Bölge genel olarak tarımla geçimini sağlamaktadır.Tegevus on üldjuhul territoriaalse suunitlusega.
Kriyojenik olmayan yoğun yakıtlar, kanat yapılarında yakıt taşınmasına olanak sağlamaktadır.Mittekrüogeenset tihedat kütust saab ka tiibades asuvates kütusepaakides hoida.
Tórsvøllur, Uluslararası futbol maçlarının oynanabilir bir çim yüzeyi sağlamaktaıdır.Lepingu järgi võis Internazionale jalgpalluri välja osta.
Bunların temel amacı hücreye enerji sağlamaktır.Nende põhiline eesmärk on varustada rakku energiaga.
Bankalar, müşteriye yatırdığı paranın güvende olduğu hissiyatını sağlamak zorundadır.Hind viitab rahale, mida klient toote eest maksab.
Bunu sağlamak için geceli gündüzlü çalışmış, sağlığını ve hayatını yitirmiştir.Naine kaotab päevapealt töö ja teenistuse.
Gayem dışarı çıkmalarını sağlamaktı.Grima valis lahkumise.
Bu bakımdan gerek üreticilere gerekse tüketicilere önemli avantajlar sağlamaktadır.Oluline on seadmetes kasutada valmistaja poolt soovitatud rõhku.
Çoğu zaman sonuçlarda kararlılığı sağlamak tam pivot seçimine gerek yoktur.Paljudel juhtudel aga ei suuda isik lõplikku otsust teha.
Amaç, farklı muameleleri önlemek, eşitliği sağlamaktır.Selles näites annab mittevõrdne kohtlemine egalitaarsema tulemuse.
Daha iyi görüş sağlamak için gemilerin olabildiğince yüksek bir yerinde bulunur.Rõdud on kinnitatud laevakerest väljapoole, et pakkuda paremat vaadet.
2010 Teklif Çağrıları sağlamak da başlıca ihtiyaçlardan birisi olacaktır.mieć duże znaczenie w kontekście sposobu prowadzenia badań jak i ich tematyki.
300 milyon nüfuslu bir ulusta, demokrasiyi sağlamak gürültülü,A democracia numa nação de 300 milhões de pessoas pode ser barulhenta e
300 milyon nüfuslu bir ulusta, demokrasiyi sağlamak gürültülü,Democratia intr-o tara cu 300 de milioane de locuitoti poate fii zgomotoasa si
300 milyon nüfuslu bir ulusta, demokrasiyi sağlamak gürültülü,Demokratie in einer Nation von 300 Millionen kann laut sein und
300 milyon nüfuslu bir ulusta, demokrasiyi sağlamak gürültülü,Es importante. La democracia en un país de 200 millones de personas es
300 milyon nüfuslu bir ulusta, demokrasiyi sağlamak gürültülü,La démocratie dans une nation de 300 million d'individus
300 milyon nüfuslu bir ulusta, demokrasiyi sağlamak gürültülü,Η δημοκρατία σε ένα έθνος 300 εκατομμυρίων μπορεί να είναι θορυβώδης,
4.Birlik, Üye Devletlerin sosyal politikalarının koordinasyonunu sağlamakiçin girişimlerde bulunabilir.4.De Unie kan initiatieven nemen om te zorgen voor de coördinatie van hetsociaal beleid van de lidstaten.
4.Birlik, Üye Devletlerin sosyal politikalarının koordinasyonunu sağlamakiçin girişimlerde bulunabilir.4.Unia może podejmowaćinicjatywy w celu zapewnienia koordynacji politykspołecznych Państw Członkowskich.
4.Birlik, Üye Devletlerin sosyal politikalarının koordinasyonunu sağlamakiçin girişimlerde bulunabilir.4.Uniunea poate adopta iniţiative pentru asigurarea coordonării politicilorsociale ale statelor membre.
4.Birlik, Üye Devletlerin sosyal politikalarının koordinasyonunu sağlamakiçin girişimlerde bulunabilir.Az Unió kezdeményezéseket fogadhat el a tagállamok szociálpolitikájának összehangolása céljából.
4.Birlik, Üye Devletlerin sosyal politikalarının koordinasyonunu sağlamakiçin girişimlerde bulunabilir.Mitgliedstaaten ergreifen.
4.Birlik, Üye Devletlerin sosyal politikalarının koordinasyonunu sağlamakiçin girişimlerde bulunabilir.Únia môže prijímaťiniciatívy na zabezpečenie koordinácie sociálnej poli- tiky členských štátov.
4.Birlik, Üye Devletlerin sosyal politikalarının koordinasyonunu sağlamakiçin girişimlerde bulunabilir.Unie může přijímat iniciativy pro zajištění koordinace sociálních politik členských států.
4.Birlik, Üye Devletlerin sosyal politikalarının koordinasyonunu sağlamakiçin girişimlerde bulunabilir.Unionen får ta initiativ för att säkerställa samordningen av medlemsstater- nas socialpolitik.
4.Birlik, Üye Devletlerin sosyal politikalarının koordinasyonunu sağlamakiçin girişimlerde bulunabilir.Unioni voi tehdä aloitteita, joilla varmistetaan jäsenvaltioiden sosiaalipolitii- kan yhteensovittaminen.
