Onlara göre söylevin amacı, ikna etmeyi sağlamaktır.Wygląda to tak, jakby sami siebie chcieli przekonać, że podjęta decyzja jest słuszna.
Kadın tarihinin yazılmasını sağlamak.Porzuca pomysł napisania historii.
Dışarı boşalma cinsel yolla bulaşan hastalıklara (CYBH) karşı koruma sağlamaz.Nie chronią przed chorobami przenoszonymi drogą płciową.
Büyüklüğü ve sağlam duruşuyla hala ayaktadır.Zachowany i utrzymany jest w dobrym stanie.
Hayat biçimleri olağanüstü şekilde ağaçlarda yaşamaya uyum sağlamıştır.Pakożer leśny znakomicie przystosował się do życia w lasach.
İskender'in ordusunun çekirdeği, sağlam Makedon dağ-savaşçılarıydı.W zażartej walce górę wzięli żołnierze macedońscy.
Düzenlenen maçlar beklenen geliri sağlamayınca, kulüp kirasını ödeyemez duruma düştü, hissedarları dağıldı.Zajadaliśmy się za to pierogami, kiedy klubu nie stać już było na opłacenie nam obiadów.
Şehirlere, insan yaşam alanlarına iyi uyum sağlamışlardır.Dobrze przystosowały się do siedlisk ludzkich.
Bunlar birkaç Masters programına temel sağlamaktadır.Jest składnikiem serii programów PowerToy.
Bu koşullar nedeniyle konforlu bir yolculuk sağlamazlar.Przez nieszczęśliwy zbieg okoliczności do spotkania tego nie dochodzi.
Bu neden verimli topraklara sahiptir ancak topraklar sağlam değildir.To jest pierwsza zasada, ponieważ bez zdrowej Ziemi ludzie nie mogą prosperować.
İnsana fayda sağlamak.Wartościowanie człowieka.
Bu hisar hakikatten sağlamdı.Donosy okazały się nieprawdziwe.
Programın sunucusu Cesar Millan programda sorunlu köpekleri rehabilitasyonu sağlamanın yollarını anlatır.Tego zadania podejmuje się Cesar Millan, specjalizujący się w trenowaniu psów.
Sezonun ikinci yarısı Ertuğrul Sağlam tarafından A takım ile antremanlara çıkarıldı.W połowie drugiego sezonu zostaje porwany przez Ludo wraz z księgą zaklęć.
Site en son olarak Overwatch video oyunun çevrimiçi oyuncu kayıt sistemini ve desteğini sağlamaktadır.Pasek boczny otrzymał panel programu Windows Media Player i uaktualniony zegar.
Kesin koruma sağlamaz.Nie jest chroniony.
Çoğunluğu emekli maaşı ile geçimini sağlamaktadır.Realizuje ją ono głównie poprzez świadczenia emerytalne.
Cumhuriyet öncesi yapılan bu demiryolu ilçeye ulaşım kolaylığı sağlamaktadır.Istniejąca linia kolejowa ułatwiała komunikację.
İşçiler üzerinde adil iş yükü dağılımını sağlamak.Sprawiedliwe nierówności zarobków.
Krallıkta kilise ve parasal reformlar yapılmasını sağlamıştır.Wzywał do przeprowadzenia reform w kościele i państwie.
Bu motor, Airbus A380'e güç sağlamak için kullanılabilen iki seçenekten biridir.Lotnisko będzie zatem posiadać dwie bramki, mogące obsłużyć A380.
“Bu güce sahip iki ordu birleşmeleri halinde hileli harekatlar yapabilecek kudreti sağlamaktaydı.”Poszczególne dywizje miały być w miarę rozwoju działań oddane do dyspozycji odnośnych dców Armii”.
"Süper Lig'in "en sağlam 11'i""."Trafiliśmy w dziesiątkę, a nawet w jedenastkę".
Süt üretimi büyük gelir sağlamaktadır.Produkcja mleka wynosi ok.
Talazan kelime anlamıyla sağlam, güvenilir demektir.Storråda oznacza osobę mocną w słowach, dumną.
Bunların aynı zamanda hası bulunduran yerin düzen ve güvenliğini sağlamak görevleride vardı.Wiele do życzenia pozostawiał także stan bezpieczeństwa.
Bu araçlar piyade, panzer ve panzergrenadier birliklerine destek sağlamak üzere tasarlanmıştır.Są przygotowani do udzielenia wsparcia piechocie i ich wozom bojowym.
Erken çocukluk döneminde çocuğa çeşitli duyusal deneyimler sağlamanın gereği üzerinde önemle durdu.Już w dzieciństwie jego wczesne próby dramatyczne zwróciły uwagę kilku wpływowych osób.
Molok, yaşayabilmek için çöle çok iyi uyum sağlamıştır.Moloch żyje wyłącznie na pustyni.
Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Podstawowym zadaniem Eurosystemu jest utrzymywanie stabilności cen.
