Çeşitli koşullara uyum sağlamalısınız.You must adapt to a variety of conditions.
İnek bize süt sağlamaktadır.The cow supplies us with milk.
Bürokratlar dev şirketler ile sağlam bağları sürdürürler.The bureaucrats maintain solid ties with the gigantic corporations.
İhtiyacımız olan tüm parayı sağlamak için sana güveniyoruz.We're banking on you to provide all the money we need.
Biz sağlamca arkandayız.We are solidly behind you.
Bir ev, çimentodan yapılmış sağlam bir temel üstüne inşa edilmiştir.A house is built on top of a solid foundation of cement.
Her şeyden önce güvenliği sağlamalısın.You should put safety before everything else.
Güvenliği başka her şeyden önce sağlamalıyız.We must put safety before anything else.
Zarardan yarar sağlamalısın.You should make the best of a bad situation.
Televizyon bilgi sağlamak için çok önemli bir araçtır.Television is a very important medium through which to provide information.
Ahır küçüktü ama sağlamdı.The barn was small, but it was strong.
Nehir şehre elektrik enerjisi sağlamaktadır.The river furnishes electric power to the town.
Onun yeni teoriyi anlamasını sağlamak imkansızdır.It is impossible to get him to understand the new theory.
Sonuç sağlam bir temel üzerine oturmaktadır.The conclusion rests on a solid basis.
Bu, oturmak için çok sağlam bir sandalye.This is a very sturdy chair to sit in.
Bu kasabada düzeni sağlamak zordur.It's difficult to keep order in this town.
Bu göl kentimize su sağlamaktadır.This lake supplies our city with water.
Bu evin sağlam bir temeli vardır.This house has a solid foundation.
Bu tür hataların gelecekte olmamasını sağlamak için elimden geleni yapacağım.I'll do my best to ensure that such mistakes don't occur in the future.
Bu yatak sağlam gözüküyor.This bed looks solid.
Onun o projeyi ciddiye almasını sağlamak için buradayız.We have got to get him to take that project seriously.
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.A sound mind dwells in a sound body.
Kurbanlara yiyecek ve elbise sağlamalıyız.We must provide the victims with food and clothes.
Onların evde kalmasını sağlamak için çok uğraştım fakat onlar beni dinlemeyi reddettiler.I tried hard to make them stay home, but they refused to listen to me.
Burs onun üniversiteye gitmesini sağlamıştır.The scholarship enabled her to go to university.
Yeni çevreme uyum sağlamayı oldukça zor buldum.I found it pretty hard to adjust to my new surroundings.
Yeni metro 20 dakika içinde okula gitmemi sağlamaktadır.The new subway enables me to get to school in 20 minutes.
İnsan çevresel değişikliklere uyum sağlamak için büyük bir kapasiteye sahiptir.Man has a great capacity to adapt to environmental changes.
Bir koltuğu sağlama almak için yapman gereken bütün şey sırada beklemektir.All you have to do to secure a seat is to wait in line.
Vali mağdurlara yardım sağlamaya karar verdi.The governor decided to provide assistance for the victims.
Geçimini sağlamak için bir emekli maaşı var.He has a pension to live on.
Geçimini sağlaması gereken büyük bir ailesi var.He has a large family to provide for.
Onun İngilizce mesajı anlamasını sağlamada zorluk çektim.I had difficulty in making him understand the message in English.
Onun konuşması duygularıyla uyum sağlamadı.His speech did not accord with his feelings.
O sağlam genç bir adam.He is a robust young man.
O ailesinin geçimini sağlamaktadır.He provides for his family.
Onun sağlam bir inancı var.He has a firm belief.
O, sağlam karakterli bir adamdır.He is a man of firm character.
O, fon sağlamada iyidir.He's good at fund raising.
Tanrısına sağlam bir inancı vardı.He had a firm belief in his God.
O bilgi sağlamaya söz verdi.He promised to provide information.
Onun yeni şartlara uyum sağlaması hızlıdır.He is quick to adapt to new circumstances.
Onlar sağlam ayakkabı değiller.They aren't such a bad lot.
Onlar birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için çok uğraştılar.They tried very hard to gain an advantage over one another.
Onun teoriyi anlamasını sağlamak imkansızdır.It is impossible to make her understand the theory.
Onun Allah'a inancı çok sağlam.Her belief in God is very firm.
O iyi bir yaşam sağlamaktadır.She makes a good living.
Biz, yoksullar için gıda ve giysi sağlamalıyız.We must provide food and clothes for the poor.
Bugün okul günü. Geç kalmamayı sağlama alsam iyi olur.Today's a school day. I'd better make sure not to be late ...
Bina eski ama sağlam.The building is old but solid.
O beyefendi geçimini sağlamak için ne işle meşgul?What does that gentleman do for a living?
Tom gergin bir ip üzerinde dengesini sağlamaktadır.Tom is balancing on a tightrope.
Gökdelen sağlam bir temel üzerine inşa edildi.The skyscraper was built on a solid foundation.
Kolonlar sağlam bir temel sağlamaktadır.Columns provide a solid foundation.
Tom geçimini sağlamak için bir kamyon sürmektedir.Tom drives a truck for a living.
Geçimimi sağlamak için şarkı söylüyorum.I sing to make my living.
Grant onlara sağlam bir söz vermeyi reddetti.Grant refused to give them a firm promise.
Bir aptala öğretmeye çalışmak ölü bir adam için tıbbi tedavi sağlamak gibidir.Trying to teach a fool is like providing medical treatment for a dead man.
Tom iyi bir yaşam sağlamaktadır.Tom makes a good living.
Tom Mary'ye babasının geçimini sağlamak için ne yaptığını sordu.Tom asked Mary what her father did for a living.