Amaç mümkün olduğunca erken azami gelir sağlamak değildir.It's not how to get as much as revenue as you can as early as you can.
Ben toprak gibi görünmesini sağlamak için biraz palamut gevreği de koydum.I put some bonito flakes down here to make it look like the ground.
Bu yönergeler, kullanıcılara iyi bir deneyim sağlamak için yer almaktadırlar.These guidelines are in place to ensure a good user experience.
"Buradan Başla" bölümünü, derse açıklama ya da bağlam sağlamak için kullanabilirsin.You can use the "Let's Begin" section to provide instructions or context for the lesson.
Bu menkul kıymet, -Yüksek getiriler sağlamak isteyen bu yatırımcının beklentisini karşılamıyor.So there's no way for him to invest in this security and to get better returns.
Bunu sağlamak için, oldukça düşük bir satış fiyatı belirlemek istiyorum.So what I do is, I want to charge a relatively low price for it.
Bilim bölümünü yapmak dört ayımızı aldı, yayımlanmasını sağlamak ise iki yılımızı (Gülüşmeler)It took four months to do the science, two years to get it published. (Laughter)
Yapmamız gereken şey, bağışıklık sisteminin tümör hücrelerini tanıması ve yok etmesini sağlamak.- What we've learned how to do is train the immune system to recognize and then kill tumor cells.
Genellikle buradaki en uygun yaklaşım, hızının yeşil bölgede kalmasını sağlamaktır.Keeping your speed in the green area is generally the most effective approach.
Onların arzuları gerçeğe karşı duyarsız kalmamızı sağlamaktı.And it's their desire to keep us ignorant to what is real.
Biliyorum ki bu noktanın üzerinde ve bu nokta B doğrusunun denklemini sağlamak zorunda.I just know that this is on the point, so this point must satisfy the equation of line B.
Onların filmi finanse etmesini sağlamak)(MS: Get them to finance the film.)
Bu yüzden senin erkencilik sağlamak erdirmezTherefore thy earliness doth me assure
Size uyum sağlamak için, bu video 31 Aralık 2012'de yok olacak.To level with you, this movie expires on December 31, 2012
İlk önce çocuklarımız... ...ikinci olarak, adaleti sağlamak için.Follow him wherever he is First to rescue our children And secondly, to deliver the justice
Ve bu parayı sağlamak kolay mı?And is it easy to raise that money?
Bundan yarar sağlamak için neye ihtiyacımız var?What do we need to capitalize on this?
Bunu göstermemin asıl nedeni zarın yapısında başka moleküllerin olduğunu da anlamanızı sağlamak.Because the most important thing is just to understand.
Ama anlamanızı sağlamak açısından güzel bir benzetme olduğunu düşünüyorum.But it's a good analogy.
Temizliği sağlamak için seyahat ve y ekseni ortasında tam negatif seyahat dürtmek x ekseniJog X-axis to the middle of travel and Y-axis to full negative travel to provide clearance
İnsan gençleşmesini sağlamak için köşe taşı olacak noktalara sahibimI have a corresponding milestone to robust human rejuvenation.
Bir: Halen tedaviden yoksun olan çocuklara tıbbi bakım sağlamak.One: provide care to children who are currently being deprived of treatment.
Bütün bu programa yirmi yılı aşkındır fon sağlamaktalar.They have also given funding for two decades to this whole program.
Fakat biz geçimimizi sağlamak için ne yapıyoruz?But what do we do for a living?
Aslında bütün laboratuvarlardan biri var ki toplam kapasitenin %20'sini sağlamaktadır.In fact, there's one lab in particular that represents 20 percent of all that capacity:
Biz sizin izinizi bırakmanızı sağlamak ve size 'Ben Buradaydım.' dedirtmek istiyoruzWe want you to make your mark and say: "I was here."
Şimdi kilit nokta onun ton balığı gibi davranmasını sağlamak.So the key now is to make it behave like tuna.
Geçimlerini sağlamak için suyun nimetlerine nasıl bağlı olduklarını bilmek isterim.I want to know how they rely on the water's bounty for their living.
İkincisi ekranı hareketli bir plaform üstüne yerleştirip, hareket yeteneği sağlamaktı.The next was to add mobility -- so, have the screen on a mobile base.
Tsunami'nin olduğu gün, tsunami kapaklarının kapalı olmasını sağlamaktan sorumluydu.The day of the tsunami, he'd actually been in charge of making sure the tsunami gates were closed.
