Tom'un sağlam bir midesi var. İstediği şeyi yiyebiliyor.Tom has a cast iron stomach. He can eat just about anything.
Koşullara uyum sağlamak zorundasın.You have to adapt to circumstances.
Tom geçimini sağlamak için ne yaptığı hakkında konuşmaya başladı.Tom began talking about what he did for a living.
Senin çocuklarının güvende olmalarını sağlamak için gücüm dahilinde her şeyi yapacağım.I'll do everything within my power to make sure your children are safe.
Bu köprü sağlam görünüyor.This bridge looks steady.
Onun bütün dişleri sağlamdı.All his teeth were sound.
Ben Varşova'yı terk etmek ve geçimimi başka bir yerde sağlamak zorunda kaldım.I had to leave Warsaw and make my living somewhere else.
Tom, liseden mezun olduğundan beri, Mary'nin onunla evlenmesini sağlamaya çalışıyor.Tom has been trying to get Mary to marry him ever since he graduated from high school.
Geri çekme cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlamaz.Coitus interruptus does not protect against STDs.
Onun sağlam bir yapısı var.He has a robust constitution.
Seninle kalıyorken geçimimi sağlamak istiyorum.I'd like to earn my keep while I'm staying with you.
Geçimini sağlamakta zorluk çekti.He had a hard time making a living.
Bu sandalyeyi al. O sağlam.Take this chair. It's sturdy.
Geçimimi sağlamak için bunu yapabilirim.I could do this for a living.
Tom'un anlamasını sağlamaya çalışıyorumI'm trying to make Tom understand.
Ev, heyelanı sağlam atlattı.The house survived the landslide intact.
Benim yeni arabam her zaman herhangi bir yere gitmeme olanak sağlamaktadır.My new car enables me to go anywhere, anytime.
Balpeteği yapısı iskeleye sağlamlığını verir.The honeycomb structure gives the scaffolding its sturdiness.
Geçimimi sağlamak için Fransızcayı yeterince iyi konuşabileceğime eminim.I'm sure I can speak French well enough to get by.
Onlar düzeni sağlamak için polisi aramak zorunda kaldı.They had to call the police to restore order.
Tom çok başarı sağlamıyor.Tom isn't having much success.
Bu merdiven yeterince sağlam mı?Is this ladder steady enough?
Şimdi geçimimi sağlamak için utanç duyuyorum.I feel ashamed for living on now.
Endişelenme. Eminim, Tom'un henüz burada olmamasının sağlam bir nedeni var.Don't worry. I'm sure there's a good reason why Tom isn't here yet.
Oh Zeus, çiftlik fazla tahıl sağlamıyor.Oh Zeus, the farm does not provide much grain.
Sağlam bir tartışma ortaya çıktı.A robust discussion ensued.
Tom Boston'da geçimini sağlamakta zorluk çekti.Tom had a hard time making a living in Boston.
Tom'a karşı sağlam delilimiz yok.We have no hard evidence against Tom.
Beni kimsenin izlemediğini sağlama bağladım.I made sure no one was following me.
Tom zarardan yarar sağlamaya çalıştı.Tom tried to make the best of a bad situation.
Tom kendi geçimini sağlamak zorunda kalmadı hiç.Tom has never had to earn his own living.
Tom'un geçimini sağlamak için yaptığı şey budur.This is what Tom does for a living.
Tom sağlam bir sesle konuştu.Tom spoke in a firm voice.
Tom geçimini sağlamaya çalışıyor.Tom struggles to make ends meet.
Bu tür kumaş hem ucuz hem de sağlam.This kind of cloth is both cheap and sturdy.
Bir kaya gibi sağlam.It's solid as a rock.
Bu, bilimsel açıdan son derece sağlam.This is quite sound from a scientific aspect.
Onların anlamasını sağlamak zorundasın.You have to make them understand.
Sağlam kanıta ihtiyacım var.I need solid proof.
Bu makine sağlam ve emisyonsuzdur.This machine is robust and emission-free.
Dan hapishanenin dışındaki hayata uyum sağlamak için mücadele etti.Dan struggled to adapt to life outside jail.
Ben sadece sağlama bağlıyorum.I'm just making sure.
Çoğu bakirenin sağlam bir kızlık zarı vardır.Most virgins have an intact hymen.
Bu ipin yeterince sağlam olduğunu düşünüyor musun?Do you think this rope is strong enough?
Sağlam giyin, gece ayazı çok soğuk olur.Dress warmly, the night air is very cold.
Onlar teröristlere silah sağlamakla suçlandılar.They were accused of supplying arms to terrorists.
Bize bir indirim yapmalarını sağlamak zor olacak.It'll be difficult to get them to give us a discount.
Mayası sağlam değil onun.She has a character defect.
Karton, kağıttan daha sağlamdır.Cardboard is stronger than paper.
Gazetelerimizin geri dönüşümünü sağlamaya başladık.We have started to recycle our newspapers.
Baban geçimini sağlamak için ne yapar?What does your father do for a living?
Tom daha fazla ayrıntı sağlamadı.Tom didn't provide further details.
Tom herhangi bir ayrıntı sağlamadı.Tom didn't provide any details.
Onun kaya gibi sağlam mazereti var.He has a rock solid alibi.
Tom herhangi bir açıklama sağlamadı.Tom didn't provide any explanation.
Tom'un korkuları sağlam temelliydi.Tom's fears were well founded.
Bu okul kendi öğrencilerine ders kitabı sağlamaktadır.This school supplies textbooks to its students.
Tom sağlam biriydi.Tom was quite a guy.
Sağlam olman gerekiyor.You need to be firm.
Diğerlerine yardım etmeden önce kendi maskeni sağlamlaştır.Secure your own mask before helping others.