Bunun nedeni de hastaların hareketli kalmalarını sağlamaktır.Toch blijft hij volhouden dat hij in het belang van de patiënte handelde.
CRONOS e-posta, Microsoft Office Suite gibi hizmetler sağlamaktadır.RMS werkt alleen met programma’s die het ondersteunen zoals Microsoft office.
Bir yandan da ailesinin güvenliğini sağlamak zorundadır.. ^ FoxZe denkt erover na om zijn levensverzekering op te strijken. (en) Crown v.
Şu an 400.000 kişiye istihdam sağlamaktadır.Daar kunnen nu 4000 mensen in.
Halk geçimini hayvancılıkla sağlamaktaymış.De inwoners kwamen aan de kost via het houden van vee.
Su kaynakları bol olana mahallesimüzde her türlü tarım ürünü yetişmesine imkân sağlamaktadır.In een landbouwontwikkelingsgebied krijgt de intensieve veehouderij alle kansen om zich te ontwikkelen.
TCMB'nin temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.De belangrijkste taak van het OMB is het bijhouden van de begroting.
Bu işlem köseleye fazladan dayanım sağlamaktadır.Dit zorgt voor nog meer ondersteuning van het lichaam.
Her Gürcü ve Kıpçak ailesi, orduya bir asker, bir at ve bir silah sağlamakla yükümlü tutuldu.Każda rodzina kipczacka była zobowiązana do wystawienia jednego żołnierza z koniem i uzbrojeniem.
Bunları besin sağlamak ve kendini savunmak için kullanır.Potrafi sama się obronić i zadbać o siebie.
Ancak doğa koşullarında bunu sağlamak çok zordur.W naturalnym środowisku jednak trudno już go spotkać.
Böylece iktidarı eline geçirmek için destek sağlamak istemekteydi.Skąd miał jeszcze siły, aby mu pomóc?
Barışı sağlamak için mücadele eder.Czy liczyli na uratowanie pokoju?
Tüm dünyadan oyuncuların katılımını sağlamak için genelde yılda 1 kez düzenlenirler.Corocznie gromadzi ono uczestników z całego świata.
Bu seçim de güç tasarrufu sağlamaktadır.Za wyborem tego procesu przemawia także oszczędność energii.
Machinima, özellikle bağımsız sinemacılar için yeni bir açılım sağlamaktadır.Kojarzona jest przede wszystkim z kinem niezależnym.
Geçiş durum değişimini gösterir ve geçişi sağlamak için yapılması gereken koşulla tanımlanır.Odpowiednie wyjścia opisywane są warunkami, które muszą zostać spełnione by dane przejście mogło zajść.
Ayrıca diğer hizmetler sağlamaktadır.Pozostałe serwisy stanowią dodatkową pomoc.
Bu ekonomik faaliyet sadece kendi geçimlerini sağlamaktan ibaret olmuştur.Gospodarka ta prowadzona jest wyłącznie na własny użytek.
Bundaki amacı, Ural dillerinin fazla edebi değer kaybetmeden karşılaştırılmaya alınmasını sağlamaktı.Szkoda, ze w pośpiechu zapomniałem zanotować ściślej ortografii.
Eddie geçimini bir eğlence parkında çalışarak sağlamaktadır.James zatrudnia się w lokalnym parku rozrywki.
Bağbaşı Yaylası'na ulaşım sağlamaktadır.Wtedy cała grupa kieruje się do pokoju nadawania.
Web sitesinin amacı bütün pikselleri satmak ve böylece sahibine bir milyon dolarlık bir gelir sağlamaktı.W ten sposób cała przestrzeń na stronie została sprzedana, przynosząc milion dolarów przychodu dla twórcy.
Halk geçimini sağlamak için denize yönelmiştir.Na swojej drodze spotykał ludzi idących po wodę do rzeki.
TCMB'nin temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Celem NBP jest stabilizowanie wartości złotego.
15 milyon kişiden daha fazla bir nüfus (nüfusun %25'i) kahve sektöründen geçimini sağlamaktadır.Szacunkowo około 15 milionów Etiopczyków (jedna czwarta ludności) żyje z produkcji kawy.
Ayrıca mahallenin %20 si arıcılıkla geçimini sağlamaktadır.Ponadto 20% gruntów jest nawadnianych.
Bu motorlar silaha kısa ve uzun menzil sağlamaktadır.Broń ta sprawdza się zarówno na krótki jak i długi dystans.
Güvenlik büyük bir endişedir ve dolayısıyla bunu sağlamak için kullanılan çeşitli yöntemler vardır.Występujące masowo stonogi, wyrządzają wiele szkód, dlatego stosuje się wiele metod na pozbycie się ich.
Toptancı tücarlar küçük tüccarlarla irtibatı sağlamak için uzun mesafeler katetmekteydiler.Guts nie zagrzał jednak długo miejsca wśród najemników.
