Filmin finansmanını Channel 4 televizyonu sağlamıştır.Film został w całości sfinansowany przez Channel 4.
İnce, eğilen bir gagası, çiçeklerden nektarı almaya adaptasyon sağlamıştır.Ma zakrzywiony dziób, przystosowany do pobierania nektaru z kwiatów.
Bu çarpışma aynı zamanda dünyaya eksen eğikliğini kazandırmış ve rotasyon hızı sağlamıştır.Ta kolizja odchyliła również oś obrotu Ziemi i nadała jej szybką rotację.
Fransa İmparatoru III. Napoleon Tokugawa Yoshinobu’ya son model 2 bin adet Chassepot tüfeği sağlamıştır.Napoleon III zaopatrzył Yoshinobu Tokugawę w 2000 nowoczesnych karabinów Chassepot wz.
Barışı sağlamak için mücadele eder.Czy liczyli na uratowanie pokoju?
Tüm dünyadan oyuncuların katılımını sağlamak için genelde yılda 1 kez düzenlenirler.Corocznie gromadzi ono uczestników z całego świata.
Kask, tüm bu denemelerden sağlam çıkmayı başarmıştır.Rysio przechodzi wszystkie próby pomyślnie.
Muhkem (Arapça: محكم), "Hüküm veren, sağlamlaştırılmış" anlamlarına gelen Arapça kelime.Aja (آية), l.mn. ajat (آيات) – arabskie słowo na "znak" lub "cud".
Bu seçim de güç tasarrufu sağlamaktadır.Za wyborem tego procesu przemawia także oszczędność energii.
Çeçen Mücahitler Örgütü'ne finansman sağlamıştır.Wspierany przez czeski fundusz powierniczy uchodźców (Czech Refugee Trust Fund).
Machinima, özellikle bağımsız sinemacılar için yeni bir açılım sağlamaktadır.Kojarzona jest przede wszystkim z kinem niezależnym.
Firma şirketler için FDA düzenleyici yardım sağlamasıyla bilinir.Firma znana jest z tego, że pomaga przedsiębiorstwom w spełnieniu wymogów FDA.
Sağlam yapısı, düşük fiyatı ve etkili oluşu onu dünyada en çok kullanılan tanksavar silahı yapmaktadır.Prostota obsługi, niski koszt i efektywność sprawiły, że stał się najpopularniejszą bronią w swojej klasie.
Burada uyuşturucu satarak geçimini sağlamaya başladı.Tam zaczął zajmować się handlem narkotykami.
Fransa’nın gücünü azaltarak sınırlarını sağlama almak.Udało mu się zmniejszyć francuski nacisk na granice.
Geçiş durum değişimini gösterir ve geçişi sağlamak için yapılması gereken koşulla tanımlanır.Odpowiednie wyjścia opisywane są warunkami, które muszą zostać spełnione by dane przejście mogło zajść.
Sikkenin değerinin düşmesi, Bizans'ın düşen gelirler karşısında harcamalarını sürdürmesini sağlamıştır.W obliczu spadających przychodów psucie monety pozwoliło Bizancjum utrzymać niezbędne wydatki na obronę.
Ayrıca diğer hizmetler sağlamaktadır.Pozostałe serwisy stanowią dodatkową pomoc.
Bu ekonomik faaliyet sadece kendi geçimlerini sağlamaktan ibaret olmuştur.Gospodarka ta prowadzona jest wyłącznie na własny użytek.
Bu bölgede Sovyet planları ezici bir başarı sağlamıştır.Taki wynik na rynku amerykańskim jest bardzo słabym osiągnięciem.
Bundaki amacı, Ural dillerinin fazla edebi değer kaybetmeden karşılaştırılmaya alınmasını sağlamaktı.Szkoda, ze w pośpiechu zapomniałem zanotować ściślej ortografii.
Bu ekonomik güç artışı, daha büyük askeri birlikler oluşturmaya olanak sağlamıştır.Pomyślność ekonomiczna pozwalała na wynajmowanie oddziałów wojsk zaciężnych.
Bu oranlar, üzümün olgunluğuna, sağlamlığına ve hava şartlarına göre değişiklik gösterebilir.Jej zachowanie zmienia się razem z miejscem i ludźmi, wśród których się znajduje.
Eddie geçimini bir eğlence parkında çalışarak sağlamaktadır.James zatrudnia się w lokalnym parku rozrywki.
Bağbaşı Yaylası'na ulaşım sağlamaktadır.Wtedy cała grupa kieruje się do pokoju nadawania.
Web sitesinin amacı bütün pikselleri satmak ve böylece sahibine bir milyon dolarlık bir gelir sağlamaktı.W ten sposób cała przestrzeń na stronie została sprzedana, przynosząc milion dolarów przychodu dla twórcy.
Halk geçimini sağlamak için denize yönelmiştir.Na swojej drodze spotykał ludzi idących po wodę do rzeki.
TCMB'nin temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Celem NBP jest stabilizowanie wartości złotego.
Ayrıca Azerbaycan adına da 500 kg altın gönderilmesini sağlamıştır.Może i mógłbym Panu sprzedać kilka 50-karatowych diamentów.
15 milyon kişiden daha fazla bir nüfus (nüfusun %25'i) kahve sektöründen geçimini sağlamaktadır.Szacunkowo około 15 milionów Etiopczyków (jedna czwarta ludności) żyje z produkcji kawy.
