Ayrıca diğer hizmetler sağlamaktadır.Andre services vi tilbyder.
Festivalin temel amacı değişik ülkelerden müzisyenler arasında kültürel iletişim sağlamaktır.Festivalen sigter mod at udvikle stærke kulturelle udvekslinger mellem musikere fra forskellige lande.
Eğer uygun olmayan durumlarda, örneğin kırsal alanlarda, ücretsiz ulaşım imkanı sağlamaktır.Det er altså kun i nødstilfælde, hvor det f.eks. ikke er muligt, at fremskaffe godkendt sikkerhedsudstyr.
Elde tutmak : Bilginin organizasyonu içinde kalmasını olabildiğince iyi bir şekilde sağlamak.Relation: Giv så relevant information som muligt.
Yılda 125 hm³ içme suyu sağlamaktadır.ROSKILDE VANDFORSYNING 125 ÅR.
Kilisenin yapısı, iyi bir akustik sağlamak için tasarlanmıştır.Tøndehvælvingerne inde i kirken sørger for en god akustik.
Bu berat ile bu yerleşke ortasında her hafta bir kere bir pazar kurulması imtiyazı sağlamaktaydı.I den periode byggedes i gennemsnit et beboelseshus om måneden.
3. Kural: Başka bir yerden gelir sağlamak yasaktır.3: Tænke tilbage fra mål til status.
Kosovo Force (KFOR), Kosova'da güvenliği sağlamakla görevli NATO önderliğinde çok uluslu bir barış gücü.Den NATO-ledede KFOR-styrke står for sikkerheden i Kosovo.
Buda oyunun eşsiz bir ekonomik yapıya sahip olmasını sağlamaktadır.Biafra udtalte, at en sådan turné kun kunne have et økonomisk rationale.
İsviçre'nin bütünlüğü ve tarafsızlığını sağlamak amacıyla bugüne kadar üç genel seferberlik ilan edildi.Schweiz har haft tre generalmobiliseringer til beskyttelse af landets integritet og neutralitet.
Ormanın bu niteliği, farklı bitki türlerinin aynı alanda iç içe büyümesine olanak sağlamaktadır.Men denne nye skov giver helt andre betingelser for planterne i skoven.
Web servis kurulumu sağlamak (WSDL kullanılarak ya da kullanılmadan).DNSB's hjemmeside (Webside ikke længere tilgængelig).
IPsec aşağıdaki protokolleri kullanarak çeşitli işlevler sağlamaktadır.Sergej har flere hobbier udenfor arbejdstid.
Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan iyidir.Depressionspiller gør større skade end gavn.
Bunun nedeni de hastaların hareketli kalmalarını sağlamaktır.Sygdommen betyder, at patienten får problemer med at bevæge sig.
En önemli başarılarından biri Barça'nın kendi stadına sahip olmasını sağlamaktı.En af hans største bedrifter var at hjælpe FC Barcelona til at få sit eget stadion.
"Hükümetin işi finansal hizmetlere olanak vermektir, sağlamak değil.""Der er ingen grund til, at det offentlige udbyder en service, som private lige så godt kan udbyde.
Bankalar, müşteriye yatırdığı paranın güvende olduğu hissiyatını sağlamak zorundadır.Stemplerne er købernes sikkerhed for, at varen lever op til det, den lover.
Metabolik yolaklar organizmalarda homeostaz sağlamakta rol oynar.Stofskifteveje er vigtige for opretholdelsen af homøostase i en organisme.
Panzehirin bulunabileceği en yakın hastahanenin acil servisine nakil sağlamak için yardım çağrısında bulunun.Forbindelsen skal være med til at forbinde hospitalets kommende rekreative område med Helstrups byrum.
“Bu güce sahip iki ordu birleşmeleri halinde hileli harekatlar yapabilecek kudreti sağlamaktaydı.”De to kommunisthære kunne nu forene deres kræfter.
Süt ürünleri işletmesi, köyün ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır.Ostefabrikken har begribeligt nok været en stor arbejdsgiver for landsbyens befolkning.
Yeni bir video grafik API, Core Video Gerçek zamanlı video işleme sağlamak için Core Imageni güçlendirir.En nytt grafisk video-API, Core Video som gjør det mulig å behandle sann tid video prosessering.
Ekonomik gelişmenin ülke düzeyinde yayılmasını sağlamak ve özellikle az gelişmiş bölgelere ulaşmak.Den ble grunnlagt for å fremme økonomisk utvikling, særlig i mindre utviklede regioner.
Bu tarz savaşmanın amacı toprak kazanmak değil kaynakları ele geçirmek ve prestij sağlamaktı.Hensiktene med disse var vanligvis ikke å skaffe seg territorium, men å erobre ressurser og sikre prestisje.
Kantakouzenos, bölgede düzeni sağlamak için Konstantinopolis'ten ayrıldı.Johannes Kantakouzenos forlot Konstantinopel for å forsvare området.
Bu esneklik, Lucene APIsinin dosya biçiminden bağımsız olmasını sağlamaktadır.Denne fleksibiliteten gjør at Lucene's API er uavhengig av fil-format.
Radyasyon güvenliğini sağlamak.Brukes som beskyttelse mot radioaktiv stråling.
Din polisi ise bu kuralların uygulanmasını sağlamakla görevli idi.Politiet ble pålagt å følge med på at forskriftene ble overhold.
