Parçalanmış arabanın durumundan içindekilerin sağlam çıkamayacakları anlaşılmaktadır.Hij onthult dat de wagen van de drie niet zomaar pech kreeg.
2014 yılında ülkeden Amerikan üssünün çekilmesini sağlamak için söz verdi.De president heeft aangekondigd om een Amerikaanse legerbasis in 2014 te sluiten.
Bunlar hala tam sağlam yapılardır.Die is nog vol idealen.
Baronun, ailesinin ve konseyin güvenliğini sağlamaktadır.Geld is het probleem in het leven van de baron en zijn familie.
Bu albüm de büyük bir başarı sağlamıştır.Ook dit album werd een groot succes.
Serbest kalmasını sağlamak için, V. Bagrat müslüman olmayı kabul etmiştir.Bagrat V werd uiteindelijk vrijgelaten nadat hij zich tot de islam had bekeerd.
Ne var ki, bu gemiler uygulamada pek yarar sağlamıyordu.Hierdoor werden deze schepen al snel onbruikbaar.
Eddie geçimini bir eğlence parkında çalışarak sağlamaktadır.Bobby vindt het lijk tijdens een wandeling.
Kubbeler ise sağlam durumdadır.Het kuitbeen is recht.
Bu da bulgarların bu durumdan yararlanmalarını sağlamıştır.Hierop kregen de Bulgaren de organisatie toegewezen.
EFTA, üye devletlere ticaret liberalizasyonu sağlamaktadır.Binnen Brittannië moedigt de partij emissiehandel aan.
Ekstranetlerin kullanımı işletmelere aşağıdaki yararları sağlamaktadır: Düşük maliyet.Bij geschikte toepassingen zijn belangrijkste voordelen: Lage kostprijs.
Bu Amara yüzüğü, vampirlerin güneş altında dolaşabilmelerini sağlamaktadır.Het team weet de vampieren bezig te houden tot de zon opkomt.
Haydi imanı sağlamlaştırın!Leer hem te vertrouwen.”
Kamalar sağlamdır ama bir kama bükülüp üçe katlanarak bırakılmıştır.De tak naar het schaambeen heeft een driehoekige vorm en is verlengd.
Doğan Sabancı ayrıca kadınlara mikro kredi sağlama çalışmaları yürütmektedir.Impulskrediet biedt naast microkredieten ook begeleiding aan.
Endonöryum, perinöryum ve epinöryum sağlamdır.Gebed, vasten en meditatie zijn middelen daartoe.
Anakin iki bacağını ve sağlam kolunu kaybeder.Ellington brak beide benen en zijn bekken.
27 Ocak 1986 bir operasyona destek sağlamışlardır.Op 27 juni 1986 werd een verbeterd wapen toegekend.
Bu da sigortacıların reasürans işlem giderlerini azaltmasını sağlamaktadır.Dit om de fysieke belasting van stratenmakers te verlichten.
Personel ve askeri rezervlerin eğitimini sağlamak.VN-personeel en -materiaal beschermen.
İnsan Hakları Bildirisi'ne büyük katkılar sağlamıştır.Wat past bij het grote waardering van de mens in hem, als geheel.
Köylü geçimini çiftçilikle sağlamaktadır.Wel mag hij/zij de boer bij de boer passen.
Perry, kanser ve HIV/AIDS nedeniyle acı çeken insanlara yardım sağlamayı amaçlayan örgütlere de destek oldu.Ook worden organisaties ondersteund die mensen met hiv of aids proberen te helpen.
Hiçbir şekilde haksız kazanç sağlamadım.Onterecht mee profiteren.
Ancak Cassius, Praetorianların çoğunun sadakatini sağlama konusunda başarısız oldu.Severus ging er verder toe over de weinig loyale Praetoriaanse garde te ontbinden.
Yüksek transfer hızını koruyarak gecikme sürelerini kısaltmayı sağlamaktadır.Een hogere flow van de mobiele fase zorgt ervoor dat de retentietijd korter wordt.
Bunun nedeni de hastaların hareketli kalmalarını sağlamaktır.Toch blijft hij volhouden dat hij in het belang van de patiënte handelde.
Kullanım sırasında Nitril eldivenler giyilmelidir, lateks eldivenler yeterli koruma sağlamaz.In een laboratorium zullen dus latex handschoenen geen bescherming bieden tegen dit extreem krachtige vergif.
Bu yöntem hastaların yüzde 40’ında fayda sağlamıştır.Het gunstige effect wordt dan gezien bij 50% van deze patiënten.
CRONOS e-posta, Microsoft Office Suite gibi hizmetler sağlamaktadır.RMS werkt alleen met programma’s die het ondersteunen zoals Microsoft office.
