Bu tarihin kabul görmesini sağlamamız gerek.And we have to make this day work.
Çünkü simetriyi sağlamak zordur.Because it is hard to make symmetry.
Bu ülkenin mali durumunun güvenliğini sağlamak için bir merkez bankamızın olması gerekir!We must have a central bank to secure this country's finances!
Ordu ve polise, düzen ve asayişi sağlamaları için para ödemeniz gerekir.You have to pay the army and the police to show law and order.
Şimdi ikinci yoldan çözelim ve sonra sağlamasını yapalım.Let's do it that second way, and then verify it.
Ve öyle görünüyor ki bu makine şimdiye kadar yaptığımız en sağlam makine.And it turned out that this machine happens to be the most reliable machine that we've ever made.
Yani gençler için geçimlerini sağlamak kolay değil.So making a living is not that easy for young people.
Ogretmenler duzeni saglamaya calisirsa ne oluyor?And what happens when the teacher tries to assert order?
Sağlama yapmak her zaman iyidir.And that makes sense.
Geç dönem .Yunan sanatının bir özelliği de, eserle empati kurmamızı sağlaması.There is this real empathy that exists there and it really is characteristic of that late
Sadece beşgenleri düşünüyorsunuz çünkü daha küçük sayılar bunu sağlamıyor.You've been thinking only of pentagons because the lower numbers didn't have this question.
Neden şimdiye kadar bir değişimin gerçekleşmesine olanak sağlamadık?Why haven't we allowed innovation to happen?
Onlara tüm bu fırsatları sağlamak zorundayız.We've got to give them all of these opportunities.
Ve metin, sağlam bir çapa ya da yere çakılmış bir çivi gibi iş görür.And then the text functions as this cruel anchor that kind of nails it to the ground.
Dünya nüfus artışını durdurabilecek tek şey çocukların sağ kalmasını sağlamak.It's only by child survival that we will stop population growth.
Gövde yekpare dokulu metal bir kasadan oluşup, elinize çok sağlam oturacaktır.The body will be crafted from a single piece of textured metal, making it really solid in your hand.
Kanalda bir gemi enkazı olduğunu anlamasını sağlamaya çalışıyordum.I was trying to make him understand there'd been a shipwreck in the channel.
Bir kaç tane sağlam sarmaşık kesmeliyiz.We'll cut some strong vines.
Bedeni tüketir ama zihin sağlam kalır.It wastes the body, but the mind remains intact.
Bu "kanalları" kesme sebebim, saçının başının üstüne doğru uzanmasını sağlamak.It is to cut these "channels", to keep the hair laying flat onto your head.
3 (-1) - 7 = -11 olmali. Soru isareti koyuyorum cunku saglayip, saglamdigini bilmiyoruz.Put ? as i don't know if it satisfies.
Büyüme için optimum sıcaklığı sağlamalıyız.We need to maintain an optimum temperature for the growth.
Yani, bir anatomi uzmanı eline testereyi alıp, insanların ses yolunu yandan görülmesini sağlamıştır.An anatomist took a saw and [sound] allowing it to see in cross section the human vocal tract.
"Benim sorumluluğum seni eve sağlam götürmek değil, benim sorumluluğum seni eve zengin götürmek."My responsibility is not to get you home alive. My responsibility is to get you home rich."
Eve sağlam dönmek istiyorsan o senin bileceğin iş.You want to get home alive, that's on you.
Hareketi sağlamak ve gazın birazını çıkarmak için, karınlarına masaj yapabilirsiniz.There are certain things you can do during that time to help the baby.
Güçlü ve sağlam.It's strong and resilient.
Bunları hala epey sıkça kullanıyoruz, çünkü çok sağlamlar ve yapıları da oldukça basit.And we still use them commonly, because they're very robust and relatively simple devices.
Bu yılın sonuna kadar yoksulların tedavisine 1 milyon dolardan fazla katkı sağlamış olacağız.By the end of this year, we would have contributed over one million dollars in indigent care.