Yine de bir açıklık sağlamak istiyorum.But I want to make one clarification.
Dünya'nın çapıdır. Cisimlerin havada yüzmelerini sağlamak için, araştırma yapıyordum.I was exploring, really early on, wanting to make things float in the air.
Herkesin konuyu takip ederken aynı yere gelmesini sağlamak gerekliydi.They had to quickly synchronize what other natural philosophers knew.
Bu sembiyoz iki tür için de öyle önemlidir ki birbirlerine uyum sağlamak için evrilmişlerdir.This symbiosis is so important to both species that they've changed, or evolved, to suit each other.
Craig Toten. Kendisi, bu işleri yapanlara belgeler sağlamak için çok uğraştı.Craig Toten, he has pushed forward to get documentation out to all the groups that are doing this.
Benim modelime kaynak sağlamak konusunda çok kibardılar.And they are very kind, affording my model.
O zaman buraya daha fazla para akışı sağlamak isterim.So I want to funnel more and more money in here.
Viral olmanın ana prensibi... ...diğer insanların bedavaya pazarlamanızı yapmasını sağlamaktır.The key tenet of virality is can you get other people to do your marketing for free.
Amaç biyoçeşitliliği korumak, istikrar ve direnç sağlamak.The goal is to protect biodiversity, to provide stability and resilience.
Görev yaptığı köyde barışı sağlamak.It's to pacify the village that he works in. He's got a purpose.
MyoD'nin görevi, hücrelerin kas hücrelerine farklılaşmalarını sağlamak.And what MyoD essentially does is, it causes cells to differentiate into muscle cells.
Ufaklıkları bir araya getirip Kodaman yaratabilmelerini sağlamakSo, bringing together the Small to help facilitate and create the Big,
Şimdi 5 milyon $ nakit sağlamak için hisse senedi ihraç etmek yerine, borçlanıyor olacağız.And instead of issuing stock to get the $5 million, we're going to borrow the money.
- bize yatak, günde üç ögün yemek- ve spor tesisi sağlamak durumundasınız.I believe we're entitled to a bed, three meals a day and sporting facilities.
Öncelikli sorumluluğumun, ülkemizdeki insanların güvenliğini sağlamak olduğunu kabul ediyorum.I do agree that my responsibility is first of all to make sure that people in our country are safe.
Geçmişte hedef standartlaşma ve uyum sağlamaktı.The goal of the past was standardization and compliance.
Çünkü simetriyi sağlamak zordur.Because it is hard to make symmetry.
Bu ülkenin mali durumunun güvenliğini sağlamak için bir merkez bankamızın olması gerekir!We must have a central bank to secure this country's finances!
Yani gençler için geçimlerini sağlamak kolay değil.So making a living is not that easy for young people.
Onlara tüm bu fırsatları sağlamak zorundayız.We've got to give them all of these opportunities.
Dünya nüfus artışını durdurabilecek tek şey çocukların sağ kalmasını sağlamak.It's only by child survival that we will stop population growth.
Bu "kanalları" kesme sebebim, saçının başının üstüne doğru uzanmasını sağlamak.It is to cut these "channels", to keep the hair laying flat onto your head.
Hareketi sağlamak ve gazın birazını çıkarmak için, karınlarına masaj yapabilirsiniz.There are certain things you can do during that time to help the baby.
300 milyon nüfuslu bir ulusta, demokrasiyi sağlamak gürültülü,Democracy in a nation of 300 million can be noisy and
Öte yandan, grupları oluşturmakta başarılı olan medyalar ise iletişim sağlamakta başarısız.And the media that's good at creating groups is no good at creating conversations.
Enerji dengesini tekrar sağlamak ve daha fazla ısınmayı engellemek için gereken değişim bu.That is the change needed to restore energy balance and prevent further warming.
Şiddetli fırtına ve sellere uyum sağlamak ile başlayarak üç grup örneği paylaşmak istiyorum.I'd like to share three sets of examples, starting with adapting to violent storms and floods.
Babam da bunu sağlamak için oradaydı.My father was there to provide it.
Bugün burada silahın barış ve istikrar sağlamak için nasıl kullanılabileceğini anlatacağım.I stand here today to tell you about the use of the gun as an instrument of peace and stability.
Belki işbirliği yapmak ve uyum sağlamak konusundaki yetenekleri?Maybe their greater ability to cooperate and adapt? (Laughter)