Bunlardan ilki askeri olup, savaş birimlerinin gelişmesinde katkı sağlamaktadır.Jej powodzenie zależało od rozwinięcia wojsk desantowych przed przystąpieniem do działań wojennych.
Festivalin temel amacı değişik ülkelerden müzisyenler arasında kültürel iletişim sağlamaktır.Festiwal promuje rozwijanie silnej międzykulturowej wymiany między muzykami z różnych krajów.
Mikro çeviriciler bilinen çeviricilere kıyasla birçok avantaj sağlamaktadırlar.Mikrokredyty dają więc wiele korzyści pośrednich.
Halkın yarısını ölmeye bırakmak diğer yarısının doymasını sağlamak için iyidir" der.W Łobzie na pomór zmarła połowa mieszkańców miasta.
Sonuçların UCSC Genom tarayıcısı ile ilişkilendirilmesine olanak sağlamaktadır.Poniższy przykład pokazuje jak można symulować CPU poprzez interpreter.
Giberellinlerin esas etkisi, bitkilerin boyuna büyümesini sağlamaktır.Działanie morfaktyn polega na ogólnym zahamowaniu wzrostu roślin.
Köylü geçimini çiftçilikle sağlamaktadır.Dzięki jej pieniądzom został farmerem.
Sezon Buffy'nin dirildikten sonra tekrar hayata uyum sağlamakta zorlanmasını anlatır.Po przygodzie z Sevillą ponownie mu zaufano.
Tüm bu olanaklar kamu diplomasisi alanında olumlu katkılar sağlamaktadır.Z każdym z nich można przeprowadzać pewne akcje w oknie dyplomacji.
Onlara göre söylevin amacı, ikna etmeyi sağlamaktır.Wygląda to tak, jakby sami siebie chcieli przekonać, że podjęta decyzja jest słuszna.
Kadın tarihinin yazılmasını sağlamak.Porzuca pomysł napisania historii.
Bunlar birkaç Masters programına temel sağlamaktadır.Jest składnikiem serii programów PowerToy.
İnsana fayda sağlamak.Wartościowanie człowieka.
Site en son olarak Overwatch video oyunun çevrimiçi oyuncu kayıt sistemini ve desteğini sağlamaktadır.Pasek boczny otrzymał panel programu Windows Media Player i uaktualniony zegar.
Çoğunluğu emekli maaşı ile geçimini sağlamaktadır.Realizuje ją ono głównie poprzez świadczenia emerytalne.
Cumhuriyet öncesi yapılan bu demiryolu ilçeye ulaşım kolaylığı sağlamaktadır.Istniejąca linia kolejowa ułatwiała komunikację.
İşçiler üzerinde adil iş yükü dağılımını sağlamak.Sprawiedliwe nierówności zarobków.
Bu motor, Airbus A380'e güç sağlamak için kullanılabilen iki seçenekten biridir.Lotnisko będzie zatem posiadać dwie bramki, mogące obsłużyć A380.
“Bu güce sahip iki ordu birleşmeleri halinde hileli harekatlar yapabilecek kudreti sağlamaktaydı.”Poszczególne dywizje miały być w miarę rozwoju działań oddane do dyspozycji odnośnych dców Armii”.
Süt üretimi büyük gelir sağlamaktadır.Produkcja mleka wynosi ok.
Bunların aynı zamanda hası bulunduran yerin düzen ve güvenliğini sağlamak görevleride vardı.Wiele do życzenia pozostawiał także stan bezpieczeństwa.
Bu araçlar piyade, panzer ve panzergrenadier birliklerine destek sağlamak üzere tasarlanmıştır.Są przygotowani do udzielenia wsparcia piechocie i ich wozom bojowym.
Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Podstawowym zadaniem Eurosystemu jest utrzymywanie stabilności cen.
Web sitesinin amacı bütün pikselleri satmak ve böylece sahibine bir milyon dolarlık bir gelir sağlamaktı.Målet med webbplatsen var att sälja alla pixlar och således tjäna en miljon dollar.
Ayrıca bataryaların geri dönüşümünü sağlamak da bir sorun olarak durmaktadır.Problemet är att det går lika fort att ladda ur batteriet igen.
Film Los Angeles Orthopedi Hastanesi'ne fon sağlamak için kullanılmıştır. ...Filmen användes som en pengainsamling till Los Angeles Orthopedic Hospital.
Aralarında anlaşma sağlamak çok zor olurdu.Det blir till en uppgörelse dem emellan.
Orkestranın finansmanını Berlin şehri ve sponsoru Deutsche Bank sağlamaktadır.Orkestern finansieras av staden Berlin i samarbete med Deutsche Bank.
Bunun yanında ailelere, evlerinde destek sağlamak amacıyla oluşturulan bir ekip de bulunur.Utöver detta finns hemtjänst, för dem som klarar av att med viss hjälp bo kvar i sitt eget hem.
Ve bunlar ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır.De har fortfarande mycket stor betydelse för världsekonomin.