Bir yandan da ailesinin güvenliğini sağlamak zorundadır.. ^ FoxZe denkt erover na om zijn levensverzekering op te strijken. (en) Crown v.
Saldırı israil'e savaş sonuna dek hava üstünlüğü sağlamıştır.Gedurende de rest van de oorlog beheerste Israël het luchtruim.
Siyasî nedenlerin yanında ekonomik ortaklık da ilişkilerin olumlu yönde gelişmesine fayda sağlamıştır.Omgekeerd kunnen goede politieke relaties ook in het voordeel werken van de bedrijven.
Şu an 400.000 kişiye istihdam sağlamaktadır.Daar kunnen nu 4000 mensen in.
Üyelerine fotoğraflarını en iyi şekilde yüklemelerini sağlamaya çalışmaktadır.Leden worden aangemoedigd hun beste werk te uploaden.
1930'lu yıllarda geriye kalabilen sağlam MK IV'ler yeniden kalibrelendirildi.Vier Sidestrand Mk III-toestellen zijn in de jaren 1930 omgebouwd tot Overstrands.
Üçüncü sınıf madalya her zaman sağlam pirinçten vuruldu.De derde rail wordt vrijwel altijd met gelijkspanning gevoed.
Halk geçimini hayvancılıkla sağlamaktaymış.De inwoners kwamen aan de kost via het houden van vee.
Su kaynakları bol olana mahallesimüzde her türlü tarım ürünü yetişmesine imkân sağlamaktadır.In een landbouwontwikkelingsgebied krijgt de intensieve veehouderij alle kansen om zich te ontwikkelen.
TCMB'nin temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.De belangrijkste taak van het OMB is het bijhouden van de begroting.
Kayı: Sağlam.Scheemda: Actief.
Molok, yaşayabilmek için çöle çok iyi uyum sağlamıştır.Oryxen zijn goed aangepast aan het leven in de woestijn.
Bu işlem köseleye fazladan dayanım sağlamaktadır.Dit zorgt voor nog meer ondersteuning van het lichaam.
Dışarı boşalma cinsel yolla bulaşan hastalıklara (CYBH) karşı koruma sağlamaz.Hierbij wordt gecontroleerd of er geen sprake is van een seksueel overdraagbare aandoening (SOA).
Ayrıca harici iyiler ve zenginliklerin, insana mutluluk sağlamayacağını da söylemiştir.De zandmannetjes leggen uit dat rijkdom niet gelukkig maakt.
Yeterince sağlam görünüyordu.Hij leek stevig genoeg.
Sağlam mısın?Ben je ongedeerd?
İkinci defa vezir Ay ile evlenmesi, Ay'ın firavun olmasını sağlamıştır.Faraon Anedżib przybrał imię Dwaj Władcy (nebui) odnoszące się do rywalizujących ze sobą Horusa i Seta.
O Kepler modelinin sağlam bir savunucusu olarak kaldı.Stał się potem silnym orędownikiem modelu Keplera.
Honda daha önce 1988 ve 1992 yılları arasında McLaren'a motor sağlamıştı.Honda natomiast dostarczała McLarenowi silniki w sezonach 1988–1992.
1850'li yıllarda gerçekleşen vergi reformları, ucuz gazetlerin daha geniş bir şekilde yayılmasını sağlamıştır.Reformy podatkowe z 1850 roku pozwoliły na wydawanie wielu tanich gazet o dość dużym nakładzie.
Her Gürcü ve Kıpçak ailesi, orduya bir asker, bir at ve bir silah sağlamakla yükümlü tutuldu.Każda rodzina kipczacka była zobowiązana do wystawienia jednego żołnierza z koniem i uzbrojeniem.
Bu yükseliş maaşlarının aylık 600 euroya çıkmasını sağlamıştır.Nowo powstały związek wezwał do podniesienia miesięcznego wynagrodzenia o 200 euro.
Toprağa çok sağlam basar.Na ziemi są bardzo ostrożne.
Tür ismi uygun olmalı ve tür için kesin bir kimlik sağlamalıdır.Nazwa gatunku musi zapewnić odpowiednio jednoznaczną identyfikację gatunku.
Bunları besin sağlamak ve kendini savunmak için kullanır.Potrafi sama się obronić i zadbać o siebie.
MSRE, değerli uzun vadeli bir işletme deneyimi sağlamıştır.Reaktor MSRE dostarczył jednak cennej wiedzy z długiego okresu eksploatacji.
Ancak doğa koşullarında bunu sağlamak çok zordur.W naturalnym środowisku jednak trudno już go spotkać.
Böylece iktidarı eline geçirmek için destek sağlamak istemekteydi.Skąd miał jeszcze siły, aby mu pomóc?