Bu Amara yüzüğü, vampirlerin güneş altında dolaşabilmelerini sağlamaktadır.Dette bruker Bølge-mestere til å bokstavelig talt slå ihjel vampyrer med solens kraft.
MÖ 12 yılında Kral Herod oyunların sürekliliğini sağlamak için finansal destek verdi.Herodes den store ga i 12 f.Kr. finansiell støtte til lekene for å sikre deres fremtid.
Europeana farklı kültürel ve tarihsel miras enstitülerinden farklı türde içeriğe erişim imkanı sağlamaktadır.Europeana gir tilgang til ulike typer innhold fra ulike typer kulturminneinstitusjoner.
Onun sonraki hedefi imparatorluğun kalıtsal yolla geçmesini sağlamaktı.Hans neste mål var å gjøre den keiserlige krone arvelig.
Prestij sağlamak.Sannsynligvis av prestelig interesse.
Hanedanlık Öncesi Dönem'de Nubya ile, altın ve tütsü sağlamak için ticari ilişkiler geliştirmişlerdi.I det førdynastiske Egypt etablerte de handel med Nubia for å få tak i gull og røkelse.
BTR-80’ne göre zırhı özelliği geliştirilen araç 14.5 mm kalibrelik silahlara kadar koruma sağlamaktadır.Pansringen er forbedret fra BTR-80, noe som skal gi beskyttelse mot 14,5 mm kaliber forfra.
Amaçlanan, bu maaşı alan kişilerin tam zamanlı olarak sanat için çalışmalarını sağlamaktır.Som resultat av denne utviklingen tvinges arbeiderne til evigvarende lønnsarbeid.
Hükümete düzenli bir gelir temin etmeyi sağlamak için vergileri artırdı.Özellikle askeriye için.Stattholderen ble særlig brukt til å øke skattene, noe som var nødvendig for å finansiere kriger.
Vim başlangıçta Amiga için çıkarılmış olsa da bugün çoklu platform desteği sağlamaktadır.Selv om Vim opprinnelig ble lansert for Amiga, har den utviklet seg til å bli multiplattform-programvare.
Doğalgazda fiyat dengesi sağlamak.I stedet gir staten naturskadeerstatning.
Barışı sağlamak için mücadele eder.Vi må sikte høyere for freden.
Kavram bütünlüğü sağlamak açısından yaygın olarak HIV/AIDS birleşik terimi kullanılır.Spredningen av hiv og dermed aids er globalt svært ujevnt fordelt.
Çatıya kurulan güneş panelleri yıllık 1.200.000 kWh enerji sağlamaktadır.Integrert i taket er det solcellepaneler, som kan produsere 700 000 kWh hvert år.
Gemiler askerî birliklere erzak sağlamak için vazgeçilmez unsurlardı.Skip var vitale for forsyninger for styrkene.
Bu durum, eyaletin güneşli ve sıcak bir iklime sahip olmasını sağlamaktadır.Dette betyr og at Østlandet har flere dager med sol og varmere vær.
Ticari bungee işletmeleri, 50 m'ye varan atlayış noktaları sağlamak için gezici vinçler kullanır.Bærum roklubb jobber med å legge ut bøyer som vil markere banen hver 250 meter.
Bu birliklere, amaçlanan hızda ilerlemelerini sağlamak için istihkam unsurları eklendi.Han har med seg ordrer om at de skal sette opp farten.
Bazı uygulamalarda, uygun bir sistem kontrolü sağlamak için sadece bir veya iki işlem kullanmak gerekebilir.Beberapa aplikasi mungkin hanya menggunakan satu atau dua term untuk memberikan kontrol sistem yang sesuai.
Atlantic Airways Ocak 2007 itibarıyla 177 kişiye istihdam sağlamaktadır.Atlantic Airways mempekerjakan 177 oran pada Januari 2007.
Özellikle, von Neumann projeksiyonunu sağlamak için varsayılır.Khususnya, percobaan ini dianggap telah memenuhi proyeksi von Neumann.
Bununla birlikte Mars yörüngesinin geniş eksantrikliği ilginç bir sonuç sağlamaktadır.Eksentrisitas orbit Mars yang relatif besar memberikan pengaruh yang besar.
Birlikleri Konstantinopolis'e yürümüş fakat halk desteği sağlamakta başarılı olamamıştır.Pasukannya berbaris menuju Konstantinopel, tetapi gagal memenangkan dukungan rakyat.
Kral bu istekleri sağlamak için elinden geleni yapacağını söylemiştir.Raja menjawab bahwa ia akan melakukan hal-hal yang dapat dilakukan untuk memenuhi permintaan tersebut.
Fidye ödeyerek esirlerin serbest bırakılmasını sağlamak için yanında 120,000 altın meblağ taşımaktaydı.120.000 lempengan emas dibayarkan untuk kebebasan tahanan itu.
Ülke içinde düzen ve güvenliği sağlamak.Menjaga keamanan dan stabilitas dalam negeri.
Merkez Bankasının birinci/temel hedefi, fiyat istikrarını sağlamaktır.Tujuan utama di bank sentral adalah stabilitas harga.
Kendisine büyük servetler sağlamakla birlikte, etkili bir yönetim kurdu.Untuk mewujudkan kegembiraan itu, ia pun mengadakan selamatan, yaitu pesta adat secara besar-besaran.
Ayrıca savunma kolaylıkları da sağlamaktadır.Selain itu, dia juga bersedia menjamin keamanan bagi mereka.
Barışı sağlamak için mücadele eder.Dalam situasi ini GKST berjuang untuk perdamaian.