los portugueses en 1471.
En uzun süreli tutulma 2 dakika 47 saniye ile Faroe Adaları sahillerinde izlenebildi.La mayor duración de la totalidad ha sido de 2 minutos y 47 segundos frente a la costa de las Islas Feroe.
O gece mağaralarda, Jack sahildekilerden bir kısmıyla birlikte dönerken Charlie gitarını çalmaktadır.Esa noche en las cuevas, Charlie toca su guitarra cuando Jack vuelve con la gente de la playa.
Visayas bölgesindeki birçok sahilsel köyde sekiz veya ondan fazla ev yoktur.Muchos municipios costeros en la región de Bisayas están formadas por no más de ocho o diez casas.
İlk günün sonunda 94.000 asker ve 11.000 araç sahillere çıkabilmişti.Alrededor de 94 000 soldados y 11 000 vehículos fueron desembarcados el primer día.
Oldukça geniş olan sahil şeridinin yüzde 5'i ekolojik hassasiyeti olan sulak alanlardan oluşur.Casi un 5% de su extensa costa consiste de humedales ecológicamente sensibles.
Neum ve Hersek sahilleri.Neum y la costa de Herzegovina.
Sahilde Jin Sun'a babasının saatinin Michael'da olduğunu, o yüzden ona saldırdığını söyler.En la playa, Jin le dice a Sun que Michael tiene el reloj de su padre.
Brezilya sahillerinde ucuz ve popüler bir aparatiftir.Suele considerarse como un aperitivo muy barato y popular en algunas playas de Brasil.
Sovyet 70. Ordu'su, 22 Mart'ta sahile ulaşarak Alman savunmasını böldü.El 22 de marzo, el 70.º Ejército soviético alcanzó el mar, cortando la defensa alemana.
18. yüzyılda Hetmanlık'ın toprakları Sol Sahil Ukrayna ile sınırlanmıştır.En el siglo XVIII el territorio del Hetmanato estaba limitado a Ucrania de la Margen Izquierda.
Organik moleküllerin benzer şekilde sahillerde birikmesi olasıdır.Es posible que las moléculas orgánicas se pudieran concentrar en los bordes costeros de un modo parecido.
Çeşitli sahilleri ve çok sayıda plajları vardır.Posee gran biodiversidad y varias playas.
Ancak 1783 barışının ardından, Britanya sahilin kontrolünden vazgeçmek zorunda kalmıştır.Tras la firma de la paz en 1783 con España, los británicos tuvieron que ceder el control sobre la costa.
Videonun tamamı sahilde geçer.Ambos videos se centran en la playa.
Saat 11:00 dolaylarında Zığındere sahilindeki tüm İngiliz birlikleri tahliye edilmişti.A las 11:00, ordenó que todas las tropas alemanas se rindieran en la zona.
Mekan: Norveç sahillerinde.Llueve sobre la playa de Normandía.
Sonra Ege sahillerine yürüdü.Luego, él nadó hasta la orilla.
İngiltere'nin güney sahilini birleştiren M27 otoyolu kentin kuzeyinden geçer.La autopista M27, que une varios puntos de la costa sur de Inglaterra, pasa al norte de la ciudad.
Jack ve Kate sahile dönerler ve oradakilere mağaralara taşınma fikrinden bahsederler.Jack y Kate vuelven a la playa y Jack comienza a dirigirse a la gente sobre el movimiento a las cuevas.
Sahil güvenlik Gümrük kontrol noktasıTorres de vigilancia costera
Güneydoğu sahilindeki Chitagony şehri, önemli bir limandır.La ciudad de Cotabato, en la costa del este, es otro puerto importante.
Aslında bir sahil kalesi olan yapı, alüvyal çökellerden dolayı artık iç kısımda yer almaktadır.De hecho, el castillo ya está minado desde dentro por la subversión.
İsmi de aynı sahilden gelmektedir.Se sitúa junto a la playa del mismo nombre.
Güneybatı kıyısında bulunan Sommarøy adası, sahil manzarası ile popüler bir rekreasyon merkezidir.Sommarøy, en la costa suroeste, es un área de recreación popular entre los grandes paisajes costeros.
Ertesi sabah iki işçi yazarın cesedini sahile vurmuş halde buldu.A la mañana siguiente encontraron su cadáver con dos tiros en la cabeza.