Ağaçların amacı bize oksijen sağlamak değil.Non sono qui per questo scopo.
Aidid'i uzaklaştırmak ve düzen sağlamak üzere Mogadişu'ya gönderilir.- og begynder at angribe amerikansk personel.
Aidid'i uzaklaştırmak ve düzen sağlamak üzere Mogadişu'ya gönderilir.נשלחו למוגדישו לחסל את איידיד .ולהחזיר את הסדר על כנו
Aidid'i uzaklaştırmak ve düzen sağlamak üzere Mogadişu'ya gönderilir.كان محدد للمهمة 3 اسابيع ,لكن بعد مرور6 اسابيع,كان الصبر في واشنطن قد قارب على النفاد
AK-47'lerin, suçluların eline geçmemesini sağlamak istediğinizi söylemiştiniz.AK-47 aus den Händen der Verbrecher zu halten wollte.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.Aber der Grundgedanke ist der, die Luft in den effektiven Teil der Pflanzen zu pumpen.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.Dar ideea este să forţezi aerul să ajungă în partea activă a plantelor.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.하지만 공기가 식물 중에서도 효과적인 부분을 통과하도록 설계했는데
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.Mais l'idée est de forcer l'air à entrer dans la partie efficace des plantes.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.Ma l'idea è di forzare l'aria ad andare nella parte efficace delle piante.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.Pero la idea es vehicular el aire hacia la parte efectiva de la plantas.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.Pomysł polega na wtłoczeniu powietrza do efektywnych części roślin.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.Но идеята е да се изтласка въздухът така, че да отиде в ефективната част от растенията.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.Хитрость в том, чтобы воздух проходил через нужные части растений.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.אבל הרעיון הוא להכריח את האויר, לעבור בחלק הפעיל של הצמחים
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.لكن الفكره هي أن تُجبر الهواء أن يدخل إلي الجزء الفاعل من النبات.
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.空気が当たらなくてはなりません 根にはあまり効果がないからです
Ama anlamanızı sağlamak açısından güzel bir benzetme olduğunu düşünüyorum.Je to ale dobré přirovnání.
Ama anlamanızı sağlamak açısından güzel bir benzetme olduğunu düşünüyorum.좋은 비유이긴 합니다
Ama anlamanızı sağlamak açısından güzel bir benzetme olduğunu düşünüyorum.Mimo wszystko to dobre porównanie.
Ama anlamanızı sağlamak açısından güzel bir benzetme olduğunu düşünüyorum.Pero es una buena analogía.
Ama anlamanızı sağlamak açısından güzel bir benzetme olduğunu düşünüyorum.Tapi itu analogi yang baik.
Ama anlamanızı sağlamak açısından güzel bir benzetme olduğunu düşünüyorum.Но това е добра аналогия.
Ama anlamanızı sağlamak açısından güzel bir benzetme olduğunu düşünüyorum.ولكن ذلك قياس جيدة.
Ama aynı zamanda, bu sadece atar damarlara veya hemoglobine oksijen sağlamak için yapılan bir şey değil.Ale tu nie chodzi tylko o doprowadzenie tlenu do tętnic, o przyłączenie go do hemoglobiny.
Ama aynı zamanda, bu sadece atar damarlara veya hemoglobine oksijen sağlamak için yapılan bir şey değil.Dar în acelaşi timp, nu e vorba numai despre aducerea oxigenului în artere sau pe hemoglobină.
Ama aynı zamanda, bu sadece atar damarlara veya hemoglobine oksijen sağlamak için yapılan bir şey değil.자, 하지만 동시에 이것은 단지 동맥이나 헤모글로빈에 산소를 채우는 것으로 끝나는 것이 아니라
Ama aynı zamanda, bu sadece atar damarlara veya hemoglobine oksijen sağlamak için yapılan bir şey değil.Ma allo stesso tempo, il punto non è solo introdurre l'ossigeno nelle arterie o nell'emoglobina.
Ama aynı zamanda, bu sadece atar damarlara veya hemoglobine oksijen sağlamak için yapılan bir şey değil.Není to ale jen o tom dostat kyslík do tepen a do hemoglobinu.
Ama aynı zamanda, bu sadece atar damarlara veya hemoglobine oksijen sağlamak için yapılan bir şey değil.Par exemple, ceci serait une bronchiole.
Ama aynı zamanda, bu sadece atar damarlara veya hemoglobine oksijen sağlamak için yapılan bir şey değil.V tej chvíli to ale nie je len o prenose do artérií alebo o jeho väzba na hemoglobín.
Ama aynı zamanda, bu sadece atar damarlara veya hemoglobine oksijen sağlamak için yapılan bir şey değil.Але в той же час ми говоримо не лише про попадання кисню в наші артерії чи гемоглобін.
Ama aynı zamanda, bu sadece atar damarlara veya hemoglobine oksijen sağlamak için yapılan bir şey değil.В същото време, въпросът не е само в обогатяването с кислород на нашите артерии или хемоглобина.