Bölgedeki askerlerin de katılması ve destek vermesiyle bölgede denetimi sağlamayı başarır.W okolicę wysyłano patrole badając możliwości działania i dokonując aprowizacji.
Diğer Moskova manastırlarından farklı olarak, 17. yüzyıldan beri neredeyse sağlam kaldı.Till skillnad från andra kloster i Moskva, har det i stort sett varit helt intakt sedan 1600-talet.
Bulunan üç gömüt sağlam, biri ise tahrip olmuş durumdadır.Nauka har tre anslutningar; för, zenit (upp) och nadir (under).
Bu hükümler ancak pratikte devlet tarafından cezai kovuşturmaya karşı fazla koruma sağlamaz.Däremot ger dessa bestämmelser inte något signifikant skydd i praktiken mot åtal av staten.
Web sitesinin amacı bütün pikselleri satmak ve böylece sahibine bir milyon dolarlık bir gelir sağlamaktı.Målet med webbplatsen var att sälja alla pixlar och således tjäna en miljon dollar.
Hükümetin düzen sağlamaya çalışması da Lübnan Ordusu'nun yapısı gereği engellendi.Regeringens förmåga att upprätthålla ordning försvagades också av den libanesiska arméns natur.
Ayrıca bataryaların geri dönüşümünü sağlamak da bir sorun olarak durmaktadır.Problemet är att det går lika fort att ladda ur batteriet igen.
Avukatın Uzlaşma Sağlama Yetkisi.Ordna egen advokat om möjligt.
Motive olarak iyi bir başarı sağlamayı diliyoruz.För andra betydelser, se Bom Sucesso.
Film Los Angeles Orthopedi Hastanesi'ne fon sağlamak için kullanılmıştır. ...Filmen användes som en pengainsamling till Los Angeles Orthopedic Hospital.
Steve Nash ile uyum sağlamasıyla takımın önemli bir parçası haline geldi.Steve Nash var förstås mest nöjd av alla.
Bunun yanında toplamda 1200 den fazla kişi katkı sağlamıştır.Mer än 1200 bidrag deltog.
Hâlâ daha sağlam bir çözümün gerekli olduğu açıktır.Det stod ändå klart att en mer fullgod lösning för trafiken var nödvändig.
Aralarında anlaşma sağlamak çok zor olurdu.Det blir till en uppgörelse dem emellan.
Orkestranın finansmanını Berlin şehri ve sponsoru Deutsche Bank sağlamaktadır.Orkestern finansieras av staden Berlin i samarbete med Deutsche Bank.
Arazi sağlam bir topografyaya sahiptir.Regionen har en mycket varierad topografi.
Böylelikle kendine sadık kalacak büyük bir askeri birlik bulunmasını sağlamıştı.Han lät sedan sätta upp ett nytt bestående av sina egna lojala trupper.
Bunun yanında ailelere, evlerinde destek sağlamak amacıyla oluşturulan bir ekip de bulunur.Utöver detta finns hemtjänst, för dem som klarar av att med viss hjälp bo kvar i sitt eget hem.
Ancak bu sorunlarının çözülmesini sağlamadı.Men de lyckades ej att lösa problemet.
Winton çocuklara kalacak yer bulmuş ve güvenli bir şekilde İngiltere'ye ulaşmalarını sağlamıştır.Winton hittade hem för barnen och arrangerade deras resor till Storbritannien.
Özgürlüğün ve mülkiyetin korunmasını özel sözleşmelerle sağlama taraftarıydılar.Han förespråkade att frihet och egendom skulle försvaras av privata institutioner.
Ve bunlar ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır.De har fortfarande mycket stor betydelse för världsekonomin.
Programın sunucusu Cesar Millan programda sorunlu köpekleri rehabilitasyonu sağlamanın yollarını anlatır.Programmet följer Cesar Millans arbete med hundar med beteendestörningar.
Ancak darbe şirkete yarar sağlamadı.U2 kände sig inte alls hemma i det sällskapet.
Bunlar, zamanında (JIT) üretime hassas izleme sayesinde olanak sağlamaktadır.Vid viloplatsen kan den tidvis falla i ett stelt tillstånd (torpor).
Isaac Newton, 1668 yılında ilk işlevsel yansıtan teleskop inşasına katkı sağlamıştır.På hösten 1668 byggde Newton sitt första reflektorteleskop.
Ayrıca harici iyiler ve zenginliklerin, insana mutluluk sağlamayacağını da söylemiştir.Carion säger att rikedom inte kan köpa lycka.
Ancak Themistokles Atinalılara karşı bir askerî harekat hazırlamamış ne de buna destek sağlamamıştır.Themistokles försökte dock aldrig genomdriva någon militär hämnd mot Aten.
Hayat biçimleri olağanüstü şekilde ağaçlarda yaşamaya uyum sağlamıştır.Extremiteterna är bra anpassade för livet i träd.