Ayrıca mahallenin %20 si arıcılıkla geçimini sağlamaktadır.Ponadto 20% gruntów jest nawadnianych.
Tarihin bir kere daha tekrarlanmamasını sağlamaya çalışacağına yemin etti.Przysięgła także nigdy już o niej nie wspominać.
Oysaki 30 yıl önce şehrin bütün surları sağlamdı.33 lata temu szukała go cała Ameryka.
Kayı: Sağlam.Zachowanie: Spokojna.
Turizmin gelişmesi, ülkenin ekonomisinin de büyümesini sağlamıştır.Ostatnio wzrasta rola turystyki w rozwoju gospodarczym kraju.
Bu motorlar silaha kısa ve uzun menzil sağlamaktadır.Broń ta sprawdza się zarówno na krótki jak i długi dystans.
Güvenlik büyük bir endişedir ve dolayısıyla bunu sağlamak için kullanılan çeşitli yöntemler vardır.Występujące masowo stonogi, wyrządzają wiele szkód, dlatego stosuje się wiele metod na pozbycie się ich.
Endülüs dönemi aynı zamanda İspanya'daki Yahudi kültürünün altın çağının da var olmasını sağlamıştır.Jego twórczość należy do złotego okresu kultury żydowskiej w Hiszpanii.
Bugün yapı sağlam bir durumda bulunmaktadır.Główny budynek jest dziś w złym stanie.
Toptancı tücarlar küçük tüccarlarla irtibatı sağlamak için uzun mesafeler katetmekteydiler.Guts nie zagrzał jednak długo miejsca wśród najemników.
"Süper Lig'in "en sağlam 11'i" belirlendi".Był wybrany z bardzo wysokim, numerem 11.
Bunlardan ilki askeri olup, savaş birimlerinin gelişmesinde katkı sağlamaktadır.Jej powodzenie zależało od rozwinięcia wojsk desantowych przed przystąpieniem do działań wojennych.
Festivalin temel amacı değişik ülkelerden müzisyenler arasında kültürel iletişim sağlamaktır.Festiwal promuje rozwijanie silnej międzykulturowej wymiany między muzykami z różnych krajów.
Zafer, Yunan işgaline son vererek Kurtuluş Savaşının kesin bir askeri sonuca ulaşmasını sağlamıştır.Na wojnie spędził 10 lat, by w końcu dzięki podstępowi zapewnić greckim najeźdźcom zwycięstwo.
Burada zeminin sağlam olduğunu kim söyleyebilir?"Rzekli: "Kto zamieszka ziemię ?
Kilden (belki odunla sağlamlaştırılmış) duvarlarla korunur ve Roma büyük ihtimalle burada kurulmuştur.Cokół stanowi antyczne spolium, sprowadzony został z Rzymu, prawdopodobnie była to podstawa posągu.
Mikro çeviriciler bilinen çeviricilere kıyasla birçok avantaj sağlamaktadırlar.Mikrokredyty dają więc wiele korzyści pośrednich.
Halkın yarısını ölmeye bırakmak diğer yarısının doymasını sağlamak için iyidir" der.W Łobzie na pomór zmarła połowa mieszkańców miasta.
Üyelerine fotoğraflarını en iyi şekilde yüklemelerini sağlamaya çalışmaktadır.Próbuje on stworzyć jak najlepsze warunki dla swoich dzieci.
Sonuçların UCSC Genom tarayıcısı ile ilişkilendirilmesine olanak sağlamaktadır.Poniższy przykład pokazuje jak można symulować CPU poprzez interpreter.
Sonuçta Luftwaffe, hava hakimiyeti sağlamıştı.Wtedy za ubezpieczenie mogłoby służyć tylko Luftwaffe.
Bunun sonucunda Şarlken'in Avrupa'daki egemenliğini sağlamlaştırdı.Dzięki niej Levi osiągnął status ikony w Wielkiej Brytanii.
Giberellinlerin esas etkisi, bitkilerin boyuna büyümesini sağlamaktır.Działanie morfaktyn polega na ogólnym zahamowaniu wzrostu roślin.
Köylü geçimini çiftçilikle sağlamaktadır.Dzięki jej pieniądzom został farmerem.
Tōhō stüdyoları filme bütçe sağlamayı bile reddetmiştir.NALA Films zajęło się dofinansowanie projektu.
Dış tentenin gergi ipleri de gergin tutulur ama, belirli bir esneme sağlamalıdır.Jądro zewnętrzne powoduje silne ugięcie fali, ale może się ona w nim rozchodzić.
Sinirleri sanıldığı kadar sağlam değildir.Chłopak nie jest tak bogaty, jak to sobie wymarzyła.
Sezon Buffy'nin dirildikten sonra tekrar hayata uyum sağlamakta zorlanmasını anlatır.Po przygodzie z Sevillą ponownie mu zaufano.
Bu da, Evrim Ağacı'nın kısa sürede Evrim Kuramı konusunda “bilirkişi” olarak görülmesini sağlamıştır.Dopuszczalny jest natomiast, gdy „drożdże” są rozumiane jako pewna faza cyklu rozwojowego.
Tüm bu olanaklar kamu diplomasisi alanında olumlu katkılar sağlamaktadır.Z każdym z nich można przeprowadzać pewne akcje w oknie dyplomacji.