300 milyon nüfuslu bir ulusta, demokrasiyi sağlamak gürültülü,Democracy in a nation of 300 million can be noisy and
Öte yandan, grupları oluşturmakta başarılı olan medyalar ise iletişim sağlamakta başarısız.And the media that's good at creating groups is no good at creating conversations.
Enerji dengesini tekrar sağlamak ve daha fazla ısınmayı engellemek için gereken değişim bu.That is the change needed to restore energy balance and prevent further warming.
Güvenilir, sağlam işler.Safe, secure jobs.
Şimdi sağlama yapalım ve cevabın doğruluğunu kontrol edelim.Now let's verify that this is the solution to our original equation.
Ve sağlam kalmış olan damarsal ağaç yapısını görüyorsunuz.And you can see the vascular tree that remains intact.
Ayrıca öğrendiğiniz bilgilerin işlendiği bellek sağlamlaştırma işlemini başlatır.It also begins memory consolidation, in which information you learn is processed.
Bu durumda değil, çünkü bu çevresel olarak çok sağlam bir teknoloji ürünü.Well in this case it isn't, because it's a very, very ecologically-sound piece of technology.
Yeni seçenekler, olanaklar sağlamaz mı?Wouldn't that be so cool, and that wouldn't that open up all sorts of new possibilities?
Geçiş sağlama.Making a switch.
Hepsini bir araya getirdiğinizde, bu sağlam bir sayısal mücadele:When you put it all together, it's quite a computational challenge:
Şiddetli fırtına ve sellere uyum sağlamak ile başlayarak üç grup örneği paylaşmak istiyorum.I'd like to share three sets of examples, starting with adapting to violent storms and floods.
Uyum sağlama uzmanlara bırakılmayacak kadar önemlidir.Adaptation's too important to be left to the experts.
İyi bir video çekmek için, başlangıç olarak çok sağlam bir planınız olmalı.So to shoot a great video, you have to start with a very strong plan.
Çiftçi olmaktan gurur duymalarını sağlamalıyız, ... ... çünkü hayatta kalmamıza izin veriyorlar.We need to make them proud of being a farmer because they allow us to survive.
Babam da bunu sağlamak için oradaydı.My father was there to provide it.
Bugün burada silahın barış ve istikrar sağlamak için nasıl kullanılabileceğini anlatacağım.I stand here today to tell you about the use of the gun as an instrument of peace and stability.
Ben sağlam bir içiciyim!I can drink.
Onların Amerika'ya varmalarını sağlamış.He led them to America.
Belki işbirliği yapmak ve uyum sağlamak konusundaki yetenekleri?Maybe their greater ability to cooperate and adapt? (Laughter)
Ama amaç havanın bitlilerin etkili kısımlarına gitmesini sağlamak.But the idea is to force the air to go in the effective part of the plants.
Sıradaki adım kalıcılık sağlamak.The next step is to make something endure
Kendimizi güvende hissettiren anncak güvenliğimizi sağlamayan şeyler için gerçek bir kelimemiz yok.There's no real word for stuff that makes us secure, but doesn't make us feel secure.
Biri, insanların güvenliğini sağlamak ve farketmelerini ummak.One, you can make people actually secure and hope they notice.
Amma sağlammış.Ahh this isn't it
Kurduğu kendi şirketinde çalışmasını sağlamış olduk.We have since spun him off into his own business.
Lineer transformasyonun birinci koşulunu sağlamış olduk. -We see our first condition for this being a linear transformation holds.
Lineer transformasyonun iki koşulunu da sağlamış olduk.We met both of our conditions for linear transformations.
Deneme sürüşü yapmalarını sağlamak ya da sizinle uçmaları ne kadar tuttu?How much did it cost them to take a test drive of your car or fly your airline?
Ve sağlam arkasında idi.I've spoken there before.
Silahlar için Contras sağlamak için başka bir operasyon yapıldı. Ayrıca yasalara aykırı olduğu.Evidence suggests that Mr. Bush and the ClA actually had a much longer-standing relationship.