O, kişileri sadece arkalarından eleştirebilir.He can only criticize people behind their backs.
Onun kitabı sadece İngiltere'de ünlü değil, Japonya'da da ünlü.His book is famous not only in England but also in Japan.
O sadece bir amatör.He is just an amateur.
Sadece o değil fakat aynı zamanda onun kız kardeşleri de sinemaya gitti.Not only he but also his sisters went to the movies.
O, her zaman kahvesini sade içer.He drinks his coffee black every time.
O sadece sıradan bir öğrencidir.He's just an ordinary student.
O prensiplerine sadık kaldı.He remained steadfast to his principles.
O sadece boğulmak için oraya yüzmeye gitti.He went there swimming only to be drowned.
O, dinozorun sadık minyatürüne baktı.He stared at the faithful miniature of the dinosaur.
O sadece maddenin yüzeysel bilgisine sahip.He has only a superficial knowledge of the matter.
O sadece bize yardım ettiği için çok memnundu.He was only too glad to help us.
O sadece numara yapıyor.He's only shamming.
O sadece rol yapıyor.He's only shamming.
Kolları bağlı şekilde sadece izledi.He just looked on with his arms folded.
O, sadece bir öğrenci.He is nothing but a student.
O sadece omuzlarını silkti.He just shrugged his shoulders.
Onun sadece 100 doları vardı.He only had 100 dollars.
O sadece caddeyi geçecekti.He was just going to the walk across the street.
O, sadece geçen ay yurt dışından geri geldi.He came back from abroad only last month.
O sadece çok iyi eğitimli aktörlerin gerçekten başarılı olabileceğini düşünüyor.He thinks that only very well trained actors can be really successful.
O sadece bir motosiklete değil fakat aynı zamanda bir arabaya da sahip.He's got not only a motorbike but also a car.
O, patronuna sadıktır.He is loyal to his boss.
O sadece bir çocuktur.He is a mere child.
O sadece on iki yaşında ama o onların en iyisiyle satranç oynar.He's only twelve, but he plays chess with the best of them.
O sadece bir çocuk.He is just a kid.
Sadece 14 yaşında iken denize gitti.He went to sea when he was only 14.
O sadece iyi bir vuruşçu değil fakat aynı zamanda harika bir savunma.He is not only a good batter but also a wonderful defense.
Sade, basit açıklamalar yapar.He gives plain, simple explanations.
O sadece bir iş adamıdır.He is nothing but a businessman.
O günde sadece iki öğün yemek yeme alışkanlığı içindedir.He is in the habit of eating only two meals a day.
O, sadece İngilizce ve Almanca konuşur, onlardan hiçbirini anlamam.He speaks only English and German, neither of which I understand.
O sadece İngilizce değil aynı zamanda Fransızca da konuşur.He can speak not only English but also French.
O sadece İngilizce değil aynı zamanda Almanca da konuşabilir.He can speak not only English but also German.
O sadece İngilizce değil fakat aynı zamanda Almanca da konuşur.He can speak not only English but also German.
O sadece bir iskelet gibi görünüyor.He looks just like a skeleton.
Sade bir hayat yaşadı.He lived a simple life.
Sadece ,sana yardım etmekten çok hoşnut olacak.He will be only too glad to help you.
Sadece para kazanmayı düşünüyor.He thinks only of making money.
O sadece yakışıklı.He is anything but handsome.
O sadece iyi bir öğrenci.He is anything but a good student.
O her zaman karısına sadık idi.He was always faithful to his wife.
O, şirket için sadece bir köpekle seyahat etti.He traveled with only a dog for company.
O sonuna kadar sadık kaldı.He remained faithful to the last.
O sadece tekrar başarısız olmak için elinden geleni yaptı.He tried his best only to fail again.
O bize sadece kıyafet değil, ancak biraz da para verdi.He gave us not only clothes but some money.
O bana sadece tavsiye değil ama para da verdi.He gave me not just advice, but money as well.
Sadece bana değil aynı zamanda köpeğime de seslendi.He called out not only to me but also to my dog.
O sadece bana baktı.He just glanced at me.
O sadece bana yardım etmeyi reddetmedi fakat aynı zamanda beni azarladı.Not only did he refuse to help me, but also he scolded me.
O sadece zaman öldürüyor.He is just killing time.
O, prensiplerine sadık kalıyor.He remains loyal to his principles.
O sadece kızların önünde gösteriş yapıyor.He's just showing off in front of the girls.
Onu sadece meraktan yaptı.He did it simply out of curiosity.
O, onu sadece bir şaka olarak söyledi.He said it merely as a joke.
O sadece Japonya'ya ABD Büyükelçisi olarak atandı.He has just been appointed the U.S. Ambassador to Japan.
Sadece küçük bir bestecidir.He is nothing but a minor composer.
Onun sadece yüzeysel bir Japonca bilgisi vardır.He has only a superficial knowledge of Japanese.
Sadece çölde ölmek için kazadan sağ kurtuldu.He survived the crash, only to die in the desert.
O, sadece sıradan bir büro çalışanıdır.He's just an ordinary office worker.
O sadece sıradan bir insan.He's just an ordinary man.